Turkish subtitles

← Stresli ve ırkçı durumlar nasıl çözülür

Get Embed Code
17 Languages

Showing Revision 99 created 07/07/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. Afrika'da şöyle bir atasözü var:
  2. "Hikâyeyi anlatan kişi avcı olduğu sürece
  3. aslanın hikâyesi
    hiçbir zaman bilinemeyecektir."
  4. Irkla ilgili bir konuşmadan çok

  5. Amerika'daki ırksal tehdit
    siyasetini çözmek için
  6. bir ırk kültürüne ihtiyacımız var.
  7. Bu kültürün anahtarı ise
  8. yüzyıllarca süregelen ırk ayrımcılığını,
  9. insanlıktan çıkarmayı
  10. ve hastalıkları düzeltmek için
    gücü temsil eden
  11. kültürel farklılıklarımızı
    biz daha çok anladıkça
  12. unutulmuş bir gerçek.
  13. Hem annem hem babam
    Afrikalı Amerikalı idiler.

  14. Babam Güney Delaware'de doğmuş,
  15. annem ise Kuzey Philadephia'da
  16. ve bu iki yer, doğu ile batının
    birbirinden farklı olduğu kadar farklı,
  17. New York ile Montgomery, Alabama'nın
    farklı olduğu kadar da farklı.
  18. Babamın ırksal çatışmalarla
    başa çıkma yöntemi,
  19. erkek kardeşim Bryan,
    kız kardeşim Christy ve benimle birlikte
  20. 7 gün 24 saat kilisede kalmanın
    nasıl olabileceğini görmekti.
  21. (Kahkahalar)

  22. Tenimizin rengi yüzünden
    birisi bizi rahatsız ederse

  23. onlar için dua etmemiz
    gerektiğine inanırdı,
  24. Tanrı'nın sonunda onları
    geri alacağını bilerek buna inanırdı.
  25. (Kahkahalar)

  26. Babamın ırkla ilgili
    başa çıkma yaklaşımının

  27. manevi olduğunu söyleyebilirsiniz -
  28. daha sonraları bir gün tıpkı
    Martin Luther King'in yaptığı gibi.
  29. Annemin başa çıkma yaklaşımı ise
    birazcık daha farklıydı.

  30. Onun biraz daha ilişkiye dayalı
    olduğu söylenebilir,
  31. tıpkı sizin yüzünüzün
    tam şu an olduğu gibi --
  32. tam da şuan.
  33. Daha çok Malcolm X gibiydi.
  34. (Kahkahalar)

  35. Annem ırk şiddeti ve ayrımı olan
    bir mahallede büyümüştü,

  36. o mahalleden kovalanıp kovulmuştu

  37. ve o da başkalarını defetmek
    için şiddet dayatmıştı.
  38. Güney Delaware'a geldiğinde
  39. yabancı bir ülkeye geldiğini düşündü.
  40. Hiç kimseyi anlamadı,
  41. özellikle de beyazların karşısında
  42. fiziksel ve sözsel olarak uyumlu olan
  43. birkaç siyahi ve esmer insanı anlamadı.
  44. Annem değil.
  45. Bir yere gitmek istediğinde yürürdü.
  46. Ne düşündüğünüzü umursamazdı
  47. ve kültürel tarzıyla
    birçok insanı gıcık etti.
  48. Markete girmeden önce

  49. bize şöyle derdi:
  50. "Hiçbir şey sormayın,
  51. hiçbir şeye dokunmayın.
  52. Dediklerimi anlıyor musunuz?
  53. Diğer çocukların yerlerinde
    duramamalarını umursamıyorum,
  54. onlar benim çocuklarım değil.
  55. Dediklerimi anlıyor musunuz?"
  56. Üç kişilik uyum içinde şöyle söylüyorduk:
  57. "Evet anne."
  58. Markete girmeden önce
  59. ihtiyacımız olan tek şey bu konuşmaydı.
  60. Kaçınız hayatında bir kez olsun
    böyle bir konuşma işitti?
  61. Kaçınız hayatında böyle bir konuşma yaptı?
  62. (Kahkahalar)

  63. Kaçınız hayatında böyle bir
    konuşmayı bugün yaptı?

  64. Annem bize bu konuşmaları,
  65. parayı, itibarı ya da terbiyesizliği
  66. dert ettiği için yapmadı.
  67. Biz hiç terbiyesizlik yapmadık.
  68. Çok korkuyorduk.
  69. Yedi gün 24 saat kilisedeydik.
  70. (Kahkahalar)

  71. Bu konuşmayı, sadece siyahi olduğumuz için

  72. dünyada bizi terbiyesiz olarak
    algılayan bazı insanlar olduğunu
  73. bize hatırlatmak için yapıyordu.
  74. Her ebeveyn, ten rengi sebebiyle
  75. çocukları yanlış anlaşıldığı için
    sadece nefes aldıkları için
  76. endişelenmek zorunda değil.
  77. Markete giriyoruz

  78. ve insanlar bize bakıyor -
  79. az önce bir şey çalmışız gibi
    bize dik dik bakıyorlar.
  80. Arada bir satış elemanı, bizim kültürel
    tarzımıza gıcık olduğu için
  81. ya bir şey yapardı ya da bir şey söylerdi
  82. ve bu genellikle kasadaki
    konveyörde olurdu.
  83. Yapabilecekleri en kötü şey ise
    aldıklarımızı poşete fırlatmalarıydı.
  84. İşte bu olduğunda oyun başlıyordu.
  85. (Kahkahalar)

  86. Annem onlara kim olduklarını,

  87. ailelerinin kim olduğunu,
  88. evlerine en yakın ne zaman gideceğini
  89. söylemeye başlardı.
  90. (Kahkahalar)

  91. Annem size küfretmemişse
    hayat yaşamamışsınızdır.

  92. (Kahkahalar)

  93. Satış elemanı yerde olurdu,

  94. çürümüşçesine acıdan kıvranırdı,
  95. ırktan utanarak mırıldanırdı.

  96. (Kahkahalar)

  97. Annem ve babam Hristiyandı.
  98. Aralarındaki fark ise şuydu:
  99. Babam ırk konusunda bir çatışma
    olmadan önce dua ederdi,
  100. annem ise olduktan sonra dua ederdi.
  101. (Kahkahalar)

  102. Eğer doğru zamanda
    ve doğru biçimde kullanırsanız

  103. her iki stratejiyi de
    kullanmanın zamanı vardır.
  104. Uzlaşmak veya yüzleşmek
    için zaman vardır
  105. fakat araba farına yakalanmış bir geyik
    gibi donakaldığınızda zamanınız yoktur
  106. ve dikkatsizce, düşüncesizce bir öfkeyle
    saldırmak için de asla zamanınız yoktur.
  107. Buradaki ders ise şu:
  108. Konu ırk ilişkilerine geldiğinde
  109. nasıl dua edeceğimizi bazen öğreniyoruz,
  110. enine boyuna düşünüyoruz,
    işliyoruz, hazırlanıyoruz.
  111. Başka zamanlarda ise
    nasıl baskı yapacağımızı
  112. ve nasıl bir şeyler
    yapacağımızı öğreniyoruz.
  113. Ne yazık ki bu iki yetinin ikisi de --
  114. hazırlanmak ile
  115. baskı yapmak --
  116. günümüz toplumunda yaygın.
  117. Şu sinir bilim araştırmasına göz atalım:

  118. Biz ırkımız yüzünden tehdit edildiğimizde
  119. beyinlerimiz hapsoluyor,
  120. siyahi ve esmer insanları
    kişiliksizleştiriyoruz.
  121. Beynimiz, çocuklar ile yetişkinlerin
    göründüklerinden daha yaşlı,
  122. daha büyük ve birbirlerine
    daha yakın olduklarını sanıyor.
  123. En kötü ihtimalle, onların şefkati
    veya korunmayı hak etmediklerine dair
  124. kendimizi ikna ediyoruz.
  125. Racial Empowerment Collaborative
    merkezinde,
  126. biliyoruz ki en korkutucu
    anlardan biri ırk karşılaşmaları,
  127. insanların hayatları boyunca
    yüzleşecekleri en korkutucu anlardan biri.
  128. Bazı ihmaller sonucunda,
  129. çoğunlukla yerli Amerikalılar
    ile Afrikalı Amerikalıların
  130. bu ülkede ölümüne yol açan
    polis rastlaşmalarına bakacak olursanız
  131. bunların yaklaşık iki dakika
    sürdüğünü görebilirsiniz.
  132. Altmış saniye içinde,
  133. beyinlerimiz adeta hapsediliyor.
  134. Hazırlıksız olduğumuz anda da
  135. aşırı tepki veriyoruz.
  136. En iyi ihtimalle alıkonuluyoruz.
  137. En kötüsü ise bize ateş ediliyor
    ve soru sorulmuyor.
  138. Tehdidin yoğunluğunu 60 saniye
    içinde azaltabildiğimizi düşünün
  139. ve beyinlerimizin hapsedilmesinin
    engellendiğini düşünün.
  140. Ne kadar çocuğun okuldan
    atılmadan ya da vurulmadan
  141. okuldan veya 7-Eleven mağazasından
  142. eve döndüğünü düşünün.
  143. Kaç anne ile babanın ağlamak
    zorunda kalmadığını düşünün.
  144. Irkların sosyal uyumu,

  145. genç insanların 60 saniyelik rastlaşmalar
    üzerinde görüşmelerine yardımcı olabilir
  146. fakat bu bir sohbetten
    daha fazlası olacak.
  147. Bu, bir ırk kültürü gerektiriyor.
  148. Peki ebeveynler
    bu konuşmaları nasıl yapacaklar
  149. ve ırk kültürü nedir?
  150. Sorduğunuz için teşekkür ederim.
  151. (Kahkahalar)

  152. Irk kültürü, stresli ve ırkçı
    bir rastlaşmayı okuyabilme,

  153. değiştirme ve çözümlemeyi içerir.
  154. Okumak, ırk ile ilgili bir sorun olduğunda
  155. bunu tanımayı ve buna yönelik
    stres tepkilerimizi fark etmeyi içerir.
  156. Değiştirmek,
    bilinçli farkındalığı kapsayıp
  157. şu an benim akın akın gelen
    yorumlamalarımı azaltmayı içerir
  158. ve bunu bir dağ tırmanışı
    deneyimine kadar azaltır.
  159. Bu tabirin karşılığı ise --
  160. imkânsız bir durumu,
  161. çok daha yapılabilir ve büyüleyici
    bir hale dönüştürmektir.
  162. Irk ile ilgili bir sorunu çözümleme,
  163. sağlıklı bir karar verebilmeyi kapsar,
  164. bu karar ise benim, "bu beni
    rahatsız etmiyor" demiş gibi yaptığım
  165. ve az beklentili bir tepki değildir
  166. ya da anı abarttığım
    bir aşırı tepki de değildir.
  167. Ebeveynlere ve çocuklara okumayı,
    değiştirmeyi ve çözümlemeyi öğretebiliriz,

  168. bunu, "tanımla, yerini bul, iletişime geç,
    nefes al ve nefes ver" dediğimiz
  169. bilinçli farkındalık stratejisini
    kullanarak yapıyoruz.
  170. Benimle kalın.
  171. "Tanımla" şunu sorar:
  172. "Şu anda ne hissediyorum
  173. ve bu hissin yoğunluğu 10 üzerinden kaç?"
  174. "Yerini bul" şunu sorar:
  175. Bunu vücudumda nerede hissediyorum?
  176. Bu noktada spesifik olmalıyız.
  177. Chicago'da beşinci sınıfa giden
    yerli Amerikalı bir kızın
  178. bana söyledikleri kadar
    spesifik olmalıyız:
  179. "9 oranında öfkeliyim
    çünkü tek yerli Amerikalı benim
  180. ve bunu, karnımda bir sürü kelebek
    kavga ediyormuşçasına hissediyorum,
  181. o kadar çok kavga ediyorlar ki
    boğazıma kadar uçup beni boğuyorlar."
  182. Ne kadar çok detay verebilirseniz
  183. o noktayı o kadar aza indirebilirsiniz.
  184. "İletişime geç" şunu sorar:
  185. "Aklıma hangi içsel konuşmalar
    ve imgeler geliyor?"
  186. Gerçekten yardım istiyorsanız
  187. yavaşça nefes alıp vermeyi deneyin.
  188. Racial Empowerment Collaborative
    merkezindeki

  189. birçok meslektaşımın yardımıyla,
  190. birkaç araştırmada ve terapi projelerinde
  191. anlık stres azaltımı
    tekniğini kullanıyoruz.
  192. Bir projede, toplantıdaki
    60 saniyelik patlamalar sırasında
  193. gençlerin duygularını yönetmelerine
    yardım etmek için basketbolu kullanıyoruz.
  194. Bir diğer projede Loretta ve John Jemmott
    isimli meslektaşlarımın yardımlarıyla,
  195. Afrikalı Amerikalı berberlerin
    kültürel tarzlarını güçlendiriyoruz
  196. ve siyahi berberlerin
    sağlık eğitmenleri olmaları için
  197. onları iki alanda eğitiyoruz:
  198. Biri, eş ilişkilerindeki cinsel riski
    güvenli biçimde azaltmak;
  199. diğeri de öç alma şiddetini durdurmak.
  200. Harika kısmı ise şu:
  201. Berberler kültürel tarzlarını,
  202. 18 ile 24 yaş arasındaki
    erkeklerin saçlarını keserken
  203. bu sağlık eğitimini
    vermek için de kullanıyorlar.
  204. Başka bir projede ise
  205. sınıflardaki stresli anları okumayı,
  206. değiştirmeyi ve çözümlemeyi
    öğretmenlere öğretiyoruz.
  207. Son projede ise gündelik saldırgan
    söylemleri çözmek için
  208. ebeveynlerle çocukları
    bir araya getirmeden önce
  209. ırk travmalarını anlamayı
    onlara ayrı ayrı öğretiyoruz.
  210. Çocuklarımızla ırk kültürüne
    dair konuşmalar iyileştirici olabilir

  211. fakat pratik gerektirir.
  212. Biliyorum ki bazılarınız şöyle diyor:
  213. "Pratik mi?
  214. Nasıl pratik?
  215. Pratik yapmaktan mı bahsediyoruz?"
  216. Evet, pratik yapmaktan bahsediyoruz.
  217. Benim iki oğlum var.

  218. Büyüğü Bryan, 26 yaşında,
  219. küçüğü de Julian, 12 yaşında.
  220. Bunun nasıl olduğunu
    konuşmak için zamanımız yok.
  221. (Kahkahalar)

  222. Ama yine de

  223. onlar ne zaman aklıma gelse
  224. benim için hâlâ bebekler
  225. ve dünya onları yanlış anlayacak diye
    her gün endişeleniyorum.
  226. Ağustos 2013'te, Julian sekiz yaşındaydı

  227. ve onunla çamaşır katlıyordum,
  228. ki bu eylemin kendisi
    çok nadir gerçekleşirdi.
  229. Tuhaf bir şeyin olacağını akıl etmeliydim.
  230. Televizyonda Trayvon Martin'in
    ebeveynleri vardı ve ağlıyorlardı
  231. çünkü George Zimmerman beraat etmişti.
  232. Julian da âdeta televizyona yapışmıştı.
  233. Binlerce sorusu vardı
    ve ben bunlara hazırlıklı değildim.
  234. Şunların sebebini öğrenmek istiyordu:
  235. Neden yetişkin bir adam,
  236. 17 yaşındaki bir çocuğu sinsice izler
  237. ve ele geçirip öldürür?
  238. Ne diyeceğimi bilemiyordum.
  239. Ağzımdan çıkan en iyi şey şu oldu:
  240. “Julian, bazen bu dünyada
  241. siyahi ve esmer insanları
    küçük gören insanlar var,
  242. onlar bizi ve siz çocukları
  243. insan olarak görmüyorlar.”
  244. Oğlum bütün bu durumu
    üzgün biçimde yorumladı.
  245. (Dış ses) Julian Stevenson: Bu üzücü.

  246. "Bunu umursamıyoruz,
    sen son kişi değilsin."
  247. HS: Evet.

  248. JS: Bu, senden daha iyiyiz"
    gibi bir şey mi?

  249. HS: Evet öyle.

  250. JS: "Bunun hakkında
    yapabileceğin hiçbir şey yok.

  251. Beni korkutursan
    veya başka bir şey yaparsan
  252. seni vururum çünkü senden korkuyorum."
  253. HS: Kesinlikle.

  254. Fakat birisi seni takip ediyorsa --
  255. JS: Bu herkes için aynı değildir.

  256. HS: Hayır, her zaman aynı değil,
    dikkatli olman gerek.

  257. JS: Evet çünkü insanlar
    sana saygısızlık edebilir.

  258. HS: Kesinlikle.

  259. Düşün ki sen,

  260. "sen şöyle görünmüyorsun" --
  261. Sanki sana şöyle diyorlar:
  262. "İyi görünmüyorsun, bu yüzden
    bence sana saygısızlık etme hakkım var."
  263. HS: Evet bunun adı o,

  264. buna ırkçılık diyoruz.
  265. Julian, buna ırkçılık diyoruz

  266. ve evet insanlar -- yani diğer insanlar --
    kapüşonlu eşofman giyebilirler
  267. ve onlara hiçbir şey olmaz.
  268. Fakat sen ve Travyon'a olabilir,
  269. bu yüzden babacığın senin
    güvende kalmanı istiyor.
  270. (Dış ses) HS: Ve bu yüzden --

  271. JS: Yani, "diğer insanlar" derken

  272. eğer Travyon beyaz olsaydı
  273. saygısız birisi olmaz mıydı demek istedin?
  274. HS: Evet Julian, babacığın
    "diğer insanlar" derken

  275. beyaz insanları kastetti.
  276. Başlarda oldukça tuhaf olduğunu
    hissettiğim bir yol vardı

  277. fakat bir kere ritme
    ve havaya girmeye başladığımda
  278. klişeler ile ayrımcılık konuları
    hakkında konuşmaya başladım
  279. ve sadece havaya girerken bile
  280. Julian araya girdi.
  281. (Dış ses) HS: Bu tehlikeli,
    siyahi olduğun için suçlusun

  282. ve sen bir çocuksun --
  283. Bu yanlış, bunu kimin yaptığı fark etmez.
  284. JS: Baba, burada seni durdurmam gerek.

  285. HS: Ne oldu?

  286. JS: Hani hatırlasana biz --

  287. HS: Bana bir hikâye
    anlatmak için araya girdi,

  288. hikâye, bir yüzme havuzunda
    arkadaşıyla birlikteyken
  289. yetişkin beyaz adamlar tarafından
  290. ırkı sebebiyle tehdit
    edilmesiyle ilgiliydi,
  291. annesi de bunu onayladı.
  292. Ben de bunun hakkında konuşabildiği
    için kendimi mutlu hissettim
  293. ve konuyu anladığını hissettim.
  294. Travyon'un ebeveynlerinin
    üzgünlüğünü geçip

  295. George Zimmerman'ın ebeveynleri
    hakkında konuşmaya başladık,
  296. onların haberini bir gazetede okumuştum
  297. ve onlar Travyon'un takip
    edilmesine göz yummuşlardı.
  298. Julian'ın bana yönelik
    tepkisiyse çok kıymetliydi.
  299. Çünkü anladığını bana hissettirmişti.
  300. (Dış ses) JS: Onun hakkında ne söylediler?

  301. HS: Bence, onun sinsice
    takip edilmesi konusunda

  302. esasen haklı olduğunu düşündüler.
  303. JS: Ne alaka?

  304. HS: Evet, bence de yanlış.

  305. JS: Bu -- bir dakika.

  306. Yani, siyahi bir çocuğu takip etme,
    onunla kavgaya girişme
  307. ve onu vurma hakkı
    olduğunu mu söylüyorlar?
  308. HS: Julian anladıkça

  309. ben geri kalmaya başladım.
  310. Çünkü hayalimde şöyle düşünüyordum:
  311. Ya benim Julian veya Bryan oğullarım
    Travyon'un yerinde olsaydı?
  312. Öfkemin derecesi 10 olmuştu.
  313. Buldum, yerini saptadım,
    sağ bacağım kontrolsüzce titriyordu,
  314. tıpkı koşuyor gibiydim
  315. ve hayalimde birilerinin Julian'ı
    kovaladığını görüyordum,
  316. ben de onları kovalıyordum
  317. ve ağzımdan çıkan tek şey,
  318. birisinin benim çocuğumu
    rahatsız etmeye yeltenmesiydi.
  319. (Dış ses) HS: Eğer birisi benim
    çocuğumu rahatsız etmeye çalışırsa

  320. JS: O zaman ne olur?

  321. HS: Koşarak kaçsalar iyi olur.

  322. JS: Ne için?

  323. HS: Onları yakalarım.
  324. JS: Bak, gördün mü?

  325. HS: Onları yakalarım.

  326. JS: Gerçekten mi?
  327. HS: Gerçekten.

  328. JS: O zaman onlar seni yakalar
    çünkü silahları olabilir.

  329. HS: Aslında polisi de ararım,
    aramam gerekir

  330. ama sanırım onları ben yakalamak isterim.
  331. Ama sen değil, haklısın,
    sen öylece insanları kovalayamazsın.
  332. JS: Silahları olabilir.

  333. HS: Evet haklısın, haklısın.

  334. Onları kovalamak isterim diye düşünüyorum.
  335. JS: Hem ordu falan da olabilirler.

  336. HS: Biliyorum, oğlumla uğraştıkları için
    onları yakalamak isterim.

  337. Bunu istemem.
  338. HS: Ama sen haklısın, dikkatli olmalısın.

  339. Dikkatli olmalısın.
  340. Bazı deli insanların senin hakkında
    ne düşündüklerini asla bilemezsin.
  341. Sen güzel olduğuna inandığın sürece,
  342. tıpkı babanın senin güzel
    ve yakışıklı olduğuna inanması,
  343. annenin de güzel, yakışıklı ve zeki
    olduğuna inanması yeterli.
  344. Ayrıca sen mutlu, güzel
    ve zeki olmak istediğin kadar
  345. bu gezegende olmayı hak ediyorsun.
  346. İstediğini yapabilirsin bebeğim.
  347. HS: Irkların sosyal uyumu

  348. sadece ebeveynlerin çocuklarına
    öğrettiklerinden ibaret değil.
  349. Ayrıca ana babalarının öğrettiklerine
    çocukların cevaplarıdır.
  350. Benim çocuğum hazırlıklı mı?
  351. Görmezden gelinen ırkçılık ortaya
    çıktığında onu tanıyabilecekler mi?
  352. Irkçılığın akın akın gelen
    yorumlarıyla iletişime geçebilip
  353. kaçmadıkları bir dağ tırmanışı
    deneyimine kadar
  354. onu azaltabilecekler mi?
  355. 60 saniye içinde normal ve sağlıklı
    bir karar verebilecekler mi?
  356. Ben yapabilir miyim?
  357. Siz yapabilir misiniz?
  358. Evet yapabiliriz.

  359. Eğer en tehdit edici anlarımızın ortasında
  360. tanımlamayı, iletişime geçmeyi,
    nefes alıp vermeyi öğrenirsek
  361. ve kendimize yabancı
    halimizle yüzleştiğimizde
  362. ırk konusunda daha sağlıklı
    ilişkiler kurabiliriz.
  363. Vücutlarımızda, zihinlerimizde
    ve ruhlarımızda
  364. yüzyıllardır kaynayan ırka yönelik
    öfkeyi göz önüne alırsak --
  365. ayrıca vücudumuzu, zihnimizi ve ruhumuzu
    etkileyenler, sağlığımızı da etkiler --
  366. muhtemelen kalbimizin
    silahlanmasını önleyebiliriz.
  367. Sadece, buralarda olmadığımızda
  368. her bir ebeveynin çocuğu
    için istediğini istiyorum:
  369. Şefkat ve koruma.
  370. Polisler ve öğretmenler
    benim çocuklarımı gördüklerinde
  371. onlardan kendi çocuklarını
    düşünmelerini istiyorum.
  372. Çünkü inanıyorum ki bizim çocuklarımızı
    kendi çocuğunuz gibi görürseniz
  373. onları vurmazsınız.
  374. Bu, ırk kültürüyle mümkün,
    ayrıca uygulama da gerek,

  375. hikâyelerimizdeki
    ırk travmasını çözebiliriz
  376. ve iyileşmemiz, anlatmakla gelecek.
  377. Fakat şunu asla unutmamalıyız ki
  378. bizim kültürel farklılıklarımız
    şefkat ve korumayla dolu
  379. ve şunu daima hatırlayın:
  380. "Hikâyeyi anlatan kişi avcı olduğu sürece
  381. aslanın hikâyesi asla bilinemeyecektir."
  382. Çok teşekkür ederim.

  383. (Alkış)