YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← Depresyon ve anksiyetenizin nedeni bu olabilir

Get Embed Code
29 Languages

Showing Revision 83 created 10/29/2019 by Cihan Ekmekçi.

  1. Çok uzun bir zaman boyunca
  2. aklımdan çıkmayan iki bilinmez vardı.
  3. Bir türlü anlam veremiyordum
  4. ve açıkçası, incelemekten de korkuyordum.
  5. Birinci bilinmezim: 40 yaşındayım
  6. ve hayatım boyunca her geçen yıl
  7. Birleşik Devletler'de, Britanya'da
    ve Batı'nın her bir yanında
  8. ciddi depresyon ve anksiyete artışı var.
  9. Ben de sebebini anlamak istiyorum.
  10. Bu bize niçin oluyor?
  11. Ne oluyor da her geçen yıl
  12. daha çoğumuz günü atlatmakta
    daha çok zorluk çekiyoruz?
  13. Bunu anlama isteğim de
    daha kişisel bir sebepten ileri geliyordu.
  14. Daha bir gençken

  15. doktora gittiğimi
  16. ve ona içimden acı aktığını
    hissettiğimi açıkladığımı hatırlıyorum.
  17. Kontrol edemiyordum,
  18. bunun niçin olduğunu da anlamıyordum,
  19. bundan bir hayli utanıyordum da.
  20. Doktorum da bana bir hikâye anlattı,
  21. şimdi anlıyorum ki iyi niyetliymiş
  22. ama çok basite indirgenmişti.
  23. Tamamen yanlış değildi.
  24. Doktorum dedi ki "İnsanların
    niçin böyle olduğunu biliyoruz."
  25. Bazı insanların kafasının içinde
    kimyasal bir dengesizlik oluyor --
  26. sen de onlardan birisin.
  27. Yapmamız gereken şey sana ilaç yazmak,
  28. kimsayal dengesizliği
    normale döndürecektir.''
  29. Ben de Paxil veya Seroxat diye
    bir ilaç almaya başladım.

  30. Farklı ülkelerde ismi farklı
    ama aynı ilaç.
  31. Çok daha iyi hissettim,
    tam bir harekete geçiriciydi.
  32. Ama çok geçmeden
  33. o acı hissi geri gelmeye başladı.
  34. Ve bana daha yüksek doz
    vermeye başladılar,
  35. ta ki 13 yaşında yasal olarak alabileceğim
    en yüksek doza ulaşana kadar.
  36. Bu 13 yıın büyük bir kısmında
    ve özellikle de sonunda
  37. büyük bir acı çekiyordum.
  38. Kendime sormaya başladım,
    ''Burada neler oluyor?
  39. Çünkü her şeyi, kültüre hâkim
    kitaba göre yapıyorsun --
  40. niçin hâlâ böyle hissediyorsun?''
  41. Ben de bu iki bilinmezin
    derinine inmeye başladım,

  42. yazdığım kitap için
  43. dünyanın dört bir yanına
    büyük bir yolculuğa çıktım.
  44. 65 bin km seyahat ettim.
  45. Dünyanın önde gelen uzmanlarıyla oturup
  46. depresyon ve anksiyetenin nedenlerini
  47. ve daha da önemlisi, çözümlerini
  48. depresyon ve anksiyete geçirmiş
    insanları araştırmaya koyuldum,
  49. nerede ve ne koşulda olursa olsun.
  50. Bu yolda tanıştığım harika insanlardan
    inanılmaz şeyler öğrendim.
  51. Ancak öğrendiklerimin temelinde şu var,

  52. şu ana dek, depresyon ve anksiyetenin
  53. dokuz farklı nedenine ilişkin
    bilimsel kanıtımız var.
  54. Bunların ikisi gerçekten de biyolojimizde.
  55. Genleriniz sizi bu sorunlara karşı
    daha hassas yapabiliyor
  56. ama tabii kaderinizi yazmıyor.
  57. Bir de depresyona girdiğinizde
  58. içinden çıkmayı zorlaştıran
    gerçek beyin değişimleri olabiliyor.
  59. Ancak depresyon ve anksiyeteye
    sebep olduğu kanıtlanan etkenlerin çoğu
  60. biyolojik kökenli değil.
  61. Yaşam şeklimizle ilgili etkenler.
  62. Bunları anladığımız zaman
  63. kimyasal antidepresanların yanında
  64. insanlara sunulabilecek
    bir dizi farklı çözüme kapı açılıyor,
  65. Örneğin eğer yalnızlık çekiyorsanız
    depresyona girme ihtimaliniz daha yüksek.

  66. İşinizle ilgili hiçbir kontrolünüz yoksa
    ve sadece söyleneni yapmak zorundaysanız
  67. depresyona girme ihtimaliniz yüksek.
  68. Doğal hayatın içine çok nadir giriyorsanız
  69. depresyona girme ihtimaliniz yüksek.
  70. Tek bir şey, öğrendiğim depresyon
    ve anksiyete sebeplerini birleştiriyor.

  71. Hepsini değil ama pek çoğunu.
  72. Burada hepimiz doğal
    fiziksel ihtiyaçlarımız olduğunu biliyor.
  73. Buna şüphe yok.
  74. Yiyeceğe, suya ihtiyacımız var,
  75. sığınacak bir eve, temiz havaya.
  76. Bu şeyleri elinizden alırsam
    çok hızlı bir şekilde sorun yaşarsınız.
  77. Ancak aynı zamanda,
  78. her bir insanın
    doğal psikolojik ihtiyaçları da var.
  79. Bir yere ait olduğunuzu hissetmeniz lazım.
  80. Hayatınızın anlamı ve bir amacı olduğunu.
  81. İnsanların sizi fark ettiğini
    ve size değer verdiğini.
  82. Ulaşılabilir bir geleceğiniz
    olduğunu hissetmelisiniz.
  83. Yarattığımız bu kültür
    pek çok şeyde çok iyi.
  84. Pek çok şey geçmişe kıyasla
    iyiye gidiyor da.
  85. Hayatta olmaktan mutluyum.
  86. Ancak o derinlerde yatan
    psikolojik ihtiyaçları karşılamada
  87. giderek daha başarısız hâle geliyoruz.
  88. Bu elbette tek sorun değil
  89. ama bu krizin durmak bilmeden artmasında
    önemli bir rol oynadığı kanısındayım.
  90. Bunu kabul etmekte zorluk çektim.
  91. Depresyonu, beynimdeki bir sorundan
  92. yaşam şeklimiz de dâhil pek çok etkene
    bağlama fikrini çok ölçüp tarttım.
  93. Ve bir gün Güney Afrikalı psikiyatrist
    Dr. Derek Summerfield'le tanışınca

  94. bu fikir gözümde şekillenmeye başladı.
  95. Harika bir adam.
  96. Dr. Summerfield
    2001 yılında Komboçya'daydı,
  97. ülkenin vatandaşlarına ilk kez
    kimyasal antidepresanları tanıtıyordu.
  98. Kamboçyalı yerel doktorların
    bu ilaçlardan haberi yoktu.
  99. Merak içindeydiler.
  100. O da açıkladı.
  101. Onlar da dedi ki,
  102. "Bunlara ihtiyacımız yok,
    bizim zaten antidepresanlarımız var."
  103. Summerfield "Nasıl yani?'' dedi.
  104. Bitkisel bir tedaviden
    bahsedeceklerini sanıyordu,
  105. St. John's Wort bitkisi,
    gingko biloba gibi bir şeyden.
  106. Ama onlar bir hikâye anlattılar.
  107. Halkları içinde pirinç tarlalarında
    çalışan bir çiftçi varmış.

  108. Bir gün ABD ile yaşanan savaştan
    kalan bir mayın tarlasına basmış
  109. ve bacağını kaybetmiş.
  110. Bacak protezi yapılmış
  111. ve bir süre sonra pirinç tarlalarında
    çalışmaya geri dönmüş.
  112. Ama görünen o ki protez bir bacakla
    su içinde çalışmak çok acı veriyor.
  113. Onun için de bacağını kaybettiği yerde
    yeniden çalışmak çok travmatik olmalıydı.
  114. Adam her gün ağlamaya başlamış,
  115. yataktan çıkmıyormuş,
  116. tüm klasik depresyon semptomları varmış.
  117. Kamboçyalı doktor dedi ki
  118. "İşte bu noktada ona antidepresan verdik."
  119. Dr. Summerfield da
    ''Ne verdiniz?'' diye soruyor.
  120. Yanına gidip onunla oturduklarını,
  121. onu dinlediklerini anlatmışlar.
  122. Acısının anlamlı olduğunu --
  123. depresyon mücadelesinde bunu göremediğini
  124. ama aslında hayatında
    tamamen anlaşılır nedenler olduğunu.
  125. Halktaki insanlarla konuşan
    doktorlardan biri şunu fark etmiş,
  126. ''Eğer biz bu adama bir inek alsaydık
    mandıra çiftçisi olabilirdi,
  127. pirinç tarlalarında çalışmaya dönüp
    onu yiyip bitiren bu duruma da düşmezdi.''
  128. Ve ona bir inek alıyorlar.
  129. İki hafta içinde adam ağlamayı bırakıyor.
  130. Bir ay içinde de depresyondan kurtuluyor.
  131. Dr. Summerfield'a dediklerine göre
  132. ''Bakın doktor, o inek...
    İşte o inek bir antidepresandı.
  133. Demek istediğiniz bu değil mi?''
  134. (Gülme sesleri)

  135. (Alkışlar)

  136. Depresyona benim yetiştirildiğim
    bakış açısıyla bakıyorsanız

  137. ki çoğumuz öyledir,
  138. bu bir eşek şakasına benzemiyor mu?
  139. ''Antidepresan için bir doktora gittim
    ama o bana bir inek verdi.''
  140. Ancak o Kamboçyalı doktorlar
    içgüdüsel olarak biliyorlardı ki
  141. bu bireyden yola çıkarak
    bilimsel olmayan bu anekdot
  142. bugün dünyadaki
    tıp camiasına yön veren şey,
  143. Dünya Sağlık Örgütü'nün
  144. eldeki en iyi bilimsel kanıta dayanarak
    yıllardır bize anlatmaya çalıştığı şey.
  145. Depresyondaysınız,

  146. anksiyete hâlindeyseniz
  147. zayıf ya da aklınızı kaçırmış değilsiniz,
  148. parçaları bozulmuş bir makine değilsiniz.
  149. İhtiyaçları karşılanmamış bir insansınız.
  150. Bu Kamboçyalı doktorların
  151. ve Dünya Sağlık Örgütü'nün söylemedikleri
    şeyleri de hesaba katmak önemli.
  152. O çiftçiye şöyle söylemediler:
  153. ''Hey dostum, kendini toparlaman gerek.
  154. Bu sorunu kendi başına
    anlayıp çözmen lazım.''
  155. Tam aksine, şunu söylediler:
  156. ''Burada hepimiz senin
    toparlanman için yanındayız.
  157. Bu sorunu birlikte anlayıp çözebiliriz.''
  158. İşte depresyondaki
    bir insanın ihtiyacı olan şey bu.
  159. Depresyonda olan herkesin
    hak ettiği yaklaşım bu.
  160. Birleşmiş Milletler'de
    önde gelen doktorlardan biri

  161. iki yıl önce, 2017 yılında
    Dünya Sağlık Günü resmi açıklamasında
  162. kimyasal dengesizlikler
    hakkında daha az tartışıp
  163. yaşam şeklimizdeki dengesizlikleri
    daha çok tartışmalıyız demişti.
  164. İlaçlar kimilerini gerçekten rahatlatıyor,
  165. bir süre için beni de rahatlattılar
  166. ama tam da bu sorun biyolojinin
    çok daha derininde olduğu için
  167. çözümlerin de aynı ölçüde
    derine inmesi lazım.
  168. Bunu ilk öğrendiğimde
    şöyle düşündüğümü hatırlıyorum,

  169. ''Pekala, tüm bilimsel kanıt ortada,
    bir yığın çalışma da okudum,
  170. bunu açıklayan bir dizi uzmanla da
    görüşmeler yaptım.''
  171. Ama hep şunu düşündüm,
    ''Bunu nasıl yapabiliriz?''
  172. Bizi depresyona sokan şeyler
  173. vakaların çoğunda bu Kamboçyalı çiftçinin
    başına gelenlerden çok daha karmaşık.
  174. Bu görüşü benimsemek için
    nereden başlamalıyız?
  175. Ama sonra kitabım için
    dünyanın her yerine yaptığım o yolculukta

  176. Sydey'den San Fransisco'ya, Sao Paulo'ya
    tam tamına bunu yapan insanlarla tanıştım,
  177. Depresyon ve anksiyetenin
    derin nedenlerini anlayan
  178. ve gruplar hâlinde bunları çözen
    insanlarla tanıştım.
  179. Tanıştığım ve kitabımda yazdığım
    tüm o harika insanları anlatamam,
  180. depresyon ve anksiyetenin
    öğrendiğim tüm dokuz nedenini de
  181. çünkü on saatlik bir TED konuşması
    yapmama izin vermezler.
  182. Şikayetlerinizi onlara bildirin.
  183. Ama iki nedene yönelmek

  184. ve bu nedenlerden ortaya çıkan
    sonuçlardan ikisini anlatmak istiyorum.
  185. Birincisi.
  186. İnsanlık tarihinin en yalnız toplumuyuz.
  187. Amerikalılara şunu soran
    yeni bir çalışma vardı:
  188. ''Artık kimseye yakın olmadığınız
    hissine kapıldığınız oluyor mu?''
  189. İnsanların %39'u
    bunun onları tanımladığını söyledi.
  190. "Artık kimseye yakın olmama."
  191. Yalnızlığın uluslararası ölçümlerinde,
  192. Birleşik Krallık ve Avrupa'nın kalanı
    ABD'nin hemen arkasında,
  193. aranızda kibirlenen varsa...
  194. (Gülme sesleri)

  195. Dünyanın önde gelen yalnızlık
    uzmanlarıyla bu konuyu masaya yatırdım,

  196. Profesör John Cacioppo isminde
    Chicago'da inanılmaz bir adamla da.
  197. Çalışmasının bize sunduğu
    bir soruyu çok düşündüm.
  198. Profesör Cacioppo şunu sordu,
  199. ''Niçin varız?
  200. Niçin buradayız, niçin hayattayız?''
  201. Bir öbemli sebebi şu ki
  202. Afrika savannalarındaki atalarımız
    bir şeyde çok iyiydiler.
  203. Zamanın çoğunda yere serdikleri
    hayvanlardan daha büyük değillerdi,
  204. onlardan daha hızlı da değillerdi
  205. ama grup kurmakta
    ve iş birliği yapmakta çok iyilerdi.
  206. Bizim tür olarak süper gücümüz bu.
  207. Bir araya geliyoruz,
  208. tıpkı bir kovanda yaşamaya
    evrilen arılar gibi
  209. insanlar da kabile hâlinde
    yaşamaya evrildi.
  210. Ve biz kabilelerimizi dağıtan
    tarihteki ilk insanlarız.
  211. Bu da çok kötü hissetmemize neden oluyor.
  212. Ama böyle olmak zorunda değil.
  213. Kitabımdaki hatta hayatımdaki
    kahramanlardan biri,

  214. Sam Everington adındaki doktor.
  215. Uzun yıllar yaşadığım Doğu Londra'nın
    yoksul bir kısmında pratisyen.
  216. Sam halinden hiç de memnun değildi
  217. çünkü aşırı depresyon ve anksiyete
    sebebiyle gelen çok hastası vardı.
  218. Benim gibi o da kimyasal
    antidepresanlara karşı değil,
  219. bazı insanları rahatlattığı kanısında.
  220. Ancak iki şeyi görebiliyordu.
  221. Bir, hastaları çoğu zaman tamamen
    makul nedenlerden ötürü depresyondaydı,
  222. yalnızlık gibi.
  223. İki, ilaçkar bazı insanları rahatlatsa da
  224. çoğu insanın sorununu çözmüyordu.
  225. Altta yatan sorunu.
  226. Bir gün Sam farklı
    bir yaklaşımda karar kıldı.
  227. Hastaneye Lisa Cunningham adında
    bir kadın geldi.
  228. Lisa'yla daha sonra tanıştım.
  229. Lisa 7 yıldır ağır depresyon ve anksiyete
    sebebiyle evinde dışa kapalı yaşıyordu.
  230. Sam'in hastanesine geldiğinde
    ona söylenen şey şu oldu;
  231. ''Endişelenme.
    Yine bu ilaçları yazacağız
  232. ama ayrıca bir şey daha yazacağız.
  233. Haftada iki kez buraya geleceksin,
  234. depresyon ve anksiyeteli bir
    hasta grubuyla tanışacaksın,
  235. ne kadar zor durumda olduğunu değil
  236. birlikte anlamlı ne yapabileceğiniz
    hakkında konuşacaksınız,
  237. böylece yalnızlık çekmeyecek
    ve hayat amaçsız gibi hissetmeyeceksiniz."
  238. Bu grup ilk bir araya geldiğinde

  239. Lisa anksiyete sebebiyle kusmaya başladı,
  240. bu, onun için çok fazlaydı.
  241. Ama diğerleri ona destek oldu,
    grup konuşmaya başladı,
  242. ''Nasıl yardımcı olabiliriz?''
  243. Bunlar şehirden,
    benim gibi Doğu Londra insanları.
  244. Bahçecilik hakkında bir şey bilmiyorlardı.
  245. Bahçecilikle uğraşma fikri ortaya attılar.
  246. Doktor odaları arkasında boş alan vardı.
    Orayı bahçe yapmayı düşündüler.
  247. Kütüphaneden kitaplar aldılar,
    YouTube videoları izlediler.
  248. Ellerini toprağın içine soktular.
  249. Mevsimlerin ritmini öğrenmeye başladılar.
  250. Doğaya maruz kalmanın
    çok güçlü bir antidepresan olduğuna dair
  251. çok sayıda kanıt var.
  252. Ama onlar daha önemli
    bir şey yapmaya başladılar.
  253. Bir kabile kurmaya başladılar.
  254. Bir grup kurmaya başladılar.
  255. Birbirilerini önemsemeye başladılar.
  256. Eğer birisi o gün gelmediyse
  257. diğerleri hemen onu arayıp
    iyi olduğundan emin oluyordu.
  258. O gün canını sıkan şeyin
    ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
  259. Lisa'nın bana söylediği,
  260. ''Bahçe çiçeklenmeye başladıkça
    biz de çiçek açmaya başladık.''
  261. Bu yaklaşıma sosyal reçete deniyor.

  262. Avrupa'nın her yerine yayılıyor.
  263. Küçük ama giderek önem kazanan
    bir dizi kanıta göre
  264. bu, depresyon ve anksiyetede
    gerçek ve anlamlı düşüşler yaşatabilir.
  265. Bir gün, Lisa ve depresyondan kurtulmuş
    arkadaşlarının inşa ettiği o bahçede

  266. öylece durduğumu hatırlıyorum --
  267. gerçekten çok güzel bir bahçeydi.
  268. Şöyle düşünmüştüm,
  269. Avustralya'da Hugh Mackay adında
    bir profesörden esinlenmiş.
  270. Şunu düşündüm, bu kültürde
    insanların morali bozuk olduğunda
  271. onlara söylediğimiz şey --
    ki bunu hepimiz söylemişizdir --
  272. ''Sadece kendin olman lazım.''
  273. Ama anladım ki
    asıl söylememiz gereken şey
  274. ''Sen olma.
  275. Kendin olma.
  276. Biz ol, bizimle ol.
  277. Bu grubun bir parçası ol.''
  278. (Alkışlar)

  279. Bu sorunların çözümü

  280. ayrı bir birey gibi bir köşeye,
    kaynaklarımızın içine çekilmek değil.
  281. Zaten bizi bu krize sokan şey kısmen bu.
  282. Sizden daha büyük bir şeyle
    yeniden bağlanmak.
  283. Sizlerle konuşmak istediğim

  284. diğer depresyon ve anksiyete
    sebeplerinden biri de buraya çıkıyor.
  285. Hepimiz biliyoruz ki
  286. hazır yiyecekler beslenmemizi ele geçirdi
    ve bizi fiziksel olarak hasta ediyor.
  287. Bunu bir üstünlük duygusuyla söylemiyorum,
  288. ben de bu konuşmadan
    hemen önce McDonald's'daydım.
  289. Hepinizin o sağlıklı TED kahvaltısından
    yediğini gördüm ve bana göre değil dedim.
  290. Ama hazır yieyeceklerin bizi
    ele geçirmesi ve hasta etmesi gibi
  291. hazır değerler de aklımızı ele geçirerek
    bizi mental olarak hasta ediyor.
  292. Binlerce yıl boyunca
    filozoflar şunu söyledi,
  293. Hayatın para, statü ve hava atmaktan
    ibaret olduğu kanısındaysanız
  294. rezil bir durumda hissedersiniz.
  295. Bu, Schopenhauer'den tam bir alıntı değil
    ama söylediklerinin özü.
  296. Ama garip olan, neredeyse kimse
    bunu bilimsel olarak araştırmadı,

  297. ta ki tanıştığım olağanüstü insan
    profesör Tim Kasser'a kadar,
  298. kendisi Illinois'de Knox College'de
    ve 30 yıldır bu konuda araştırma yapıyor.
  299. Araştırması birkaç önemli
    noktaya değiniyor.
  300. İlki, kederden kurtulmak için
  301. daha iyi bir hayatı satın alabileceğinize
    ne kadar inanıyorsanız
  302. depresyona ve anksiyeteye
    yakalanma olasılığınız daha fazla.
  303. İkincisi, bir toplum olarak
    bu inançlarla yaşar hâle geldik.
  304. Tüm hayatım boyunca
  305. reklam, Instagram ve benzeri
    her şeyin yükü altında olduk.
  306. Ben de buna biraz kafa yordum.

  307. Doğduğumuzdan beri bu şekilde
    beslendiğimizi fark ettim, ruh için KFC.
  308. Mutluluğu hep yanlış yerlerde
    aramak için eğitildik
  309. ve nasıl hazır yiyecekler
    beslenme ihtiyaçlarımızı karşılamıyor,
  310. bir de üstüne bizi hasta ediyorsa
  311. hazır değerler de aynı şekilde
    psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılamıyor
  312. ve güzel bir hayattan bizi uzaklaştırıyor.
  313. Profesör Kasser'le ilk zaman geçirip
    bunu öğrendiğimde
  314. pek çok duyguyu bir arada hissettim.
  315. Çünkü bir yandan
    bu konu zor bir konuydu.
  316. Kendi hayatımda da sık sık
    moralim bozuk olduğunda
  317. birtakım göstermelik, dış çözümle
    sorunuma çare bulmaya çalışmıştım.
  318. Bunun bende
    niçin işe yaramadığını anlıyordum.
  319. Bir de şunu düşündüm,
    bu çok bariz değil mi?
  320. Hatta ne kadar basmakalıp.
  321. Şimdi buradaki kimse ölüm döşeğinde
  322. aldıkları ayakkabıları veya kaç kez
    retweet'lendiklerini düşünmeyecek,
  323. hayatınızda edindiğiniz sevgiyi
    ve kurduğunuz bağları düşüneceksiniz.
  324. Bunun klişe gibi olduğunun farkındayım.
  325. Ama profesör Kasser'le
    konuşmalarımda hep şunu sordum
  326. ''Niçin bu tuhaf ikililiği hissediyorum?''
  327. O da diyordu ki ''Bir ölçüde
    bunları hepimiz biliyoruz.
  328. Ama bu kültürün içinde
    bunlarla yaşamıyoruz.''
  329. Bunları o kadar iyi biliyoruz ki
    klişe olmuşlar.
  330. Ama onlarla yaşamıyoruz.
  331. Kendime sorup durdum,
    neden böylesi derin bir şeyi biliyor
  332. ama uygulamıyoruz?
  333. Bir süre sonra
    profesör Kasser bana dedi ki
  334. "Çünkü hayatta önemli olan şeyleri
    görmezden gelmemize sebep olan
  335. bir makine içinde yaşıyoruz.''
  336. Bunu epey düşünmem gerekti.
  337. "Çünkü hayatta önemli olan şeyleri
    görmezden gelmemize sebep olan
  338. bir makine içinde yaşıyoruz.
  339. Profesör Kasser'in de istediği
    bu makineyi bozup bozamayacağımızdı.

  340. Buna yönelik çok sayıda araştırma yaptı.
  341. Bir örnek vereceğim
  342. ve herkesi bunu aile ve arkadaşlarıyla
    denemesini rica ediyorum.
  343. Nathan Dungan isimli biri de dâhil,
    bir grup genç ve yetişkini
  344. belli bir süre bir araya getirip
    bir dizi oturum düzenledi.
  345. Bu grubun amaçlarından biri
  346. insanların hayatlarında gerçekten anlam
    ve amaç buldukları bir anı düşünmekti.
  347. Farklı insanlar için
    farklı anlar paylaşıldı.
  348. Kimi için müzik çalmak,
    yazmak, birine yardım etmek --
  349. Buradaki her şey
    bir şey tasvir edebiliyor sanırım.
  350. Amaçlardan biri de
    insanlara şunu sordurmaktı:
  351. "Hayatınızın çoğunu, bu anlam
    ve amaç dolu anları takip etmeye
  352. ve daha azını ihtiyacınız olmayan
    şeyleri satın almaya,
  353. sosyal medyada paylaşım yapıp
    insanları kıskandırmaya
  354. nasıl adayabilirsiniz?
  355. Bulguları şöyleydi,

  356. sadece bu toplantılar...
  357. aslında aşırı tüketicilik için
    bir Adsız Alkolikler toplantısı gibi.
  358. İnsanları bu toplantılara teşvik etmek,
    bu değerleri öne çıkarmak,
  359. harekete geçirmek
    ve birbirimizden destek almak
  360. insanların değerlerinde
    kayda değer bir değişim yarattı.
  361. Onları bu depresyon yaratan
    mesajlar kasırgasından,
  362. mutluluğu yanlış yerde arama
    eğiliminden uzaklaştırdı
  363. ve bizi depresyondan çıkaran daha anlamlı
    ve yepyeni değerlere yakınlaştırdı.
  364. Ancak gördüğüm ve yazdığım tüm çözümler,

  365. ki burada çoğundan bahsedemiyorum,
  366. hep şunu düşündüm,
  367. Bu yaklaşımları fark etmem
    niçin bu kadar uzun sürdü?
  368. Çünkü bunu insanlara açıkladığınızda
  369. bazıları daha karışık ama hepsi değil --
  370. bunu insanlara açıkladığınızda...
    çok da anlaması güç bir şey değil.
  371. Hepimiz bir ölçüde bunların farkındayız.
  372. Bunu kavramak niçin bu kadar zor olsun?
  373. Bence çok sebebi var.
  374. Ama bir tanesi şu ki
    depresyon ve anksiyetenin...
  375. ...aslında ne olduğu hakkındaki
    düşünce şeklimizi değiştirmemiz gerek.
  376. Depresyon ve anksiyeteye sebep olan
    çok gerçek biyolojik etkenler var.
  377. Ancak biyolojiyi
    tek sorumlu olarak görürsek,
  378. benim yaptığım gibi
  379. ve aslında kültürümüzün hayatımın
    çoğunda yaptığı gibi,
  380. o zaman insanlara ima ettiğimiz şey,
  381. kimsenin niyeti öyle değildir
    ama gerçekten şunu ima ediyoruz ki
  382. ''Senin acın hiçbir şey ifade etmiyor.
  383. Bu sadece bir arıza.
  384. Bir bilgisayar programının
    hata vermesi gibi,
  385. kafanda bir kablo problemi sadece.''
  386. Ben depresyonun bir arıza
    olmadığını fark edene kadar
  387. hayatımı değiştirmeye başlayamadım.
  388. Bu bir sinyal.
  389. Depresyonunuz bir sinyal.
  390. Size bir şey söylüyor.
  391. (Alkışlar)

  392. Böyle hissetmemizin sebepleri var

  393. ve depresyonun pençesindeyken
    bunları görmek çok zor --
  394. Kişisel tecrübem sayesinde
    bunu çok iyi anlıyorum.
  395. Ancak doğru yardımla
    bu sorunları anlayabilir
  396. ve bu sorunları birlikte düzeltebiliriz.
  397. Ancak bunu yapmak için
  398. ilk adım bu sinyallerin
    üzerini kapamayı bırakmak,
  399. bunların bir zayıflık, çılgınlık ve sadece
    biyolojik olduğu söylemeyi kesmek,
  400. bu çok az sayıda insan için geçerli.
  401. Bu sinyallere kulak vermemiz gerek
  402. çünkü gerçekten de duymamız gereken
    bir şeyler söylüyorlar.
  403. Sadece gerçekten
    bu sinyallere kulak verdiğimizde
  404. ve onları hesaba kattığımızda
    ve onlara saygı duyduğumuzda
  405. bizi özgür kılan, yeni ve daha derin
    çözümlere kapı açacağız.
  406. İnekler her bir yanda bizi bekliyor.
  407. Teşekkürler

  408. (Alkışlar)