Turkish subtitles

← Bir zamanlar bana ihanet eden bir ülkeyi neden seviyorum

Çocukken, George Takei ve ailesi 2. Dünya Savaşı yıllarında bir "güvenlik" önlemi olarak Japon asıllı Amerikalılara yönelik olan bir toplama kampında kalmaya zorlandı. 70 yıl sonra, Takei geriye dönüp kampın kendi vatanseverlik ve demokrasi tanımlamasını nasıl şekillendirdiğine bakıyor.

Get Embed Code
32 Languages

Showing Revision 27 created 02/04/2015 by Ramazan Şen.

  1. Ben emekli bir uzay gemisi kaptanıyım.
  2. (Gülüşmeler)
  3. Galaksi boyunca,
  4. büyük bir uzay gemisiyle süzüldüm.
  5. Yanımda, dünyanın
    her yerinden gelmiş
  6. kişilerden oluşan bir mürettebat vardı.
  7. Çok farklı ırklardan,
  8. çok farklı kültürlerden
  9. çok farklı geleneklerden
  10. gelen insanlar birlikte çalışıyorlardı.
  11. Ve bizim görevimiz,
  12. yabancı yeni dünyaları keşfetmek,
  13. yeni hayatlar, yeni medeniyetler bulmak,
  14. daha önce kimsenin gitmediği
  15. karanlık yerlere gitmekti.
  16. Evet,
  17. (Alkış)
  18. Ben, Japonya'dan Amerika'ya gelen
  19. göçmenlerin torunuyum.
  20. Cesurca yabancı,
    yeni bir dünyaya gelmiş,
  21. yeni fırsatlar arıyorlardı.
  22. Annem Sacramento, California'da doğdu.
  23. Babam bir San Francisco'lu.
  24. Los Angeles'ta tanışıp evlendiler
  25. ve ben orada doğdum.
  26. 4 yaşımda iken,

  27. Pearl Harbour,
  28. 7 Aralık 1941'te
  29. Japonya tarafından bombalandı
  30. ve bir gece sonra dünya
  31. yeni bir dünya savaşına sürüklendi.
  32. Amerika aniden
  33. bir histeriye kapıldı.
  34. Japon kökenli Amerikan vatandaşı olan,
  35. Japon Amerikalılara
  36. şüphe,
  37. korku ve tamamen öfke ile
  38. bakılmaya başlandı.
  39. En basit bir şekilde çünkü
  40. bizler Pearl Harbour'u
  41. bombalayan insanlara benziyorduk.
  42. Bu histeri Şubat 1942'ye kadar
  43. büyüdükçe büyüdü.
  44. Birleşmiş Devletler Başkanı
  45. Franklin Delano Roosevelt
  46. bütün Japon-Amerikalıların
  47. Amerika'nın Batı kıyısında
  48. toplatılmasını emretti.
  49. Hiçbir suçlama, mahkeme,
  50. adil yargılanma hakkı olmadan.
  51. Adil yargılama hakkı bizim
  52. adalet sistemimizin temel dayanağıdır.
  53. Bunların hepsi ortadan kalktı.
  54. Toplatıldık ve 10 tane, demir tellerle
  55. çevrili kamplarda mahkum edildik.
  56. Bunlar Amerika'nın en ücra yerleriydi;
  57. Arizona'nın kavurucu sıcak çölü,
  58. Arkansas'ın boğucu bataklıkları,
  59. Wyoming, Idaho, Utah,
  60. Colorado'nun çöplükleri,
  61. ve California'nın en ıssız bölgesiydi.
  62. 20 Nisan'da 5. doğum günümü kutladım.

  63. Doğum günümden sadece birkaç hafta sonra
  64. annem ve babam küçük kardeşimi,
  65. küçük kız kardeşimi ve beni
  66. sabah erkenden uyandırdı
  67. ve hızlıca giydirdi.
  68. Abim ve ben salon penceresinden
  69. dışarıya bakıyorduk
  70. Ve 2 askerin evimizin
    önünde yürüdüğünü gördük.
  71. Tüfeklerinde süngüleri vardı.
  72. Ön kapıya gelip
  73. kapıyı çaldılar.
  74. Babam kapıyı açtı.
  75. Askerler evin dışına çıkmamızı emrettiler.
  76. Babam bana ve abime
  77. taşımamız için küçük valizler verdi
  78. ve dışarı çıkarak evin çıkışında dikildik
  79. ve annemin gelmesini bekledik.
  80. Nihayet annem geldiğinde,
  81. bir kolunda küçük kız kardeşim,
  82. diğerinde büyük bir kol çantası vardı
  83. ve yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
  84. Bu sahneyi asla unutamam.
  85. Hafızama kazınmıştır.
  86. Evimizden alınıp

  87. diğer Japon-Amerikalı aileler ile birlikte
  88. tren vagonlarına bindirildik.
  89. Her vagonun
    iki başında bekçiler vardı,
  90. sanki suçluymuşuz gibi.
  91. Ülkenin üçte ikisi kadar yolu
  92. bu trenle 4 gün 3 gece sallanarak
  93. Arkansas'ın bataklığına götürüldük.
  94. Halen beni çevreleyen
  95. bu dikenli telleri hatırlarım.
  96. Bize doğrultmuş makineli silahların olduğu
  97. uzun nöbetçi kulübesini hatırlıyorum.
  98. Gece barakamdan tuvalete giderken
  99. beni takip eden
  100. ışıldakları hatırlıyorum.
  101. Fakat 5 yaşındaki ben
  102. işemeye giderken yolumu aydınlatmalarının
  103. ne kadar hoş olduğunu düşünüyordum.
  104. Çocuktum,
  105. neden orada olduğumuzu
  106. anlamak için çok küçüktüm.
  107. Çocuklar inanılmaz bir şekilde uyum sağlar.

  108. Savaş kampında esir olmak gibi
  109. acayip anormal bir durum
  110. benim için normal olmuştu.
  111. Günde 3 kere sıraya dizilmek,
  112. kalabalık bir salonda
  113. berbat yemeklerden yemek
    benim için normal olmuştu.
  114. Babamla birlikte gidip herkesin içinde
  115. toplu yıkanmak normal olmuştu.
  116. Dikenli tellerle çevrili
    bir kampta mahkum olmak
  117. benim normalim olmuştu.
  118. Savaş bittiğinde

  119. serbest bırakıldık.
  120. Birleşik Devletler'de herhangi bir yere
  121. gidebileceğimiz bir gidiş bileti verildi.
  122. Ailem Los Angeles'taki evimize
    dönmeye karar verdi.
  123. Fakat Los Angeles misafirperver değildi.
  124. Parasızdık,
  125. her şeyimiz alınmıştı
  126. ve bize olan öfke çok fazlaydı.
  127. İlk evimiz Skid Row'daydı.
  128. Şehrin en kötü yeri.
  129. Kimsesiz, sarhoş ve
  130. delilerle birlikte yaşadık.
  131. Her tarafta pis kokular vardı.
  132. Caddelerde, yollarda
  133. otobanlarda bile bu koku vardı.
  134. Korkunç bir tecrübeydi.
  135. Ve biz çocuklar için dehşet vericiydi.
  136. Bir keresinde
  137. bir sarhoşun sendeleyerek
  138. önümüze düşüp
  139. kustuğunu hatırlıyorum.
  140. Küçük kız kardeşim:
    "Anne eve geri dönelim" dedi.
  141. Çünkü dikenli tellerin arkası
  142. bizim için
  143. evdi.
  144. Annem ve babam ayakları üzerinde

  145. durabilmek için çok çalıştı.
  146. Her şeyi kaybetmiştik.
  147. Orta yaşlarındaydılar
  148. ve hayata yeniden başlamışlardı.
  149. Canla başla çalıştılar
  150. ve sonunda
  151. güzel bir yerde
    3 yatak odası olan bir
  152. ev alacak kadar para biriktirdiler.
  153. Ergenlik yaşlarımda
  154. çocukluğumdaki tutukluluk
    zamanlarımız hakkında
  155. çok merak ettiğim şeyler oldu.
  156. İdeal Amerikan demokrasisini anlatan
  157. yurttaşlık kitaplarını okudum.
  158. Herkes eşit yaratılmıştır,
  159. hayata, özgürlüğe,
    mutluluğumuzun devamına dair
  160. devredilemeyen haklarımız vardı.
  161. Ve bunlar benim çocukluğumda yaşadığım
  162. tutukluluğa aykırı şeylerdi.
  163. Tarih kitapları okudum
  164. fakat bununla ilgili bir şey bulamadım.
  165. Ve babamla yemeklerden sonra uzun,
  166. bazen de hararetli sohbetlere başladık.
  167. Böyle çok fazla konuşmamız oldu.
  168. Bunlardan benim çıkardığım sonuç
  169. babamın bilgeliği oldu.
  170. Tutukluluk koşullarında
  171. en çok sıkıntı çeken oydu
  172. fakat Amerikan demokrasisini anlamıştı.
  173. Demokrasimizin
  174. insanların demokrasisi olduğunu,
  175. bu nedenle hem insanlar gibi
    doğru olabileceğini
  176. hem de insanlar gibi
    yanlışa düşebileceğini söyledi.
  177. Bana Amerikan demokrasisinin
  178. sistemimizi ideal hale getirme
  179. gayesini güden ve
  180. aktif bir şekilde
  181. demokrasimizin çalışmasını sağlayan
  182. iyi insanlara
    muhtaç olduğunu söyledi.
  183. Ve beni bir seçim kampanyası
    merkezine götürdü.
  184. Illinois valisi başkanlık için yarışıyordu
  185. ve bana Amerikan seçim sistemini anlattı.
  186. Ayrıca benimle
  187. 2. dünya savaşı esnasındaki
  188. genç Japon-Amerikalılar hakkında konuştu.
  189. Pearl Harbour bombalandığında

  190. genç Japon-Amerikalıların
    diğer gençler gibi
  191. ülkemiz için gönüllü olarak
  192. savaşmak için orduya koştuğunu anlattı.
  193. Bu vatanseverlik davranışına
  194. bir tokat ile cevap verildi.
  195. Hizmet etmemiz engellenmişti
  196. ve yabancı olmayan
    düşman olarak nitelendirildik.
  197. Bir düşman gibi görülmek
    çok acımasızcaydı.
  198. Üstelik ülken için savaşmak isterken
  199. "yabancı olmayan" kelimesi ile birleştirilen
  200. düşman teriminin anlamı
  201. "vatandaş"ın karşıt anlamlısı demekti.
  202. Hatta vatandaş kelimesini dahi aldılar
  203. ve bizi birkaç yıl hapsettiler.
  204. Daha sonra devlet, savaş zamanında

  205. insan azlığının farkına vardı
  206. ve bizi aniden toplayarak
  207. genç Japon-Amerikalılara askeri hizmetin
  208. önünü açtılar.
  209. Bu tamamen mantıksız
  210. fakat inanılmaz ve
  211. şaşırtıcı bir şeydi.
  212. Binlerce genç Japon-Amerikalı
  213. kadın ve erkek
  214. dikenli tellerle çevrili çitlerden çıkarak
  215. bize bekçilik yapanlarla
    aynı üniformaları giyip
  216. bu ülke adına savaşmak için
  217. hapsedilmiş olan ailelerinden ayrıldılar.
  218. Savaşmaya gittiklerini söylüyorlardı.

  219. Sadece ailelerini dikenli tellerle çevrili
  220. çitlerden kurtarmak için değil,
  221. devletimizin temsil ettiği
  222. temsil etmesi gerektiği idealleri
  223. korumak için savaşıyorlardı
  224. ve bu idealler yapılmakta olanlarla
  225. ortadan kaldırılmıştı.
  226. Bütün insanlar eşit yaratılmıştır.

  227. Ve ülkeleri için savaşmaya gittiler.
  228. Bütün Japon-Amerikalı
    birlikleri ayrı tutulup
  229. Avrupa'daki savaş alanına gönderildiler
  230. ve onlar da kendini onun içine attılar.
  231. Hayret verici ve inanılmaz bir cesaretle
  232. ve kahramanlıkla savaştılar.
  233. En tehlikeli görevlere gönderildiler
  234. ve her birlikteki en fazla ölü savaşçı
  235. sayısı onların oldu.
  236. Bunu gösteren bir savaş var.

  237. Gothic Line savaşı.
  238. Almanlar bu dağın eteklerinde,
  239. kayalık yamaçlarında ve
  240. ulaşılamaz mağaralarında
  241. menzilenmişlerdi.
  242. 3 müttefik topçu müfrezesi
  243. 6 aydır burayı
  244. ateş altında tutuyordu böylece
  245. onlar burada sıkışıp kalmışlardı.
  246. 442. birlik buradaki
  247. savaşa dahil olmaları için çağrıldı.
  248. fakat 442. birliğin
  249. çok farklı fakat
  250. tehlikeli bir planı vardı.
  251. Dağın arka tarafı
  252. dik kayalık bir uçurumdu..
  253. Almanlar dağın bu tarafından bir saldırı
  254. ihtimalini imkansız görüyorlardı.
  255. 442. birlik imkansızı yapmaya karar verdi.
  256. Ay ışığının olmadığı karanlık bir gecede
  257. yaklaşık 300 metre yükseklikteki bu
  258. kaya duvarı bütün askeri teçhizatları ile
  259. tırmanmaya başladılar.
  260. Bütün gece boyunca
  261. bu dik uçuruma tırmandılar.
  262. Karanlığın içinde
  263. bazıları tutundukları yerlerden
  264. kimi bastıkları yerlerden kayarak
  265. aşağılarındaki dar geçitin içine
  266. kendi ölümlerine doğru düştüler.
  267. Hepsi sessiz bir şekilde düştü.
  268. Hiçbiri ağlayıp sızlanmadı
  269. ve böylece yerlerini belli etmediler.
  270. 8 saat boyunca tırmandılar
  271. ve tepeye ulaşanlar
  272. şafağın sökmesini beklediler
  273. ve ilk ışıkla birlikte
  274. saldırıya geçtiler.
  275. Almanlar şaşırmıştı,
  276. birlik tepeyi ele geçirdi
  277. ve Gothic Line savunmasını kırdı.
  278. 6 aylık direniş
  279. 442. birlik tarafından
  280. 32 dakikada kırılmıştı.
  281. Bu inanılmaz bir hareketti.

  282. Ve savaş bittiğinde
  283. 442. birlik 2. Dünya Savaşı'nın
  284. en donanımlı birliği olarak
  285. Amerika'ya geri döndü.
  286. Beyaz Saray'da Başkan
    Truman tarafından karşılandılar.
  287. Truman onlara:
  288. "Siz sadece düşmanla değil
    aynı zamanda önyargılarla da savaştınız
  289. ve kazandınız." dedi.
  290. Onlar benim kahramanlarım.

  291. Onlar bu ülkenin parlayan ideallerine
  292. olan inançlarına sarılmışlardı.
  293. Ve bir Amerikalı olmanın bazı insanlara
  294. uygun olmadığını kanıtladılar.
  295. Irk, bir Amerikalıyı tanımlamaya yetmez.
  296. Onlar, Amerikalı kavramına
  297. önceden korku ve şüpheyle bakılan
  298. Japon-Amerikalıları dahil ettiler.
  299. Onlar dönüşmüş ajanlardı
  300. ve bana bir miras bıraktılar.
  301. Onlar benim kahramanlarım,
  302. demokrasiyi anlayıp
  303. bana onun yolunu gösteren
  304. babam da benim kahramanım.
  305. Onlar bana bir miras bıraktılar
  306. ve bu miras bir sorumluluk getirdi.
  307. Ben de kendimi, ülkemi
    daha iyi bir Amerika yapmaya
  308. hükümetimizi
  309. daha doğru bir demokrasi
  310. yapmaya adadım.
  311. Sahip olduğum kahramanlardan
  312. ve verdiğimiz mücadelelerden dolayı
  313. karşınızda bir
  314. Japon-Amerikalı olarak durabiliyorum.
  315. Bundan daha fazla olarak
  316. ben gururlu bir Amerikalıyım.
  317. Çok teşekkürler

  318. (Alkış)