Turkish 字幕

← Yaşadığınız her gün gezegeni etkiliyorsunuz

埋め込みコードを取得する
37言語

Showing Revision 9 created 07/30/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. Chris Anderson:
    Dr. Jane Goodall, hoş geldiniz.
  2. Jane Goodall: Teşekkürler

  3. ve öyle sanıyorum ki
    bunun tam bir röportaj olabilmesi için
  4. insanlar, Mr. H'nin de
    burada olduğunu bilmeli
  5. çünkü herkes Mr. H'yi tanıyor.
  6. CA: Selam, Mr. H.

  7. Bundan 17 yıl önceki TED konuşmanızda
  8. doğal dünyayı kalabalık hale getirmemizin
    tehlikelerini anlattın.
  9. Sence şu anki pandemi süreci
  10. doğanın karşı savaşı olabilir mi?
  11. JG: Şurası oldukça net,
    tüm bu zoonotik hastalıklar,

  12. koronavirüs ve HIV/AIDS
  13. ve hayvanlardan bulaşan
    tüm diğer tür hastalıklar,
  14. kısmen doğanın yok edilmesiyle ilgili.
  15. Hayvanlar yaşam alanlarını kaybediyor,
    kalabalıklaşıyorlar
  16. ve bazen bunun sonucunda
    reservuarda olan bir türe ait bir virüs,
  17. ki bu tür belki de yüzlerce yıl
    uyum içinde yaşadı,
  18. başka bir türe geçiş yapıyor.
  19. Sonra da hayvanlar insanlarla
    daha da yakın temasa itiliyor.
  20. Virüs kapmış olan bu hayvanlardan biri
  21. bu virüsü insanlara aktarma
    fırsatı yakalıyor,
  22. bunun da sonucu COVID-19 gibi
    yeni bir hastalık.
  23. Buna ek olarak
  24. Son derece saygısız bir türüz.
  25. Hayvanları avlıyoruz,
  26. öldürüyoruz, yiyoruz,
  27. satışını yapıyoruz,
  28. onları vahşi hayvan
    pazarlarına gönderiyoruz,
  29. Asya'ya,
  30. küçücük kafeslerde sıkışık
    ve korkunç koşullarda yaşıyorlar.
  31. Bu hayvanların kanı, idrarı ve dışkısı
    insanlara bulaşıyor,
  32. bunlar da bir virüsün hayvandan hayvana
    ya da insana geçişi için ideal şartlar.
  33. CA: Bunun öncesinde
    biraz geçmişe gitmek istiyorum.

  34. Çünkü geçmişin harikulade.
  35. 1960'ların cinsiyetçi tavırlarına rağmen
  36. bir şekilde zorlukları aşabildin
  37. ve dünyanın önce gelen
    bilim insanlarından birine dönüştün,
  38. şempanzelerle ilgili inanılmaz
    şeyler keşfettin;
  39. onların alet kullanımı ve daha da fazlası.
  40. Böylesi bir çığır açabilmen
    nasıl gerçekleşti?
  41. JG: Hayvanları severek doğdum.

  42. En önemlisi de
    çok destekçi bir annem vardı.
  43. Yatağımda solucanlar
    bulduğunda bana kızmazdı,
  44. sadece onları bahçeye çıkarmamı söylerdi.
  45. Dört saat boyunca ortadan kaybolduğumda
  46. polisi aradıktan sonra
    beni tavuk kümesinde bulunca kızmazdı
  47. çünkü kimse bana yumurtanın
    nereden çıktığını söylemiyordu.
  48. Bilim insanı olmak gibi bir hayalim yoktu

  49. çünkü zamanımda bu,
    kadınlara göre bir şey değildi.
  50. Aslında o zamanlar
    pek erkeklere göre de değildi.
  51. Annem dışında herkes bana gülüyordu,
  52. ''Bunu gerçekten istiyorsan
    çok çok çalışman gerek'' diyordu annem,
  53. ''Her fırsatı kullan,
  54. eğer vazgeçmezsen, bir yolunu bulursun.''
  55. CA: Belki de kimsenin yapamadığı şekilde
    şempanzelerin güvenini kazandın.

  56. Geriye baktığında keşfettiğin
    en önemli anlar nelerdi?
  57. İnsanların hâlâ şempanzelerle ilgili
    anlamadıkları şeyler neler?
  58. JG: Az önce dedin ki
    ''Kimsenin yapamadığı şekilde

  59. güvenlerini kazanmak.''
  60. Hiç kimse denemedi ki.
  61. Hakikaten öyle.
  62. Benim de yaptığım, temel olarak
  63. küçükken evimin çevresindeki hayvanlarla
    kullandığım aynı teknikleri kullanmaktı.
  64. Sabırla bekleyerek,
  65. fevri bir şekilde yakınlaşmamaya çalışarak
  66. ama çok kötüydü çünkü yalnızca
    altı aylık fon almıştım.
  67. Bunun ne kadar
    zor olduğunu tahmin ediyorsunuzdur;
  68. lisans derecesi olmayan bir genç kız
  69. ormanda oturmuş tuhaf bir şeyler yapıyor.
  70. Sonunda Amerikalı bir hayırsever
    altı aylık para yardımı yaptı.
  71. Zamanla şempanzelerin güvenini
    kazanacağımı biliyordum,
  72. peki zamanım var mıydı?
  73. Haftalar aylara dönüştü
    ve sonunda, dört ay kadar sonra
  74. bir şempanze korkusunu yenmeye başladı.
  75. Daha önce de fark ettiğim bir şempanzeydi.
  76. Çok yakınında değildm
    ama dürbünümle gözlem yapıyordum --
  77. Termitleri yakalamak için alet yaparken
    ve kullanırken görmüştüm.
  78. Aslında öyle çok şaşırmamıştım
  79. çünkü yakalanan şempanzelerin
    neler yapabildiğini okumuştum --
  80. ancak biliyordum ki bilime göre
  81. yalnızca ve yalnızca insanlar
    alet yapıp kullanabiliyordu.
  82. Dr. Leakey'nin bunu öğrenince
    nasıl heyecanlanacağını düşündüm.
  83. İşte bu gözlem
  84. onun National Geographic'e
    gitmesine olanak sağladı
  85. ve onlar da bu araştırmayı desteklemeye
    devam edeceklerini söylediler.
  86. Fotoğrafçı ve film yapımcısı
    Hugo van Lawick'i gönderdiler,
  87. gördüklerimi çekecekti.
  88. Yani pek çok bilim insanı
    bu alet kullanma işine inanmak istemedi.
  89. Hatta bir tanesi dedi ki
    onlara bunu ben öğretmişim.
  90. (Kahkahalar)

  91. Yakınlarına gidemediğim için
    bu ancak bir mucize olurdu.

  92. Neyse, Hugo'nun filmini görünce
  93. ve anlattığım davranışlarını görünce
  94. bilim insanları fikirlerini
    değiştirmeye başladılar.
  95. CA: O zamandan beri
    insanların inanamayacağı ölçüde

  96. onları bize çok daha
    yakınlaştıran keşifler oldu.
  97. Sanırım bir keresinde
    mizah anlayışları olduğunu söylemiştin.
  98. Böyle bir şeye nasıl tanık oldun?
  99. JG: Oyun oynarlarken,

  100. daha büyük bir tanesi
    küçük bir tanesiyle oynuyorsa,
  101. büyük olan ağaçtan bir dal sarkıtıyor.
  102. Küçük olan bunu
    her yakalamaya çalıştığında
  103. büyük olan geri çekiyor
  104. ve küçük olan ağlamaya başlıyor,
  105. büyük olan da gülmeye.
  106. Öyle işte.
  107. CA: Daha da rahatsız edici
    bir şey gözlemledin,

  108. şempanze çeteleri,
  109. kabileleri, grupları birbirlerine
    aşırı vahşi davranıyorlar.
  110. Bunu nasıl yorumladığını merak ediyorum.
  111. Bu durum, biz insanlar için
    üzülmene yol açmış olabilir,
  112. onlara yakınız,
  113. sence bu şiddet eğilimi
    tüm büyük apeler için kaçınılmaz mı?
  114. JG: Görünen o ki evet.

  115. Benim insan türüyle ilk karşılaşmam,
    ki ben buna şeytani diyorum,
  116. savaşın sonuydu
  117. ve Soykırım'a dair fotoğraflar vardı.
  118. Bu beni gerçekten şok etmişti.
  119. Benliğim değişmişti.
  120. Sanırım o zaman 10 yaşındaydım.
  121. Şempanzelerde de bu karanlık,
    acımasız yan olsa da
  122. Bizim gibi ama bizden daha nazik
    olduklarını düşünürdüm.
  123. Sonra fark ettim ki
  124. sandığımdan daha çok
    benziyorlar bize.
  125. O zamanlar, 70'li yılların başıydı
  126. ve tuhaf bir durum vardı,
  127. agresifliğin doğuştan mı yoksa
    öğrenilmiş mi olduğuna dair konuşmalar.
  128. Sonra konu siyasi bir hâl aldı.
  129. Çok tuhaf zamanlardı
  130. ve ben de şunu söylemiştim:
  131. ''Hayır, agresiflik kesinlikle
    kalıtımlı davranışlarımızın bir parçası.''
  132. Çok saygıdeğer bir bilim insanına
    gerçekten ne düşündüğünü sordum
  133. çünkü hiç kuşkusuz agresifliğin
    öğrenilmiş olduğunu savunuyordu
  134. ve bana dedi ki ''Jane, gerçekten
    ne düşündüğümü konuşmak istemiyorum.''
  135. Bilim açısından
    bu benim için büyük bir şoktu.
  136. CA: Bana büyürken dünyadaki
    her güzel şeye inanmam öğretildi.

  137. Sınırsız sayıda çiçekler böcekler,
  138. bu muhteşem görünümlü doğa.
  139. Çoğu çevreci de
    genellikle aynı tutumu sergiliyor,
  140. ''Evet, doğa saf ve çok güzel.
    İnsanlar kötü ama.''
  141. Sonra senin yaptığın türden
    bir gözlem yapınca,
  142. doğanın herhangi bir parçasına
    detaylı bir inceleme yapınca
  143. korkunç şeyler olduğunu da görüyorsun.
  144. Senin doğaya bakış açın nasıl?
  145. Bizim bakış açımız nasıl olmalı?
  146. JG: Evrimin tüm spektrumunu düşününce

  147. ve el değmemiş topraklara gidince,
  148. Afrika da ben küçükken hiç bozulmamıştı.
  149. Hayvanlar her yerdeydi.
  150. Aslanların öldürücü olması
    hiç hoşuma gitmemişti,
  151. ama öldürmek zorundalar.
  152. Öldürmezlerse kendiler ölecek.
  153. Bence onlarla bizim aramızdaki büyük fark,
  154. onlar mecbur oldukları için
    bunu yapıyorlar.
  155. Ama biz planlıyoruz.
  156. Bizim planlarımız bir hayli farklı.
  157. Koca bir ormanı yok etmeyi planlayabiliriz
  158. çünkü odun satmak istiyoruz
  159. veya başka bir AVM inşa etmek istiyoruz,
  160. bunun gibi şeyler.
  161. Yani bizim doğayı
    yıkışımız ve savaşlarımızı düşününce
  162. biz kötülük yapabiliyoruz
    çünkü oturduğumuz yerden
  163. çok uzaktaki birine
    eziyet etmeyi planlayabiliyoruz.
  164. İşte bu kötülük.
  165. Şempanzelerin ilkel bir savaşı var
  166. ve çok saldırgan olabilirler
  167. ama bunlar anlık.
  168. Hissettikleriyle ilgili.
  169. Bir duyguya tepki veriyorlar.
  170. CA: Yani şempanzelerin
    sofistike hayatına dair gözlemlerin

  171. kimi insanların bunun bir tür
    insani süper güç olduğunu savunmasından
  172. daha öteye gitmiyor,
  173. yani geleceği ayrıntıyla
    akıllarında tasvir edebilmek
  174. ve uzun vadeli planlar yapmak.
  175. Ve birbirlerini bu uzun vadeli planları
    gerçekleştirmek için teşvik etmek.
  176. Şempanzelerle bu kadar
    zaman geçiren biri için bile
  177. bu tamamen farklı bir yetenek seti,
  178. bunun için sorumluluk almalı
  179. ve şu ankinden çok daha
    akıllıca kullanmamız lazım.
  180. JG: Ben şöyle düşünüyorum,

  181. buna dair çok tartışma var
  182. ama şu bir gerçek ki kullandığımız
    iletişim aracını biz kendimiz geliştirdik.
  183. Sözcüklerle iletişim kurduğumuz için...
  184. Demek istediğim, hayvan iletişimi
    sandığımızdan çok daha sofistike.
  185. Şempanze, goril ve orangutanlar
    işaret dilini öğrenebiliyorlar.
  186. Ama biz ana dilimizi konuşarak büyüyoruz.
  187. Yani ben sana hiç duymadığın
    şeyler söyleyebilirim.
  188. Ama bir şempanze bunu yapamaz.
  189. Çocuklarımıza soyut kavramlar
    öğretebiliyoruz.
  190. Ama şempanzeler bunu yapamaz.
  191. Evet, şempanzeler bir dizi
    zekice şey yapabiliyor,
  192. filler, kargalar ve ahtapotlar da öyle
  193. ama biz başka bir gezegene giden
    roketler tasarlıyoruz,
  194. fotoğraf çeken minik robotlar.
  195. Dünyanın farklı bölgelerinden
    konuşmamızı sağlayan
  196. bu olağanüstü teknolojiyi tasarladık.
  197. Ben gençken, büyürken
  198. TV yoktu, cep telefonları yoktu,
  199. bilgisayar yoktu.
  200. Çok farklı bir dünyaydı.
  201. Bir kalemim ve defterim vardı, hepsi bu.
  202. CA: Doğayla ilgili bu soruya geri dönersem

  203. çünkü bunu çok düşünüyorum
  204. ve kendim de mücadelesini veriyorum.
  205. İşinin büyük kısmı,
    saygı duyduğum pek çok kişinin büyük kısmı
  206. doğal dünyayı mahvetmemek için
    hırsla çabalıyor.
  207. Aynı anda doğanın birçok yönünün
    korkunç olduğunu kabul etmek
  208. mümkün mü, sağlıklı mı veya gerekli mi?
  209. Ayrıca doğa muhteşem
  210. ve bu muhteşemliğin bir kısmı
    korkutucu potansiyelinden geliyor
  211. ve bu da onu çok daha güzel yapıyor.
  212. Bu biz olamayız
    çünkü biz de doğanın parçasıyız,
  213. peki sence doğayı kucaklayıp
    onun parçası olmadan bütün olabilir miyiz?
  214. İnsan-doğa ilişkisi nasıl olmalı, Jane?
  215. JG: Sanırım problemlerden biri şu ki
    biz zekamızı geliştirdikçe

  216. çevreyi lehimize değiştirme konusunda
    git gide daha iyi olduk.
  217. Ormanlık olması gereken yerlerde
  218. Tarlalar oluşturup ürün yetiştirdik,
  219. şimdi bunu detaylandırmayacağım
  220. ama doğayı değiştirme yeteneğimiz var.
  221. Şehirlere doğru ilerledikçe
  222. teknolojiye daha çok bağlandık,
  223. çok sayıda insan doğal dünyadan koptu.
  224. Şehirlerin içinde binlerce çocuk
    hiç doğanın olmadığı yerlerde büyüyor,
  225. işte bu yüzden şehirlerimizi
    yeşillendirme hareketi çok önemli.
  226. Bazı denemeler de yapıldı,
  227. sanırım Chicago'du, emin değilim,
  228. şehrin çok yabani bir kısmında
    çeşitli boş araziler vardı.
  229. Bu alanların bazılarını yeşillendirdiler,
  230. o boş araziler ağaçlar, çiçekler
    ve çimlerle dolduruldu.
  231. Akabinde suç oranı düştü.
  232. Sonra da diğer yarıyı ağaçlandırdılar.
  233. Yani görünen ortada,
  234. ayrıca bazı çalışmalar gösteriyor ki
  235. çocukların sağlıklı psikolojik
    gelişimi için yeşil doğa bir gereklilik.
  236. Ama dediğin gibi biz de doğanın parçasıyız

  237. ve şu an ona saygısızlık yapıyoruz.
  238. Bu, çocuklarımız için korkunç bir durum,
  239. onların çocukları için de
  240. çünkü temiz hava, temiz su,
    iklim ve yağmurun düzenlenmesi için
  241. doğaya ihtiyacımız var.
  242. Ne yaptığımıza bir bak,
    ilkim krizine.
  243. İşte biz buyuz. Bunu biz yaptık.
  244. CA: 30 yıldan biraz uzun bir süre önce

  245. bilim insanından aktivistliğe doğru
    bir geçiş yaşadın sanırım.
  246. Niçin?
  247. JG: 1986'da bilimsel bir konferanstaydım,
    doktoramı da tamamlamıştım

  248. ve konu, şempanze davranışlarının
    çevrelere göre nasıl değiştiğiydi.
  249. Afrika'dan altı araştırma sahası vardı.
  250. Bu bilim insanları bir araya getirip
  251. bu konuyu araştıralım dendi,
  252. bu da harika bir haberdi.
  253. Korunmalarına dair bir oturum yaptık
  254. ve yakalandıkları takdirde
    yapılacaklara dair bir oturum yaptık,
  255. tıbbi araştırma gibi.
  256. Bu iki oturum da bende şok etkisi yarattı.
  257. Konferansa bilim insanı olarak gittim
  258. ve aktivist olarak döndüm.
  259. Bir karar vermedim,
    içimde bir şeyler oldu.
  260. CA: Yani son 34 yılı

  261. doğa ve insan arasındaki ilişkiyi
    daha iyi kılmak için
  262. yorulmadan çalışarak geçirdin.
  263. Bu ilişki sence nasıl olmalı?
  264. JG: Yine tüm bu sorunlar baş gösteriyor.

  265. İnsanların yaşamak için alanları olmalı.
  266. Ama problem şu ki
    biz çok varlıklı toplumlara dönüştük,
  267. çok açgözlüyüz.
  268. Kim kocaman bahçeli
    dört eve ihtiyaç duyar ki?
  269. Bir tane daha AVM'ye gerek var mı?
  270. Bunun gibi şeyler.
  271. Sürekli kısa vadeli
    ekonomik getiriye bakıyoruz.
  272. Para, tapılacak bir tanrıya dönüştü,
  273. biz de doğal dünyayla olan
    ruhani bağımızı kaybediyoruz.
  274. Bu yüzden kısa vadeli
    parasal kazanca bakıyoruz,
  275. gezegenin iyiliğine
    veya çocuklarımızın geleceğine değil.
  276. Bunları artık önemsemiyor gibiyiz.
  277. İşte bu yüzden savaşı bırakmayacağım.
  278. CA: Özellikle şempanze korunması için
    yaptığın çalışmalar

  279. yerel halkı, onlarla kaynaşmaları için
    çalışmanın merkezine koydu,
  280. Bu süreç nasıl oldu
  281. ve gezegeni korumayı başarmak adına
    bu gerekli bir fikir mi?
  282. JG: O bahsettiğim konferans sonrasında

  283. şempanzelerin neden Afrika'da yok olduğunu
  284. ve ormana ne olduğunu
    bulmalıyım diye düşündüm.
  285. Bir miktar parayı toparladım
    ve ilgili altı ülkeyi ziyaret ettim.
  286. Şempanzelerin karşılaştığı
    sorunlar hakkında çok şey öğrendim;
  287. vahşi hayvan eti avı,
    canlı hayvan ticareti,
  288. tuzaklarla yakalamalar,
  289. insan nüfusu artışı ve dolayısıyla
    ekinler, çiftlik hayvanları
  290. ve köyleri için daha fazla
    alana ihtiyaç duymaları.
  291. İnsanların bu zor durumu
    hakkında da bilgi ediniyordum.
  292. Mutlak yoksulluk,
    sağlık ve eğitim yetersizliği,
  293. arazilerin yok edilmesi.
  294. Küçük Gombe Ulusal Parkı'na gittiğimde de
    artık göz ardı edilemez bir duruma geldi.
  295. Afrika'nın hemen batı kıyısına doğru
    ekvator boyunca uzanan bir orman kuşağı.
  296. 1990 yılında,
  297. küçük bir orman adasıydı,
    küçük bir ulusal park.
  298. Tüm çevresinde tepeler çıplaktı.
  299. İşte o zaman fark ettim.
  300. İnsanlara çevrelerini yok etmeden
    yaşamaları için yardım etmezsek
  301. şempanzeleri korumanın bahsi bile olamaz.
  302. Jane Goodall Enstitüsü de
    ''Take Care'' isimle bu programa başladı,
  303. biz ''TACARE'' diyoruz.
  304. Yöntemimiz topluluk bazlı koruma,
  305. tamamen holistik.
  306. Artık koruma araçlarını
    yerli halkın ellerine bıraktık
  307. çünkü Tanzanya vahşi şempanzelerinin çoğu
    korunmuş alanlarda değiller,
  308. köylerin orman rezervlerindeler.
  309. O yüzden gidip ormanlarının
    sağlığını kontrol ediyorlar.
  310. Artık şunu anladılar ki
  311. ormanı korumak yalnızca
    vahşi hayatı korumak demek değil,
  312. bu kendi gelecekleri için.
  313. Ormana ihtiyaçları var.
  314. Ve çok gururlular.
  315. Gönüllüler çalıştaylara gidiyor,
  316. akıllı telefonları
    kullanmayı öğreniyorlar,
  317. platforma ve buluta
    yüklemeyi öğreniyorlar.
  318. Her şey şeffaf.
  319. Yeniden ağaçlar var,
  320. tepeler artık ağaçsız değil.
  321. Gombe çevresinde bir koruma alanı
    yapmayı kabul ettiler,
  322. böylece şempanzelerin 1990 yılına göre
    daha çok orman alanı olacak.
  323. Dağılmış şempanze grupları için
  324. ormanda kanallar açıyorlar
    ve soy içi çiftleşme azaltılıyor.
  325. Yani evet, işe yaradı
    ve şu an altı ülkede uygulanıyor.
  326. Aynı şey.
  327. CA: Çok seyahat ediyorsun ve tüm dünyada
    olağanüstü ses getirdin,

  328. her yerde konuşma yapıyorsun,
    insanlara ilham veriyorsun.
  329. Bunun için böylesi enerjiyi
    nasıl buluyorsun,
  330. çünkü bu çok yorucu bir iş,
  331. bu kadar insanla toplantılar düzenlemek,
  332. fiziksel olarak da yorucu
  333. ve hâlâ bunu yapıyorsun.
  334. Bunu nasıl yapıyorsun, Jane?
  335. JG: Sanırım inatçı olduğumdan.
    Pes etmek bana göre değil

  336. Ormanları yok eden büyük şirketlere
    izin vermeye niyetim yok
  337. ya da önceki başkanlar tarafından
    göreve getirilmiş yeni politikacıların
  338. mevcut korumaları kaldırmasına.
  339. Kimden bahsettiğimi biliyorsun.
  340. Savaşmaya devam edeceğim.
  341. Vahşi hayatı önemsiyorum, seviyorum.
  342. Doğal dünyayı seviyorum.
  343. Ormanları seviyorum, yok edilmelerini
    görmek beni çok etkiliyor.
  344. Çocukları da çok önemsiyorum.
  345. Onların geleceğini çalıyoruz.
  346. Pest etmeyeceğim.
  347. Sanırım genlerim iyi. Çok şanslıyım.
  348. Farkına vardığım
    diğer şansım da iletişimdi,
  349. gerek yazılı gerek sözlü olsun.
  350. İzlediğim yol işe yaramıyor olsaydı...
  351. ama işe yarıyor çünkü her konuşmamda
  352. insanlar gelip şöyle diyor,
  353. ''Pes etmiştim ama bana ilham verdin.
  354. Ben de üzerime düşeni yapacağım.''
  355. Artık 65 ülkede kendi gençlik
    programımız var, ''Roots and Shoots''
  356. ve hızla büyüyor, her yaşa hitap ediyor,
  357. herkes kollarını sıvamış, insanlara,
    hayvanlara, çevreye yardım etmek için
  358. projeler seçip harekete geçiyor.
  359. Gözleri ışıldıyor,
  360. Dr. Jane'e dünyayı daha iyi yapmak için
    neler yaptıklarını anlatmak istiyorlar.
  361. Onları hayal kırıklığına uğratamam.
  362. CA: Gezegenin geleceğine baktığın zaman

  363. seni en çok ne endişelendiriyor?
  364. Bulunduğumuz noktada
    seni en çok korkutan ne?
  365. JG: Çok az bir zamanımız olduğu gerçeği,

  366. bu zaman içinde verdiğimiz zararın
    bir kısmını telafi edebiliriz
  367. ve iklim değişikliğini yavaşlatabiliriz.
  368. Ama zaman daralıyor.
  369. Ayrıca COVID-19 karantinalarıyla
    dünyada neler olduğunu da gördük:
  370. şehirlerde berrak gökyüzü,
  371. bazı insanların
    hiç solumadığı kadar temiz hava,
  372. gece vakti yukarı bakıp
    yıldızları görebilmek
  373. ki bunu da doğru düzgün göremeyenler var.
  374. Ama beni en çok endişelendiren,
  375. yeterli sayıda insana ulaşmak;
  376. insanlar anlasa da harekete geçmiyorlar.
  377. Bunu nasıl sağlarız?
  378. CA: National Geographic hakkında
    olağanüstü bir film yayımladı,

  379. 60 yıllık çalışman anlatılıyor.
  380. Filmin adı ''Jane Goodall: The Hope.''
  381. Filmin adında geçen umut ne, Jane?
  382. JG: En büyük umudum
    tüm bu genç insanlar.

  383. Çin'de insanlar çıkıp diyecek ki
  384. ''Tabii ki çevreyi önemsiyorum,
  385. ilkokulda 'Roots and Shoots'
    programındaydım.''
  386. ''Roots and Shoots''
    temel değerlerin bir parçası olacak
  387. ve sorunlar hakkında bilgi edindikçe
    çok hırslanıyorlar
  388. ve harekete geçmek için güçleniyorlar.
  389. Akarsuları temizliyorlar, invasif türleri
    insani bir şekilde temizliyorlar.
  390. Ve o kadar çok fikirleri var ki.
  391. Tabii bir de olağanüstü zekâmız var.
  392. Hep birlikte uyum içinde yaşamak için
  393. bu zekâyı teknolojiye uygulamaya başladık.
  394. Bireysel hayatlarımızda,
  395. her gün yaptığımız şeylerin
    sonuçlarını düşünelim.
  396. Neler satın alıyoruz, nereden geldi,
  397. nasıl yapıldı?
  398. Doğaya zarar verdi mi?
    Hayvanlara acımasızca davranıldı mı?
  399. Çocuk işçiliği
    söz konusu olduğu için mi ucuz?
  400. Etik kararlar verin.
  401. Ama yoksulluk içinde yaşıyorsanız
    bunu yapamazsınız.
  402. Sonra imkânsız görünen şeyi başaran
  403. o karşı konulmaz insanlar çıkageliyor
  404. ve pes etmiyorlar.
  405. Bunlar varlen pes edemezsiniz.
  406. Ama savaşamadığım şeyler de var.
  407. Yolsuzlukla savaşamıyorum.
  408. Askeri rejimlerle
    ve diktatörlerle savaşamıyorum.
  409. Yalnızca yapabildiklerimi yapıyorum.
  410. Hepimiz yapabildiğimizi yaparsak
  411. sonunda kazanabileceğimiz
    bir bütün olacak.
  412. CA: Son sorum, Jane.

  413. Bunu seyreden herkes için
    bir fikir, bir düşünce aşılamak istesen
  414. bu ne olurdu?
  415. JG: Unutmayın ki yaşadığınız her gün
    gezegeni etkiliyorsunuz.

  416. Etki bırakmaktan kaçınamazsınız.
  417. Aşırı yoksulluk içinde yaşamıyorsanız
  418. yaptığınız etkinin türü üzerinde
    bir seçim şansınız var.
  419. Hatta yoksullukta bile var
  420. ama varlık içindeyken
    bu şansımız daha fazla.
  421. Ve hepimiz etik seçimler yaparsak
  422. torunlarımıza çok da umutsuz olmayan
    bir dünya bırakma yolunda adım atarız.
  423. Bu düşünce herkese hitap ediyor.
  424. Çünkü çok insan neler olduğunun farkında
  425. ama çaresiz ve umutsuz hissediyorlar,
  426. dolayısıyla hiçbir şey yapmayıp
    duyarsızlaşıyorlar.
  427. Bu da büyük bir tehlike.
  428. CA: Dr. Jane Goodall, harika.

  429. Olağanüstü hayatın, yaptıkların
    ve bizimle zaman geçirdiğin için
  430. gerçekten çok teşekkür etmek istiyorum.
  431. Teşekkürler.

  432. JG: Teşekkürler.