YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← Chimamanda Adichie: Tek hikayenin tehlikesi

Hayatlarımız, kültürlerimiz birbirine geçmiş bir çok hikayeden oluşur. Roman yazarı Chimamanda Adichie, kendi yerel kültürünü nasıl keşfettiğinin hikayesini anlatıyor ve, bir kişi veya ülke hakkında sadece tek bir hikaye duyduğumuzda, edinebileceğimiz yanlış fikirlere karşı bizi uyarıyor.

Get Embed Code
56 Languages

Showing Revision 1 created 01/15/2010 by Ersun Kutlu.

  1. Ben bir hikaye anlatıcısıyım.

  2. Ve, benim tanımımca, "tek hikayenin tehlikesi" hakkında
  3. size birkaç kişisel hikaye anlatmak istiyorum.
  4. Doğu Nijerya'da bir üniversite kampüsünde büyüdüm.
  5. Annem iki yaşında okumaya başladığımı söylüyor,
  6. ama herhalde dört yaşında başlamış olmam daha gerçeğe yakın.
  7. Yani, erken okumaya başladım. Ve okuduklarım
  8. İngiliz ve Amerikan çocuk kitaplarıydı.
  9. Aynı zamanda erken yazmaya başladım.

  10. Yaklaşık yedi yaşında,
  11. zavallı annemin okumak zorunda kaldığı,
  12. kurşun ve boya kalemleriyle çizilmiş desenlerle bezeli hikayeleri yazmaya başladığımda,
  13. okuduğum hikayelerin aynılarını yazıyordum.
  14. Bütün karakterlerim, beyaz tenli ve mavi gözlüydü.
  15. Karda oynuyorlardı.
  16. Elma yiyorlardı.
  17. (Gülme sesleri)
  18. Ve hava durumu hakkında çok konuşuyor,
  19. güneşin çıkmış olması ne kadar hoş, diyorlardı.
  20. (Gülme sesleri)
  21. Halbuki, Nijerya'da yaşıyor olmama rağmen,
  22. hiç Nijerya'dan dışarı çıkmamıştım.
  23. Bizde kar yağmazdı. Biz mango yerdik.
  24. Ve hava hakkında hiç konuşmazdık,
  25. çünkü gerek yoktu.
  26. Karakterlerim fazlasıyla zencefilli bira içerdi,

  27. çünkü okuduğum İngiliz kitaplarındaki karakterler de
  28. zencefilli bira içerdi.
  29. Zencefilli biranın ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmadığı halde.
  30. (Gülme sesleri)
  31. Ve sonra yıllarca, zencefilli biranın tadına bakmak için
  32. içimde dayanılmaz bir arzu besledim.
  33. Ama bu başka bir hikayedir.
  34. Bence bu, özellikle çocuk iken

  35. bir hikayeden ne kadar etkilenebileceğimizi
  36. ve ne kadar zayıf
  37. kalabilecegimizi gösteriyor.
  38. Okuduğum tüm kitapların
  39. kahramaları yabancı olduğu için,
  40. kitapların hepsinde,
  41. doğal olarak, yabancı kahramanlar olması gerektiğine,
  42. ve kendimi kişisel olarak ilişkilendiremeyeceğim
  43. konular hakkında olması gerektiklerine inanmıştım.
  44. Sonra, Afrika kitaplarını keşfedince herşey değişti.
  45. Onlardan fazla yoktu. Ve, onları bulmak
  46. yabancı kitapları bulmak kadar kolay değildi.
  47. Ama, Chinua Achebe ve Camara Laye gibi yazarlar sayesinde

  48. edebiyatı algılamamda, keskin bir
  49. zihinsel dönüşüm yaşadım.
  50. Benim gibi insanların da;
  51. kıvırcık saçlarına at topuzu yapılamayan,
  52. çikolata renkli deriye sahip kızların da,
  53. edebiyatta yer alabileceğinin farkına vardım.
  54. Aşina olduğum şeyler hakkında yazmaya başladım.
  55. Şimdi, okuduğum o Amerikan ve İngiliz kitaplarını seviyorum.

  56. Hayal gücümü canlandırdılar. Bana yeni dünyaların kapılarını açtılar.
  57. Ama istenmeyen etkileri,
  58. benim gibi insanların da edebiyatta yer alabileceğini
  59. bilmememe yol açmalarıydı.
  60. Yani Afrikalı yazarları keşfetmem bana şunu sağladı:
  61. Kitapların ne olduğu hakkında
  62. tek bir hikayeye sahip olmamı engelledi.
  63. Geleneksel, orta sınıf bir Nijeryalı aileden geliyorum.

  64. Babam bir profesördü.
  65. Annem bir idareciydi.
  66. Ve, alışıldık olduğu üzere,
  67. çoğunlukla yakın çevre köylerden gelen, yardımcılarımız vardı.
  68. Sekiz yaşıma girdiğimde, yeni bir yardımcı çocuk geldi.
  69. Adı Fide idi.
  70. Annemin onun hakkında tek söylediği şey
  71. ailesinin çok fakir olduğuydu.
  72. Annem onun ailesine patates, pirinç
  73. ve eski kıyafetlerimizi gönderirdi.
  74. Ve annem, akşam yemeğimi bitirmediğim zaman
  75. "Yemeğini bitir! Bilmiyor musun? Fide'nin ailesi gibilerin hiçbir şeyleri yok." diyordu.
  76. Ben de Fide'nin ailesi için çok acıyordum.
  77. Derken, bir cumartesi, onun köyüne ziyarete gittik.

  78. Ve annesi bize, kardeşinin boyalı palmiye lifinden yaptığı,
  79. çok güzel desenli bir sepet gösterdi.
  80. İrkilmiştim.
  81. Onun ailesinden birinin, gerçekten birşey yapmış
  82. olabileceğini hiç tahmin edemezdim.
  83. Onlar hakkında tüm duyduğum ne kadar fakir olduklarıydı,
  84. bu yüzden onları fakirlik dışında, başka bir şekilde görmem
  85. imkansız hale gelmişti.
  86. Fakirlik, onlar hakkındaki tek hikayemdi.
  87. Yıllar sonra, Nijerya'dan ayrılıp, ABD'de üniversiteye gittiğimde

  88. bunu tekrar düşündüm.
  89. 19 yaşındaydım.
  90. Amerikalı oda arkadaşımı şok etmiştim.
  91. Bana nerede bu kadar iyi İngilizce öğrendiğimi sorduğunda,
  92. Nijerya'nın bir zamanlar resmi dilinin İngilizce olduğunu
  93. söylediğimde kafası karışmıştı.
  94. Kabile müziği olarak adlandırdığı şarkılarımızı dinlemek istediğinde ise,
  95. ona Mariah Carey kasedimi çaldığımda
  96. çok hayal kırıklığına uğramıştı.
  97. (Gülme sesleri)
  98. Fırını nasıl kullanacağımı bimediğimi
  99. zannediyordu.
  100. Asıl beni şaşkına çeviren ise, beni daha görmeden önce

  101. bana acıma duygusu beslemeseydi.
  102. Bir Afrikalı olduğumdan, bana karşı ilk tutumu
  103. hor görme ve küçümsemeydi.
  104. Oda arkadaşımın Afrika hakkında tek hikayesi vardı.
  105. Tek bir felaket hikayesi.
  106. Bu hikayede, Afrikalıların ona bir şekilde benzer
  107. olabileceğine yer yoktu.
  108. Küçümsemeden daha karmaşık bir duyguya da.
  109. Eşit insanlar olarak iletişim kurulabileceğine de.
  110. Söylemeliyim ki, ABD'ye gitmeden önce,

  111. kendimi bilinçli olarak Afrikalı olarak nitelendirmiyordum.
  112. Ama ABD'de, ne zaman Afrika konuşulsa insanlar bana döndüler.
  113. Namibya gibi yerler hakkında hiçbir şey bilmesem bile.
  114. Ama bu yeni kimliğimi benimsedim.
  115. Birçok yönden kendimi artık Afrikalı olarak görüyorum.
  116. Ama, Afrika'dan bir ülke olarak bahsedildiği zaman
  117. hala çok rahatsız oluyorum.
  118. En son örnek, iki gün önce Lagos'tan dönerken,
  119. aslında herşeyin çok iyi olduğu,
  120. Virgin havayollarına ait uçakta, anons edilen
  121. "Hindistan, Afrika ve diğer ülkelerdeki" yardım kampanyası çağrısıydı.
  122. (Gülme sesleri)
  123. ABD'de bir Afrikalı olarak yıllar geçirdikten sonra,

  124. oda arkadaşımın bana olan tepkisini anlamaya başladım.
  125. Eğer Nijerya'da büyümemiş olsaydım, ve Afrika hakkında tek bildiklerim,
  126. popüler resimlerden ibaret olsaydı,
  127. ben de, Afrika'nın
  128. güzel manzaralar, güzel hayvanlar
  129. ve yıllardır anlamsızca savaşan, fakirlik ve AIDS'den ölen,
  130. kendileri için konuşmaktan aciz,
  131. ve nazik beyaz yabancı tarafından
  132. kurtarılmayı bekleyen
  133. anlaşılmaz insanların yaşadığı bir yer olduğunu düşünürdüm.
  134. Afrikalıları, çocukken Fide'nin ailesini nasıl gördüysem,
  135. aynı şekilde görürdüm.
  136. Afrika'nın bu tek hikayesinin, batı edebiyatından geldiğini düşünüyorum.

  137. Şimdi, 1561 yılında batı Afrika'ya yelken açan,
  138. ve seyahatinin detaylı hikayesini yazan,
  139. Londra'lı tüccar John Locke'un yazdıklarından
  140. bir bölüm aktarmak istiyorum.
  141. Siyah Afrika'lılardan, "evleri olmayan yaratıklar"
  142. olarak bahsettikten sonra,
  143. "Onlar kafaları olmayan,
  144. ağızları ve gözleri, göğüslerinde olan olan bir halk" diye yazıyor.
  145. Ne zaman okusam buna çok gülüyorum.

  146. Ve bence John Locke'un hayalgücü takdir edilmeli.
  147. Ama bu yazı hakkında asıl önemli olan,
  148. Afrika hikayelerinin, batı dünyasında anlatılma tarzına
  149. başlangıç oluşturmasıdır.
  150. Sahraaltı Afrika'nın olumsuzluklarla dolu,
  151. farklı, karanlık,
  152. ünlü şair Rudyard Kipling'in sözleriyle,
  153. "yarı şeytan, yarı çocuk" insanların yaşadığı
  154. bir yer olduğuna dair anlatım geleneği.
  155. Ve böylece, Amerikalı oda arkadaşımın, hayatı boyunca

  156. bu tek hikayenin değişik türlerini
  157. gördüğünü ve duyduğunu
  158. anlamaya başladım.
  159. Bir zamanlar bir profesörün,
  160. romanımın "otantik Afrika"yı yansıtmadığını söylemesi gibi.
  161. Romanım hakkında, bazı şeylerin yerinde olmadığını,
  162. rahatlıkla ileri sürebilirim,
  163. bazı yerlerinin başarısız olduğunu da.
  164. Fakat, otantik Afrika denilen kavramı yansıtmakta
  165. başarısız olduğunu hiç düşünmemiştim.
  166. Aslında, otantik Afrika'nın ne olduğunu da
  167. bilmiyordum.
  168. Profesör, romandaki karakterlerin
  169. fazlasıyla kendisi gibi,
  170. eğitimli ve orta sınıf insanlar olduğunu söylemişti.
  171. Karakterlerim araba kullanıyordu.
  172. Açlık çekmiyorlardı.
  173. Bu yüzden otantik Afrikalı olamazlardı.
  174. Ama hemen eklemeliyim ki, ben de tek hikaye konusunda

  175. en az o kadar suçluyum.
  176. Birkaç yıl önce, ABD'den Meksika'ya gittim.
  177. O zamanlar, ABD'de politik hava oldukça gergindi.
  178. Göçmenler hakkında tartışmalar devam ediyordu.
  179. Ve, Amerika'da alışıldık olduğu üzere,
  180. göçmenler, Meksikalılarla eş anlamlıydı.
  181. Meksikalılar hakkında,
  182. sağlık sistemini sömüren,
  183. sınırdan kaçak geçen,
  184. veya sınırda tutuklanan insanlar olarak
  185. sonu gelmeyen hikayeler vardı.
  186. Guadalajara'daki ilk günümde, etrafta dolaşırken

  187. işlerine giden, pazar yerinde tortilla saran,
  188. sigara içen, gülüşen,
  189. insanları gördüğümü hatırlıyorum.
  190. Önce biraz şaşırdığımı hatırlıyorum.
  191. Ve sonra, utanç içinde kaldığımı.
  192. Meksikalılar hakkındaki medya haberlerine
  193. o kadar dalıp gitmiştim ki,
  194. kafamda tek bir simge halini almışlardı;
  195. sefil göçmen.
  196. Meksikalılar hakkındaki bu tek hikayeye inanmıştım,
  197. ve kendimden daha fazla utanç duyamazdım.
  198. İşte tek hikaye böyle yaratılır,
  199. insanlara bir şey,
  200. sadece tek bir şey gibi gösterilir,
  201. tekrar ve tekrar,
  202. ve sonunda o olur.
  203. Tek hikayeden söz ederken,

  204. güç hakkında konuşmamak mümkün değildir.
  205. Igbo dilinde bir kelime var,
  206. dünyadaki güç dengelerini düşündüğümde,
  207. hep aklıma gelen bir kelime; "nkali".
  208. Bu bir isim ve yaklaşık çevirisi,
  209. "bir başkasından daha güçlü olmak".
  210. Ekonomik ve politik dünyalarımız gibi,
  211. öyküler de,
  212. nkali prensibi üzerine kurulu.
  213. Nasıl anlatıldığı, kimin anlattığı,
  214. ne zaman anlatıldığı, kaç hikayenin anlatıldığı,
  215. gerçekten güç ile bağlantılı.
  216. Güç, sadece başka birinin hikayesini anlatabilme değil,

  217. aynı zamanda bu hikayeyi kişinin tek hikayesi haline getirme yetisi.
  218. Filistinli şair Mourid Barghouti diyor ki,
  219. eğer birilerini kötülemek istiyorsanız,
  220. en kolay yöntem, onların hikayesini,
  221. "ikinci" aşamasından başlayarak anlatmak.
  222. Hikayeye, İngilizlerin gelişiyle değil,
  223. Amerikan yerlilerinin oklarıyla başlarsanız,
  224. tamamen farklı bir hikayeniz olur.
  225. Hikayeye,
  226. Afrika'daki devletlerin kolonilerden ortaya çıkışı ile değil,
  227. başarısız yönetimleriyle başlayın,
  228. ve tamamen farklı bir öykünüz olsun.
  229. Geçenlerde, bir üniversitede konuşmamda,

  230. öğrencilerden biri,
  231. Nijeryalı erkeklerin,
  232. romanımdaki erkek karakteri gibi fiziksel şiddetten hoşlanmalarının
  233. üzüntü verici olduğunu söylemişti.
  234. Ona, geçenlerde,
  235. "Amerikan Sapığı" adlı bir roman okuduğumu söyledim.
  236. (Gülme sesleri)
  237. - genç Amerikalıların seri katiller oluşu
  238. ne kadar da üzüntü vericiydi.
  239. (Gülme sesleri)
  240. (Alkış sesleri)
  241. Bunu, tabi ki, biraz rahatsız olduğumdan söylemiştim.
  242. (Gülme sesleri)
  243. İçindeki karakteri seri katil olan

  244. bir roman okuduğumdan ötürü,
  245. onun tüm Amerikalıları temsil eden
  246. birisi olduğunu
  247. hiçbir zaman aklımdan geçirmemiştim.
  248. Gerçek şu ki, o öğrenciden daha iyi bir insan olduğum için değil,
  249. ama, Amerika'nın kültürel ve ekonomik gücünden dolayı,
  250. Amerika hakkında birçok hikaye okumuştum.
  251. Tyler, Updike, Steinbeck ve Gaitskill gibi yazarları okudum.
  252. Amerika hakkında tek bir hikayem olmadı.
  253. Yıllar önce, yazarların başarılı olmak için

  254. mutsuz çocukluk dönemleri
  255. geçirmiş olmaları beklendiğini öğrendiğimde,
  256. anne babamın bana yaptığı korkunç şeyleri
  257. nasıl uydurabileceğimi düşünmeye başladım.
  258. (Gülme sesleri)
  259. Ama, asıl gerçek, mutluluk ve sevgi ile dolu,
  260. birbirine yakından bağlı bir ailede, çok güzel bir çocukluk geçirdiğimdi.
  261. Ama, aynı zamanda, mülteci kamplarında ölen dedelerim vardı.

  262. Kuzenim Polle, yeterli sağlık hizmeti alamadığı için öldü.
  263. En yakın arkadaşlarımdan biri Okoloma, bir uçak kazasında öldü,
  264. çünkü itfaiye araçlarımızda su yoktu.
  265. Eğitime önem vermeyen,
  266. baskıcı askeri yönetimler döneminde büyüdüm,
  267. öyle ki, bazen anne ve babamın maaşları ödenmezdi.
  268. Ve öyle ki, çocukken, reçelin kahvaltı soframızdan yok olduğunu gördüm,
  269. sonra margarin yok oldu,
  270. sonra ekmek çok pahalı oldu,
  271. sonra süt karneye bağlandı.
  272. Ve herşeyden öte, bir şekilde alıştığımız politik korku,
  273. hayatlarımızı sardı.
  274. Bütün bu hikayeler, beni ben yapıyor.

  275. Fakat sadece bu olumsuz hikayelere odaklanmak
  276. tecrübelerimi donuklaştırmak,
  277. ve beni oluşturan bir çok başka hikayeyi,
  278. gözardı etmek olur.
  279. Tek hikaye kalıplaşmış kimlikler yaratır.
  280. Kalıplaşmış kimlikler ile ilgili sorun ise,
  281. doğru olmadıkları değil,
  282. ama aslında eksik olduklarıdır.
  283. Bir hikayeyi, tek hikaye haline getirirler.
  284. Elbette, Afrika felaketlerle dolu bir kıtadır.

  285. Çok büyükleri yaşanmıştır, örneğin Kongo'da yaşanan korkunç tecavüzler.
  286. Ve karartıcı olanlar, örneğin Nijerya'da
  287. bir iş pozisyonu için 5000 kişinin başvurması gerçeği gibi.
  288. Ama felaket ile ilgili olmayan hikayeler de var.
  289. Ve bunlar hakkında konuşmak, en az diğerlerini konuşmak kadar önemli.
  290. Her zaman düşünmüşümdür ki,

  291. bir kişi veya yer hakkında tüm hikayeleri incelemeden
  292. o kişi veya yeri algılamak mümkün değildir.
  293. Tek hikayenin sonucu şudur:
  294. Kişilerin saygınlığını ve itibarını yok eder.
  295. Tüm insanların eşit olduğuna inanmamızı zorlaştırır.
  296. Birbirimize ne kadar benzer olduğumuzdan ziyade,
  297. ne kadar farklı olduğumuzu vurgular.
  298. Eğer Meksika seyahatimden önce,

  299. ABD ve Meksika arasında süregelen,
  300. göç tartışmalarını iki taraftan da takip etmiş olsaydım ne olurdu?
  301. Annem bize Fide'nin ailesinin fakir olduğu kadar,
  302. çalışkan da olduğu söyleseydi ne olurdu?
  303. Afrika'ya ait farklı hikayeleri tüm dünyaya yayınlayan,
  304. bir Afrika televizyon kanalı olsaydı ne olurdu?
  305. Nijerya'lı yazar Chinua Achebe'nin
  306. "hikayelerin dengesi" diye tanımladığı gibi.
  307. Eğer oda arkadaşım, Nijeryalı yayıncım,

  308. Mukta Bakaray hakkında fikir sahibi olsaydı,
  309. ve bankacılığı bırakıp, rüyasını gerçekleştirmek için,
  310. bir yayınevi kuran sıradışı bir adam olduğunu bilseydi ne olurdu?
  311. Genel kanı Nijeryalıların edebiyat okumadığı yönündedir.
  312. O buna katılmıyordu.
  313. Eğer edebiyatı onların ulaşabilecekleri konuma getirebilirse,
  314. okumayı bilenlerin, okuyacaklarına inanıyordu.
  315. İlk romanımı yayınladıktan kısa bir süre sonra,

  316. röportaj için Lagos'ta bir TV kanalına konuk oldum.
  317. Orada bir hizmetli olarak çalışan bir kadın yanıma gelerek dedi ki,
  318. "Romanınızı gerçekten beğendim. Sonunu beğenmedim.
  319. Şimdi bir devam yazmanız gerekiyor, ve işte olacaklar da bunlar..."
  320. (Gülme sesleri)
  321. Ve, bana devam romanımda neler yazmamı anlatmaya başladı.
  322. Sadece büyülenmemiştim, aynı zamanda çok heyecanlanmıştım.
  323. Orada, Nijeryalı sıradan çoğunluktan,
  324. okuyucu olacağı düşünülmeyen bir kadın vardı.
  325. Kitabı sadece okumakla kalmamış, aynı zamanda onu sahiplenmişti
  326. ve bana devamında ne yazacağımı söylerken,
  327. kendini ispat etmiş hissediyordu.
  328. Şimdi, eğer oda arkadaşım, Lagos'ta bir TV programı sunan,

  329. ve kendini unutmayı tercih ettiğimiz hikayeleri anlatmaya adamış,
  330. korkusuz bir kadın olan arkadaşım Fumi Onda'yı tanısaydı ne olurdu?
  331. Eğer oda arkadaşım, geçen hafta Lagos hastanesinde
  332. gerçekleştirilen kalp operasyonunu bilseydi ne olurdu?
  333. Eğer oda arkadaşım çağdaş Nijerya müziğini tanısaydı?
  334. İngilizce ve Pidgin dilinde,
  335. Igbo ve Yoruba ve Ijo dilinde,
  336. Jay-Z den Fela'ya, Bob Marley'den kendi büyükbabalarına kadar,
  337. farklı yorumları harmanlayan yetenekleri tanısaydı.
  338. Ya eğer, oda arkadaşım, yakın zamanda Nijerya mahkemesine giderek,
  339. pasaportlarını yenilemek isteyen kadınların
  340. kocalarının onayını almasını gerektiren
  341. gülünç bir kanunu
  342. kaldırmaya çalışan genç avukatı tanısaydı ne olurdu?
  343. Eğer oda arkadaşım, büyük teknik zorluklara rağmen,
  344. film çeken yaratıcı insanlarla dolu, Nollywood'u bilseydi ne olurdu?
  345. Öyle popüler filmler ki,
  346. Nijeryalıların kendi ürettiklerini kendilerinin tüketmesinin
  347. gerçekten en iyi örnekleri.
  348. Eğer oda arkadaşım, yakın zamanda kendine yapma saç satma işini kuran,
  349. hırslı muhteşem saç örgücümü tanısaydı ne olurdu?
  350. Ya da, kendi işlerini kuran, bazen başarısız olan,
  351. fakat hırslarından bir şey kaybetmeyen,
  352. milyonlarca Nijeryalıdan haberi olsaydı?
  353. Ne zaman vatanıma gelsem, çoğu Nijeryalının

  354. rahatsızlık kaynağı olan sorunlarla yüzyüze gelirim:
  355. bozuk altyapımız, başarısız hükümetimiz.
  356. Ama aynı zamanda, hükümet yüzünden değil,
  357. fakat hükümete rağmen,
  358. çabalayan insanların inanılmaz esnekliği.
  359. Her yaz, Lagos'ta, yazarlık seminerleri veriyorum.
  360. Ve, ne kadar çok insanın başvurduğu,
  361. ne kadar insanın yazmaya ve hikaye anlatmaya istekli olduğu,
  362. bana hayret veriyor.
  363. Nijeryalı yayıncım ve ben, yakın zamanda, Farafina Trust adında

  364. kar amacı olmayan bir şirket kurduk.
  365. Ve kütüphaneler kurmak,
  366. varolan kütüphaneleri yenilemek,
  367. kütüphanelerinde hiç kitap olmayan
  368. devlet okullarına kitaplar temin etmek,
  369. ve okuma-yazma konusunda çok ama bir çok seminer
  370. düzenleme konusunda büyük hayallerimiz var.
  371. Birçok hikayemizi anlatmaya gönüllü olan insanlar için.
  372. Hikayeler önemlidir.
  373. Birçok hikaye önemlidir.
  374. Hikayeler mahrum etmek ve kötülemek için kullanıldı,
  375. Ama hikayeler güçlendirmek ve insancıllaştırmak için de kullanılabilir.
  376. Hikayeler insanların saygınlığını kırabilir,
  377. Ama hikayeler aynı zamanda kırılan saygınlığı onarabilir.
  378. Amerikalı yazar Alice Walker,

  379. kuzeye göç etmiş olan,
  380. güneyli akrabaları hakkında şunu yazmış.
  381. Onları, geride bıraktıkları güneyli hayatı konusunda,
  382. bir kitapla tanıştırmış.
  383. "Etrafımda oturdular, kitabı kendileri okuyorlar,
  384. beni okurken dinliyorlardı, ve bir çeşit cennet geri gelmişti."
  385. Şu düşünceyle bitirmek istiyorum:
  386. Tek hikayeyi reddettiğimiz zaman,
  387. bir yer hakkında, hiç bir zaman tek bir hikaye olmadığını,
  388. farkettiğimiz zaman,
  389. bir çeşit cennet geri gelir.
  390. Teşekkür ederim.
  391. (Alkışlar)