YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← Savaş sürecinde ebeveyn olmak

Get Embed Code
32 Languages

Showing Revision 65 created 05/24/2017 by Eren Gokce.

  1. Dünya genelinde 1,5 milyarın üstünde insan
    silahlı çatışmaların içinde yaşıyor.
  2. Sonucunda, 15 milyonun üstünde
    mülteci arkalarında
  3. bırakarak, ülkelerini terk
    etmek zorunda kalıyorlar.
  4. Şüphesiz, çocuklar bu savaşın
  5. en masum ve en savunmasız kurbanları.
  6. Yalnızca aleni fiziksel zararlardan
    ötürü değil, savaşların
  7. ailelerine verdiği ve üzerinde pek
    konuşulmayan etkilerden ötürü.
  8. Savaş tecrübesi, çocukların ciddi
    duygusal ve davranışsal
  9. problemler geliştirmesine
    neden olabiliyor.
  10. Onların hissedecekleri endişeyi, korkuyu
  11. ve tehlikeyi, sadece tahmin edebiliriz.
  12. Ama iyi haberler de var.
  13. Çocuklara ailelerinin gösterdiği özen
  14. onlar üzerinde, maruz kaldıkları
    gerçek savaş deneyimlerinden
  15. çok daha güzel etkiler ortaya çıkarabilir.
  16. Yani aslında, çocuklar savaş
    öncesi ve sonrasında
  17. ilgili ve düzgün ebeveynlik sayesinde
    en zararsız şekilde bu süreci atlatabilir.
  18. 2011 yılında, Manchester Üniversitesi'nde

  19. Psikoloji Bilimi üzerine 1. sınıf
    doktora öğrencisiydim.
  20. Sizler gibi, ben de
  21. Suriye'de gözler önüne serilen
    iç savaşı, televizyondan izledim.
  22. Ailem aslen Suriyeli
  23. ve yakın zamanda
  24. bazı akrabalarımın, korkunç
    ölüm haberlerini aldım.
  25. Ailemle hep birlikte oturup
    televizyonu izlerdik.
  26. Gördüğümüz sahneler aynıydı:
  27. binaları yerle bir eden bombalar,
  28. kaos, tahribat ve
  29. bağırıp kaçışan insanlar.
  30. Beni en çok etkileyen, kaçışan
    insanlar oldu,
  31. özellikle de korku dolu gözlerle
    bakan çocuklar.
  32. O zamanlar yaşları 5 ve 6
    olan, küçük ve meraklı
  33. iki çocuk annesiydim.
  34. Bu yaşlarda genelde sürekli
    soru sorup gerçek
  35. ve ikna edici nitelikte
    cevaplar beklerler.
  36. Ben de, bir savaş bölgesinde ve
    mülteci kampında
  37. çocuklarıma nasıl
    annelik yaparım diye düşündüm.
  38. Çocuklarım değişir miydi?
  39. Kızımın mutluluktan parlayan gözleri,
    ışığını kaybeder miydi?
  40. Oğlumun sakin ve kaygısız tavrı, korkak
    ve çekingen bir hâl alır mıydı?
  41. Nasıl başa çıkardım?
  42. Ben değişir miydim?
  43. Psikologlar ve aile eğitmenleri olarak,

  44. biliyoruz ki ebeveynleri çocuklarına
    bakma yeteneğiyle donatmak
  45. onların ruhsal sağlığında
    büyük bir etki bırakabilir,
  46. işte buna aile eğitmenliği diyoruz.
  47. Benim aklımdaki soru ise şuydu,
  48. aile eğitmenliği programları
    savaş bölgelerinde ya da mülteci
  49. kamplarında kalan
    ebeveynler için yararlı olabilir miydi?
  50. Onlara bu sorunlarda yardımcı
    olacak tavsiye ya da
  51. eğitimlerle ulaşabilir miydik?
  52. Böylece doktora bölüm danışmanım,
    Profesör Rachel Calam'a
  53. akademik becerilerimi
  54. dünyada gerçekten bir şeyleri değiştirmek
    amacıyla kullanma fikrini sundum.
  55. Tam olarak ne yapmak istediğimden
    emin değildim.
  56. Dikkatli ve sabırlı bir şekilde dinledi
  57. ve sonrasında,
  58. "Eğer yapmak istediğin buysa ve
    senin için bu kadar önemliyse
  59. yapalım o hâlde.
  60. Aile programlarının, bu durumdaki ailelere
  61. faydalı olabilmesi için yollar bulalım."
  62. Beş yıldır, ben ve meslektaşlarım

  63. Prof. Calam ve Dr. Kim Cartwright,
  64. savaşı ve zorunlu göçü yaşayan
    ailelere destek
  65. olmak için uğraşıyoruz.
  66. Bu zorlukları yaşayan insanlara
    nasıl yardımcı olacağımızı
  67. ve onların çocuklarını nasıl
    destekleyeceğimizi bilmek için
  68. ilk yapmamız gereken, onlarla konuşup
    sorunlarının ne olduğunu öğrenmek.
  69. Haksız mıyım?
  70. Yani, bu oldukça açık.
  71. Çünkü genelde onlar,
    en savunmasız olanlar,
  72. destek olmaya çalıştıklarımız,
  73. aslında hiç soru sormadıklarımızdır.
  74. Kaç defa bir insana hiç sormadan,
    yaptığımızın, doğru olduğuna
  75. inanarak, yardım etmeye çalıştık?
  76. Bu yüzden Suriye'deki ve Türkiye'deki
    mülteci kamplarına gittim,

  77. oradaki aileleri oturup dinledim.
  78. Ebeveynlik yaparken çektikleri
    zorlukları dinledim,
  79. mücadelelerini dinledim,
  80. onların yakarışlarını dinledim.
  81. Bazı zamanlar donup kaldım,
  82. yapabildiğim tek şey ellerini tutup,
  83. onlarla birlikte sessizce ağlayıp
    dua etmekti.
  84. Sıkıntılarını anlattılar.
  85. Onları sadece temiz su bulmak gibi
    pratik işlere odaklanmak
  86. zorunda bırakan, zorlu, ağır kamp
  87. şartlarını anlattılar.
  88. Çocuklarının ellerinden
    kayıp gidişini, üzüntülerini,
  89. depresyonu, yataklarını ıslatmalarını,
  90. parmak emmelerini, yüksek
    sese, kâbuslara, berbat,
  91. çok berbat kâbuslara olan korkularını
  92. nasıl izlediklerini anlattılar.
  93. Bu aileler bizim televizyonlarda
    izlediklerimizi yaşadılar.
  94. Anneler,
  95. --neredeyse yarısı,
    ya savaş yüzünden dul kalan
  96. ya da eşlerinin ölü mü diri mi
    olduğunu öğrenemeyen anneler--
  97. kendilerini ne kadar kötü
    hissettiklerini anlattılar.
  98. Çocuklarının değişimini izlediler ve nasıl
    yardım edeceklerine dair fikirleri yoktu.
  99. Çocuklarının sorularını nasıl
    cevaplayacaklarını bilmiyorlardı.
  100. Çok şaşırtıcı ve etkileyici
    bulduğum kısım ise,

  101. bu ailelerin, çocuklarına destek
    olmak için ne kadar hevesli olduklarıydı.
  102. Çektikleri bütün zorluklar bir yana,
  103. çocuklarına yardım etmeye çalışıyorlardı.
  104. STK çalışanlarından,
  105. mülteci kampındaki öğretmenlerden,
  106. profesyonel doktorlardan,
  107. diğer ailelerden destek almak için
    çaba sarf ediyorlardı.
  108. Oradaki annelerden biri, henüz 4 gündür
    kampta kalıyordu ve
  109. 8 yaşında, korkunç kâbuslar
  110. gören kızına destek olmak için
  111. iki defa irtibata geçmişti.
  112. Kötü olan ise, bu çabaları
    genelde karşılıksız kalmasıydı.
  113. Mülteci kamplarındaki doktorlar,
  114. çoğunlukla çok meşguller ya da
  115. ebeveynlik için yeterli bilgi
    sahibi olmuyorlar.
  116. Öğretmenler ve diğer aileler de
    onlardan farklı değil,
  117. --onlar da, yeni ihtiyaçlarla
    mücadele eden
  118. yeni bir mülteci topluluğunun parçaları.
  119. Sonra düşünmeye başladık.

  120. Bu ailelere nasıl yardım edebiliriz?
  121. Bu aileler baş edebileceklerinden çok
    daha büyük şeylerle karşılaşıyorlardı.
  122. Suriye krizi, ailelere
  123. bireysel düzeyde ulaşmanın ne kadar
    imkânsız olacağını görmemizi sağladı.
  124. Onlara başka nasıl yardım edebilirdik?
  125. Bu en zor zamanlarda, popülasyon
    seviyesinde ve
  126. düşük bütçede, ailelere
  127. nasıl ulaşabilirdik?
  128. STK çalışanlarıyla yaptığımız saatler
    süren konuşmalar sonucu,

  129. birisi, oldukça yenilikçi bir fikir sundu,
  130. ekmek aldıkları paketlerin içine
    ebeveynliğe ait broşür yerleştirme fikri.
  131. Bu paketler, Suriye'de
    çatışma bölgesinde olan ailelere,
  132. insani yardım görevlileri
    tarafından dağıtılıyordu.
  133. Biz de bunu yaptık.
  134. Ekmek paketleri, içlerine iki adet kâğıt
    eklemesi dışında,
  135. dış görünüş anlamında hiç değişmedi.
  136. Kâğıtlardan biri, temel ebeveynlik öneri
    ve bilgilerini içeren bir broşürdü,
  137. ebeveynlerin ve çocuklarının
    yaşayabilecekleri şeyleri
  138. onlar için normalleştiriyordu.
  139. Orada, kendilerini ve çocuklarını
    nasıl destekleyebilecekleri anlatılıyordu.
  140. Çocuklarıyla konuşarak vakit geçirmeleri,
  141. onlara daha fazla ilgi göstermeleri,
  142. onlara karşı daha sabırlı olmaları ve
  143. onlarla konuşmaları gibi
    tavsiyeler verilmişti.
  144. Diğer kâğıt ise, bir geri
    bildirim anketiydi ve
  145. bir kalem de yerleştirilmişti.
  146. Peki bu, yalnızca bir anket
    dağıtmak anlamına mı gelir,
  147. yoksa, onlara sıcak, korumacı ve sevgi
    dolu ebeveynler olmayı sağlayacak
  148. bir psikolojik yardım sunmak
    anlamına mı?
  149. Yalnızca bir haftada, bunlardan
    3.000 tanesini dağıttık.

  150. Güzel kısmı ise, yüzde 60 oranında
    geri-dönüş aldık.
  151. 3000 ailenin yüzde 60'ı
    bize karşılık verdi.
  152. Şu an burada kaç
    araştırmacı var bilmiyorum,
  153. ama bu geri dönüş oranı
    gerçekten güzeldi.
  154. Suriye'deki savaş bölgesi bir yana,
    bu geri dönüşümü
  155. Manchester'da almak bile büyük
    bir başarı olurdu.
  156. Ailelere gönderdiğimiz
    mesajların onlar için
  157. bu kadar önemli olduğunu görmek de öyle.
  158. Geri bildirimleri duymak için ne kadar
  159. sabırsız, heyecanlı
    olduğumuzu hatırlıyorum.
  160. Bu aileler bize geneli pozitif ve
    cesaretlendirici
  161. yüzlerce mesaj bıraktılar.
  162. Ama sanırım benim en sevdiğim,
  163. "Bizi ve çocuklarımızı unutmadığınız
    için teşekkürler." oldu.
  164. Bu gerçekten onlara gönderdiğimiz
  165. psikolojik desteğin onlar için ne kadar
  166. önemli olduğunu gösteriyor.
  167. Bunun yanında yeni doğanlar için süt,
  168. kadınlar için hijyen kitleri ve
    hatta yemek sepetleri
  169. götürdüğümüzü düşünsenize.
  170. Bunu biraz daha yakınımız için düşünelim,

  171. çünkü bu göçmen krizi
  172. aslında herbirimizde bir
    şekilde etkisini gösteriyor.
  173. Günlük istatistik ve fotoğraflarla
    görüntü bombardımanına tutulduk
  174. ve bu hiç şaşırtıcı gelmiyor.
  175. Çünkü geçen ay içerisinde,
  176. 1 milyondan fazla mülteci
    Avrupa'ya ulaştı.
  177. Bir milyon.
  178. Mülteciler topluluklarımıza katılıyor,
  179. komşularımız oluyorlar,
  180. çocukları bizim çocuklarımızla
    aynı okulda okuyor.
  181. Sonrasında, bu broşürleri Avrupalı
    mülteciler için uyguladık
  182. ve mülteci akınının yüksek olduğu
    yerlerde bunu
  183. internet üzerinden onlara sunduk.
  184. Örneğin, İsveç Sağlık Bakanlığı sitesinde
    bu broşür sunuldu.
  185. Ve ilk 45 dakika içerisinde,
  186. tam 343 kez indirildi.
  187. Bu olay, gönüllüler, uygulayıcılar
  188. ve diğer aileler için gönderdiğimiz
    psikolojik desteğin
  189. ne kadar önemli olduğunu
    vurgulamış oldu.
  190. 2013 yılında, annelerle beraber
    mülteci kampı çadırının soğuk

  191. ve sert zemininde oturarak bir
    odak grubu toplantısı yapıyorduk.
  192. Benim tam karşımda, 13 yaşında
  193. olduğunu tahmin ettiğim bir kızın
    başını dizlerine yasladığı,
  194. yaşlıca bir kadın duruyordu.
  195. Küçük kız ise yaptığımız
    görüşme sırasında hiçbir
  196. şey söylemeden, dizlerini
  197. göğsüne doğru çekmiş bir şekilde durdu.
  198. Yaptığımız görüşmenin sonlarına
  199. doğru, annelere zaman ayırdıkları
    için teşekkür ederken
  200. o kadın küçük kızı göstererek
    bana baktı ve
  201. "Bize... yardım edebilir misin?" dedi
  202. Ne istediğini kestiremedim ama küçük
  203. kıza baktım ve gülümsedim,
  204. Arapça dedim ki,
  205. "Salaam alaikum. Shu-ismak?"
  206. "İsmin nedir?"
  207. Bana şaşkın ve biraz da
    korkak bir şekilde baktı,
  208. ama sonra "Halul" dedi.
  209. Halul, Arapça'da yaşı küçük
    kızlar için kullanılan Hala
  210. kelimesiyle aynı anlama geliyor.
  211. Bu noktada Hala'nın 13'ten çok
    daha büyük olduğunu düşündüm.
  212. Ve haklıydım, Hala 25 yaşında,
    3 çocuk annesi bir kadındı.
  213. Hala kendinden emin, ilgili,
    sevgi dolu bir anneymiş
  214. çocuklarına karşı, ama
  215. savaş bunların hepsini değiştirmiş.
  216. Hayatını, bombaların şehrine
    düşüşünü ve patlamaları
  217. duyarak geçirmişti.
  218. Savaş uçakları evlerinin
    yakınından geçip bombalar
  219. bırakırken, çocukları
  220. sesten çok korkup bağırırlarmış.
  221. Hala da hızlıca yastıkları alır
    ve çocuklarının kulaklarını
  222. kapatırmış, duymasınlar diye.
  223. Bu sırada kendi bağırırmış.
  224. Kampa ulaştıklarında ve bir şekilde
  225. güvende olduklarını hissettiğinde
  226. çocukluğundaki gibi davranmaya başlamış.
  227. Ailesini tamamıyla reddetmiş,
  228. çocuklarını ve kocasını.
  229. Hala artık başa çıkamıyordu.
  230. Bu, gerçekten kötü sonuçlu
    bir ebeveynlik mücadelesi,

  231. ama maalesef, yaygın bir hâlde.
  232. Silahlı çatışma ve zorunlu göçü
    deneyimlemiş bireyler
  233. ciddi duygusal zorluklarla karşılaşır.
  234. Ve hepimizin de empati
    kurabileceği bir nokta var.
  235. Eğer siz bu kadar zor bir süreçten
    geçmiş olsaydınız, yani değer
  236. verdiğiniz kişileri ve şeyleri
    kaybetmiş olsaydınız,
  237. nasıl başa çıkardınız?
  238. Kendinize ve ailenize hâlâ
    bakabilir miydiniz?
  239. Çocukların hayatlarında ilk yılların,

  240. fiziksel ve duygusal gelişimleri için
    elzem olduğunu
  241. ve 1,5 milyar insanın silahlı çatışmaya
    maruz kaldığını düşünürsek,
  242. ki çoğu topluluklarımıza dâhil oluyor--
  243. savaşı ve zorunlu göçü birebir
  244. yaşıyor olanların ihtiyaçlarını
    görmezden gelemeyiz.
  245. Hem yerinden olmuş insanların,
    hem de mültecilerin
  246. ihtiyaçlarını, ikinci plana atmamalıyız.
  247. Bu ihtiyaçlar, STK çalışanları,
    siyasete yön verenler, DSÖ, UNHCR
  248. ve bizler tarafından, elimizdekini
    ardımıza koymadan
  249. öncelik verilerek sağlanmalı.
  250. Çatışmanın bireysel yüzlerini ve
    yüzlerinden aktardıkları duygularını

  251. fark etmeye başlayabilirsek, onları da,
  252. insan olarak görmeye başlayabiliriz.
  253. Bu ailelerin ihtiyaçlarını da--ki
    bu ihtiyaçlar,
  254. bir insanın ihtiyaçlarıdır--
    görmeye başlayabiliriz.
  255. Bu ihtiyaçlara öncelik verildiğinde,
    insani ortamdaki
  256. çocuklara yönelik müdahaleler
    sağlanacak ve
  257. ailenin çocuğu desteklemedeki başlıca
    görevi tanınacak.
  258. Ailevi psikolojik sağlık, uluslararası
  259. gündemce açık seçik tanınmış olacak.
  260. Ve göç edilen yerlerde, çocukların
  261. sosyal hizmet sistemlerine girme
    olasılıkları düşecek.
  262. Çünkü aileleri önceden destek
    almış olacak.
  263. Daha açık fikirli, daha sevgi dolu,
  264. daha konuksever ve ülkelerimize katılan
  265. insanlara karşı daha önyargısız olacağız.
  266. Savaşları durdurmalıyız.

  267. Çocukların, uçaklardan bombaların değil,
    hediyelerin yağdığını hayal edebileceği
  268. bir dünya yaratmalıyız.
  269. Biz silahlı birliklerin dünyada
    barınmasına izin verdiğimiz sürece,
  270. insanlar vatanlarından
    ayrılmaya devam edecek,-
  271. geride çocuklarını korunmasız bırakarak.
  272. Ama ebeveynlik ve davranış eğitimi
    verdiğimiz sürece, bütün bu
  273. anlattıklarımın önüne geçmemiz mümkün.
  274. Teşekkürler.
  275. (Alkışlar)