Turkish subtitles

← Ekonomik krizler için neden bireyleri suçluyoruz?

Get Embed Code
34 Languages

Showing Revision 16 created 09/20/2020 by Eren Gokce.

  1. Soğuk, güneşli bir Mart günüydü.
  2. Riga'da cadde boyunca yürüyordum.
  3. Kış mevsiminin yavaş yavaş
    bittiğini hatırlıyorum.
  4. Hâlâ etrafta biraz kar vardı
  5. ama kaldırım temiz ve kuruydu.
  6. Eğer Riga'da yaşadıysanız
  7. baharın getirdiği ilk işaretlerin
    verdiği rahatlık hissini bilirsiniz
  8. ve o, vıcık vıcık kar
    ve çamur karışımından
  9. güçlükle yürümek
    zorunda değilsinizdir.
  10. Orada gezintimin tadını çıkarırken
  11. aniden önümdeki kaldırıma basılmış,
  12. koyu gri tuğlaların üstüne yazılmış
  13. beyaz harflerden oluşan
    bir duvar yazısı fark ettim.
  14. "Sorumluluğunuz nerede?" diyordu.
  15. Bu soru beni olduğum yerde durdurdu.

  16. Orada durup anlamını düşünürken
  17. Riga Belediyesi Sosyal Yardım
    Bakanlığı'nın önünde durduğumu fark ettim.
  18. Demek ki bu duvar yazısının
    sahibi her kimse,
  19. bu soruyu sosyal yardıma başvurmaya
    gelen insanlara soruyordu.
  20. O kış,

  21. Letonya'daki finansal krizin sonuçları
    hakkında araştırma yapıyordum.
  22. Küresel Mali Kriz 2008 yılında
    patlak verdiğinde
  23. Letonya'nın küçük ve açık ekonomisi
    çok zarar gördü.
  24. Bilanço defterlerini dengelemek için
  25. Letonya hükûmeti, bir iç devalüasyon
    stratejisi edindi.
  26. Esasında bu, sert bir biçimde kamu
    bütçesinin harcamalarını azaltmak demekti.
  27. Yani kamu çalışanlarının
    maaşlarını kesmek,
  28. sivil kamu hizmetlerini azaltmak,
  29. işssizlik parasını ve diğer
    sosyal yardımları kesmek
  30. ve vergileri arttırmak demekti.
  31. Annem, hayatı boyunca bir
    tarih öğretmeni olarak çalışmıştı.

  32. Tasarruf etmek, onun için
    aniden maaşının %30'unun
  33. kesilmesini görmek demekti.
  34. Annemin bulunduğu ya da daha kötü durumda
    olan birçok insan vardı.
  35. Bu krizin bedeli, sıradan Letonyalıların
    omuzlarına bindirilmişti.
  36. Krizin ve tasarruf etmenin sonucunda

  37. Letonya ekonomisi iki yıllık
    bir dönemde %25 küçüldü.
  38. Sadece Yunanistan,
    karşılaştırılabilir bir ölçekte
  39. ekonomik daralmadan muzdarip olmuştu.
  40. Ama Yunanlar, Atina'da
    sürekli ve sıklıkla şiddetli
  41. prostestolar yaparak
    aylarca sokaktaydılar.
  42. Riga'daki herkes ise sessizdi.
  43. Önde gelen ekonomistler "The New York
    Times" gazetesinin köşe yazılarında
  44. tasarruf etme rejiminin bu ilginç ve aşırı
  45. Letonyalı tecrübesi hakkında
    kavga ediyorlardı
  46. ve Letonyalı toplumun buna
  47. nasıl katlandığına inanamayarak
    olanı izliyorlardı.
  48. O zamanlar Londra'da okuyordum

  49. ve oradaki işgal hareketini,
  50. şehirden şehire nasıl
    yayıldığını hatırlıyorum.
  51. Madrid'den New York'a oradan Londra'ya.
  52. %99'a karşı %1.
  53. Hikâyeyi biliyorsunuz.
  54. Ama Riga'ya vardığımda
  55. işgalin yankıları yoktu.
  56. Letonyalılar sadece buna katlanıyorlardı.
  57. Yerel bir tabirle, istemeden yapılması
    gerekeni yapıyorlardı.
  58. Doktora araştırmam için

  59. Sovyet öncesi dönemde devlet-vatandaş
    ilişkisinin Letonya'da nasıl değiştiği
  60. üzerine çalışmak istedim.
  61. Araştırma yeri olarak da
  62. işsizlik ofisini seçtim.
  63. 2011'in sonbaharında oraya gittiğimde
  64. "Aslında krizlerin etkilerinin
    nasıl vuku bulduğuna
  65. ve krizden en kötü şekilde etkilenen,
    işlerini kaybeden insanların
  66. nasıl tepki verdiğine ilk elden
    şahit oluyorum." dedim.
  67. İşsizlik ofisinde tanıştığım insanlarla
    röportaj yapmaya başladım.

  68. Hepsi iş arayan olarak kayıt olmuşlardı
    ve devletten biraz yardım bekliyorlardı.
  69. Ama çok geçmeden bu yardımın belirli
    bir türde olduğunu keşfediyordum.
  70. Biraz nakit para yardımı vardı
  71. ama çoğunlukla devlet yardımı çeşitli
    sosyal programlar biçiminde oluyordu
  72. ve bu programların en büyüğü
  73. "Rekabeti Arttıran Aktiviteler"
    olarak adlandırılıyordu.
  74. Esasında işsizlerin katılmaya
    teşvik edildiği
  75. bir dizi seminerden oluşan bir programdı.
  76. Ben de onlarla bu seminerlere
    katılmaya başladım
  77. ve birkaç paradoks dikkatimi çekti.
  78. Hayal edin:

  79. Kriz hâlâ sürüyor,
  80. Letonya'nın ekonomisi daralıyor,
  81. neredeyse kimseyi işe almıyorlar
  82. ve biz orada
  83. küçük, iyi aydınlatılmış o sınıfta
  84. 15 kişilik bir grup olarak,
    iş piyasasında
  85. başarılı olmamızı engellediği
    söylenen kişisel güçlü yanlarımızın,
  86. zayıflıklarımızın ve içimizdeki
    uğursuzlukların olduğu listeler
  87. üzerinde çalışıyoruz.
  88. En büyük yerel banka kurtarılırken

  89. ve bu kurtarmanın bedeli
    nüfusun omuzlarına yüklenirken
  90. bir daire içinde oturuyor
    ve stresli hissettiğimizde
  91. derin bir nefes almayı öğreniyoruz.
  92. (Derin bir nefes alır)

  93. İpotekli evlere el konulurken

  94. ve binlerce insan göç ederken
  95. bize büyük hayaller kurmamız
    ve hayallerimizi takip etmemiz söylendi.
  96. Bir sosyolog olarak

  97. sosyal politikaların devlet ve vatandaş
    arasındaki iletişimin
  98. önemli bir biçimi olduğunu biliyorum.
  99. Bu programda verilen mesaj,
  100. eğitimcilerden birinin sözlerini
    dile getirmek gerekirse,
  101. "Sadece yap."
  102. Tabii ki de Nike'dan alıntı yapıyordu.
  103. Devlet sembolik olarak işsiz insanlara
    bir mesaj gönderiyordu;
  104. daha aktif olmalısınız,
    daha çok çalışmalısınız,
  105. kendinizi geliştirmelisiniz,
    içinizdeki uğursuzlukları yenmelisiniz,
  106. kendinize daha fazla güvenmelisiniz.
  107. Sanki işsiz olmak onların
    kişisel başarısızlıklarıymış gibi.
  108. Krizin ızdırapları,
  109. derin ve düşünceli nefes almakla
  110. birisinin vücudunda üstesinden gelinen
  111. bireysel bir stres tecrübesi
    olarak muamele gördü.
  112. Bireylerin sorumluluğuna
    vurgu yapan bu tarz programlar

  113. gitgide dünya genelinde yaygınlaştı.
  114. Sosyolog Loic Wacquant'ın
    "Neoliberal İnsan Başlı At Devleti"
  115. olarak adlandırdığı
    bir yükselişin parçasılar.
  116. Sizin de anımsayacağınız üzere
    insan başlı at,
  117. Antik Yunan kültüründeki
    mitolojik bir yaratık.
  118. Yarı insan yarı canavar.
  119. Üst bedeni bir insan bedeniyken
    alt bedeni bir atın gövdesinden oluşuyor.
  120. İnsan Başlı At Devleti,
  121. alt tabakadakiler hor görülüp kaçışırken
  122. insan yüzünü üst tabakaya dönen
  123. bir devlet demek.
  124. Yani zirvedeki yüksek gelirliler
    ve büyük işletmeler
  125. vergi indirimi ve diğer destekleyici
    politikalardan yararlanırken
  126. işsizlerden ve yoksullardan
  127. devletin yardımı için
    değerli olduklarını kanıtlamaları,
  128. ahlaki anlamda
    disiplinli olmaları isteniyor,
  129. sorumsuz, pasif ya da tembel
    olarak damgalanıyor
  130. ya da sıklıkla suçlu muamelesi görüyorlar.
  131. Letonya'da 90'lardan beri kesin olarak

  132. mevcut olan bir
    İnsan Başlı At devletimiz var.
  133. Örneğin, bu yıla kadar yürürlükte olan
    sabit gelir vergisini düşünelim.
  134. Bu vergi, en çok kazanan
    insanların yararınayken
  135. nüfusun dörtte biri yoksulluk içinde
    yaşamaya devam ediyor.
  136. Kriz ve tasarruf etme bu tarz sosyal
    eşitsizlikleri daha da kötü hâle getirdi.
  137. Bankaların başkenti ve varlıklı
    insanlar korunurken
  138. en çok kaybeden insanlara
  139. bireysel sorumlulukla ilgili
    dersler öğretiliyordu.
  140. O seminerlerde tanıştığım
    insanlarla konuşurken

  141. sinirli olmalarını bekliyordum.
  142. Bireysel sorumlulukla ilgili
  143. olan bu derslere
    karşı çıkmalarını bekliyordum.
  144. Ne de olsa kriz onların suçu değildi
    yine de yüküne katlanıyorlardı.
  145. Ama insanlar benimle
    hikâyelerini paylaştıkça
  146. sorumluluk fikrinin gücü
  147. tekrar tekrar dikkatimi çekti.
  148. Tanıştığım insanlardan
    bir tanesi Žanete'ydi.

  149. 23 yıl çalışmıştı,
  150. Riga'daki meslek okulunda dikiş
    ve diğer el işlerini öğretmişti.
  151. Şimdi ise kriz ortaya çıktı
  152. ve okul, tasarruf etme
    tedbiri olarak kapatıldı.
  153. Eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması
    kamu parasını korumanın bir yoluydu.
  154. Ülke genelinde 10.000
    öğretmen işini kaybetti
  155. ve Žanete de onlardan biri.
  156. İşini kaybetmenin onu çaresiz bir duruma
  157. soktuğunu bana
    anlattıklarından biliyorum.
  158. Boşanmış ve ihtiyaçlarını karşılaması
    gereken 2 genç çocuğu var.
  159. Yine de konuşurken
  160. krizin gerçekten bir fırsat
    olduğunu söyledi.
  161. "Bu sene 50 yaşına giriyorum,
  162. sanırım hayat bana bu şansı etrafıma
    bakmam ve durmam için verdi.
  163. Çünkü bunca yıl aralıksız çalıştım,
  164. durmak için zamanım yoktu.
  165. Şimdi durdum
  166. ve her şeye bakmam,
  167. neyi isteyip neyi istemediğime
  168. karar vermem için bir fırsat verildi.
  169. Bunca zaman dikiş dikmek
    bir tür yorgunluktu." dedi.
  170. Žanete 23 yıl sonra işten çıkarıldı.

  171. Ama protesto etmeyi düşünmüyor.
  172. %99'a karşı %1 hakkında konuşmuyor.
  173. Kendini inceliyor
  174. ve pragmatik olarak yatak odasının dışında
  175. turistlere satmak için
  176. küçük hediyelik bebekler yaparak
    küçük bir işletme kurmayı düşünüyordu.
  177. İşsizlik ofisinde Aivars'la da tanıştım.

  178. Aivars 40'lı yaşlarının sonlarındaydı,
  179. devlet kurumundaki yol inşaatını
    yönettiği işini kaybetmişti.
  180. Aivars, toplantılarımızın birine okumakta
    olduğu bir kitap getirdi.
  181. Kitabın adı "Strese Karşı Aşılama
    ya da Psiko-Enerjik Aikido."
  182. Aikido'nun bir çeşit dövüş sanatını
    olduğunu bilirsiniz.
  183. Yani psiko-enerjik aikido.
  184. Aivars, işten uzaktayken birkaç aylık
  185. okumadan, düşünmeden ve yansımadan sonra
  186. mevcut olan zorluklarının gerçekten
    kendi işi olduğunu anladığını söyledi.
  187. "Bunu kendim yarattım.
  188. Benim için iyi olmayan
  189. psikolojik bir durumdaydım.
  190. Eğer bir insan parasını, işini
    kaybetmekten korkuyorsa
  191. daha çok stresli, istikarsız
    ve korkak olmaya başlıyor.
  192. Karşılaştıkları sonuç da bu." dedi.
  193. Dediklerini açıklamasını istediğimde

  194. düşüncelerini şairane bir şekilde
    her yöne koşturan vahşi atlarla kıyasladı
  195. ve "Düşüncelerinin çobanı olmalısın,
  196. maddi dünyada bir şeyleri
    düzene koymak için
  197. düşüncelerinin çobanı olmalısın,
  198. çünkü her şey senin
    düşüncelerinle düzene girer."
  199. "Son zamanlarda açıkça anladım ki
  200. etrafımdaki dünya, bana ne olduğu
  201. ve hayatıma giren insanlar
    doğrudan bana bağlı." dedi.
  202. Yani Letonya bu aşırı ekonomik
    tecrübeyi yaşarken
  203. Aivars, kendi düşünce tarzının
    değişmesi gerektiğini söyledi.
  204. Şu anda başına gelen şeyler
    için kendisini suçluyor.
  205. Sorumluluk almak tabii ki
    iyi bir şey, değil mi?

  206. Özellikle Sovyet öncesi toplumda,
  207. devlete güvenmenin Sovyet geçmişinin
  208. talihsiz bir mirası olarak
    görüldüğü zamanda
  209. anlamlı ve ahlaki bir şekilde
    sorumlu olmak iyi bir şey.
  210. Ama Žanete, Aivars
    ve diğerlerini dinlediğimde
  211. bu sorunun ne kadar acımasız,
    ne kadar cezalandırıcı
  212. olduğunu düşündüm:
  213. "Sorumluluğunuz nerede?"
  214. Çünkü krizden en kötü
    şekilde etkilenen insanları
  215. suçlama ve yatıştırma
    yöntemi olarak çalışıyordu.
  216. Yani Yunanlar sokaklara dökülmüşken
    Letonyalılar yapılması gerekeni yaptılar
  217. ve başka bir sorumluluk alma
    yöntemi olarak
  218. on binlercesi göç etti.
  219. Bireysel sorumluluğun dili,

  220. toplu bir inkâr biçimine dönüştü.
  221. İşsizlere bireysel başarısızlık
    olarak muamele eden
  222. sosyal politikalarımız oldukça
  223. ama insanların yeteneğini geliştiren
    ya da iş yerleri yaratan
  224. programlar için yeterince
    kaynağımız olmadıkça
  225. politika üreticilerinin
    sorumluluğunu göremeyeceğiz.
  226. Her nedense yoksulları pasif
    ya da tembel olarak damgaladıkça
  227. ama insanlara yoksulluktan
    çıkmaları için göç dışında
  228. gerçek bir çare vermedikçe
  229. yoksulluğun gerçek
    sebeplerini inkâr edeceğiz.
  230. Bu süre içinde
  231. hepimiz muzdarip oluyoruz,
  232. çünkü sosyal bilimciler
    detaylı istatiksel veriyle
  233. ekonomik eşitsizliği yüksek olan
    toplumlarda daha çok insanın
  234. hem akli hem de fiziki sağlık
    sorunları olduğunu gösterdi.
  235. Yani açıkça sosyal eşitsizlik sadece
    en az kaynaklara sahip olanlar için değil,
  236. hepimiz için kötü bir şey,
  237. çünkü eşitsizliğin fazla olduğu
    bir toplumda yaşamak
  238. düşük sosyal güvenin ve yüksek endişenin
    olduğu bir toplumda yaşamak demek.
  239. İşte buradayız,

  240. hepimiz kişisel gelişim
    kitapları okuyoruz,
  241. alışkanlıklarımızı bırakmaya çalışıyoruz,
  242. beynimizi yeniden
    yapılandırmaya çalışıyoruz,
  243. meditasyon yapıyoruz.
  244. Tabii ki bir şekilde bunlar
    yardımcı oluyor.
  245. Kişisel gelişim kitapları daha neşeli
    hissetmemize yardım ediyor,
  246. meditasyon diğerlerine ruhsal olarak
    daha bağlı olduğumuzu hissettiriyor.
  247. Bence ihtiyacımız olan şey
  248. bizi sosyal olarak diğerine bağlayan şey
    hakkında daha farkında olmamız,
  249. çünkü sosyal eşitsizlik
    hepimize zarar veriyor.
  250. Yani daha az ahlaki dersi
  251. ve daha çok sosyal adaleti ve eşitliği
  252. hedefleyen daha merhametli
    sosyal politikalara ihtiyacımız var.
  253. Teşekkür ederim.

  254. (Alkış)