YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← 4 duvar arasından çıkmak (Coming out of your closet): Ash Beckham / TEDxBoulder

Get Embed Code
15 Languages

Showing Revision 16 created 01/15/2016 by TED Translators admin.

  1. Bu akşam sizlere
  2. 4 duvar arasından çıkmaktan bahsedeceğim.
  3. Ancak konumuz, geleneksel haliyle,
  4. sadece eşcinsellikle ilgili ördüğümüz hücreden çıkmak değil.
  5. Bana sorarsanız, hepimizin duvarları var.
  6. Sizin 4 duvarınız, bir kadına ilk kez,
  7. O'ndan hoşlandığınızı söylemek olabilir.
  8. Birine, bebek beklediğinizi ya da kanser olduğunuzu
  9. söylemek de olabilir.
  10. Veyahut hayatımız boyunca gerçekleştirdiğimiz
  11. ve bizi zorlayan konuşmalardan herhangi biri...
  12. 4 duvar dediğimiz şey, esasen, bizi zorlu bir konuşmadır.
  13. Ve mevzular, bütünüyle birbirinden farklı olsa bile
  14. 4 duvarın arasında sıkışma ve oradan çıkma deneyimi,
  15. evrenseldir.
  16. Korkutucudur ve bunu yapmaktan nefret ederiz,
  17. bir yandan da yapılması gerekir.
  18. Birkaç sene önce Southside Walnut Café'de çalışıyordum,
  19. (Gülüşmeler)
  20. şehirdeki yerel bir lokantaydı
  21. ve orada çalıştığım süre boyunca
  22. farklı evrelerden geçtim: savaşçı, lezbiyen, tutkulu.
  23. (Gülüşmeler)
  24. Kol altı kıllarımı almayışım
  25. Ani DiFranco'nun şarkı sözlerinden, kutsal kitapmışcasına alıntılar yapışım nedeniyle;
  26. üzerimdeki kısa kargo pantolonun bolluk seviyesi
  27. ve saçımı kazımamın üzerinden ne kadar zaman geçtiğine bağlı olarak,
  28. genellikle de bir çocuktan gelmek üzere,
  29. şu soruyla karşı karşıya gelirdim:
  30. "Hımmm... sen bi oğlan mısın yoksa kız mı?"
  31. Ve masada mahcup edici bir sessizlik yaşanırdı.
  32. Çenemi biraz daha sıkar,
  33. elimdeki demliği de çok az daha artmış intikam arzusuyla tutardım.
  34. Çocuğun babası, durumun can sıkıcılığıyla, gazetesini karıştırır;
  35. annesi de çocuğa buz gibi bir bakış atardı.
  36. Ancak ben hiç bir şey söylemez,
  37. içten içe kudururdum.
  38. İş öyle bir noktaya geldi ki
  39. 3 ile 10 yaş arasındaki herhangi bir çocuğun
  40. oturduğu masaya gittiğimde,
  41. savaşmaya hazır haldeydim.
  42. (Gülüşmeler)
  43. Ve bu berbat bir histi.
  44. Sonunda kendime söz verdim:
  45. Bir dahaki sefere, bir şeyler söylecektim.
  46. O zorlu konuşmayı yapacaktım.
  47. Sadece birkaç hafta geçmişti ki yeniden o soruyla karşılaştım:
  48. "Sen bir oğlan mısın yoksa kız mı?"
  49. Tanıdık sessizlik...
  50. Ama bu sefer, hazırlıklıydım.
  51. "Kadın Çalışmaları 101" içeriğimle, masadakilerin derslni verecektim.
  52. (Gülüşmeler)
  53. Betty Friedan'dan ve
  54. Gloria Steinem'dan yapacağım alıntılar hazırdı;
  55. hatta Vajina Monologları'ndan bir parça bile vardı...
  56. Sonuçta derin bir nefes aldım. Aşağıya baktım.
  57. Gözlerini bana dikmiş olan kişi,
  58. pembe elbisesiyle, 4 yaşındaki bir kız çocuğuydu.
  59. Bu, feminist düello için bir meydan okuma değil;
  60. sadece sorusu olan bir çocuktu:
  61. "Sen bir oğlan mısın yoksa kız mı?"
  62. Derin bir nefes daha aldım,
  63. O'nun yanına çömeldim ve şöyle dedim:
  64. "Hey, bunun biraz kafa karıştırıcı olduğunu biliyorum...
  65. saçım oğlanlar gibi kısa,
  66. oğlanların giydiği kıyafetlerden giyiyorum
  67. ama ben bir kızım.
  68. Hani bazen pembe elbise giyesin,
  69. bazen de daha salaş şeyler giyesin gelir ya,
  70. işte ben daha çok o salaş şeyleri giymeyi seven bir kızım."
  71. (Gülüşmeler)
  72. Ve bu kız, tam gözlerimin içine bakarak
  73. tek bir vurguyu ıskalamadan şöyle dedi:
  74. "En sevdiğim pijamalarım mor renk ve balık desenli.
  75. Bir pankek alabilir miyim lütfen?"
  76. (Gülüşmeler)
  77. İşte, hepsi bu kadardı!
  78. "Ha, Tamam, bir kızsın yani. Pankekten n'aber?"
  79. (Gülüşmeler)
  80. Bu, bugüne dek yaptığım en kolay zorlu konuşmaydı.
  81. Peki niçin?
  82. Çünkü Pankekçi Kız ve ben,
  83. birbirimize karşı dürüst olmuştuk.
  84. Pek çoğumuz gibi ben de
  85. hayatım boyunca pek çok 4 duvar arasında yaşadım.
  86. Çoğunlukla duvarlarım rengarenkti
  87. ancak içerideyken, yani karanlıktayken
  88. duvardaki renkleri ayırt etmek mümkün değil.
  89. 4 duvar arasında yaşamanın
  90. nasıl bir his olduğunu bilirsin sadece.
  91. Yani, aslına bakarsak, benim 4 duvarım sizinkinden,
  92. ya da sizinkinden...
  93. ya da sizinkinden... farklı değil.
  94. Benim duvarlarımı yıkmamın
  95. sizin bunu yapmanızdan daha zor olduğuna dair
  96. 100 tane sebep verebilirim elbette.
  97. Ancak şu bir gerçek:
  98. Zor, göreceli değildir.
  99. Zor, zordur.
  100. Kim bana
  101. iflas ettiğini çevresine ilan etmenin
  102. birine onu aldattığını
  103. itiraf etmekten
  104. daha zor olduğunu söyleyebilir?
  105. Kim bana
  106. eşcinsel olduğunu itiraf etmenin
  107. 5 yaşındaki çocuğunuza
  108. boşanacağınızı anlatmaktan daha zor olduğunu söyleyebilir?
  109. "Daha zor" yoktur,
  110. sadece "zor" vardır.
  111. Duvarlarımızı yıkmakla ilgili daha iyi ya da kötü hissetmek adına
  112. kendi "zor"umuzla
  113. başkalarının "zor"unu kıyaslamaya son vermeliyiz.
  114. Ve şu gerçekte uzlaşmalıyız:
  115. Hepimizin "zor"ları var.
  116. Hayatımızın belli bir noktasında
  117. hepimiz 4 duvar arasında yaşarız
  118. ve bu bize güven verir.
  119. Ya da en azından,
  120. 4 duvarın ardındaki dünyadan daha güvenli olduğunu hissederiz.
  121. Ama bugün burada size şunu söylemek için bulunuyorum:
  122. Neyden yapılmış olursa olsun
  123. bir insanın yaşayacağı yer, 4 duvar arası değildir.
  124. (Tezahüratlar) (Alkışlar)
  125. Teşekkürler.
  126. Öyleyse, 4 duvarın arasından çıkmak,
  127. o konuşmayı yapmak,
  128. niçin bu kadar zor?
  129. Çünkü stresli.
  130. Anlaşılabilir biçimde,
  131. diğer insanların ne tepki vereceğiyle ilgili kaygılıyız.
  132. Öfkelenecekler mi?
  133. Üzülecekler mi?
  134. Hayal kırıklığına mı uğrayacaklar?
  135. Bir dostumuzu mu yitireceğiz?
  136. Ya da anne babamızı?
  137. Belki sevgilimizi?
  138. Bu konuşmalar strese neden oluyor.
  139. O halde bir dakikalığına strese yoğunlaşalım.
  140. Stres, vücudunuzdaki doğal bir tepki.
  141. Bir tehdit algıladığınızda
  142. -burada kilit sözcüğümüz "algılamak"-
  143. hipotalamus'unuz alarm verir
  144. ve adrenalin ile kortizol
  145. damarlarınızda gezinmeye başlar.
  146. Bu durum
  147. "Savaş ya da Kaç" olarak bilinir.
  148. Bazen mücadele eder
  149. bazen de koşup kaçarsınız.
  150. Bu tamamen normal bir tepkidir.
  151. Bu tepkinin kökleri,
  152. tehditin
    "bir mamut tarafından kovalanmak" olduğu zamanlara dayanıyor.
  153. Sorun şu ki,
  154. hipotalamus'unuz,
  155. Kürklü bir mamut tarafından mı kovalanıyorsunuz,
  156. bilgisayarınız mı çöktü,
  157. eşinizin ailesi kapınızın önünde mi bitiverdi
  158. bir uçaktan mı atlamak üzeresiniz,
  159. birine ondan hoşlandığınızı mı söylemeniz gerekiyor
  160. yoksa beyin tümörünüz mü var... anlayamıyor.
  161. Fark şu:
  162. Mamut sizi
  163. aşağı yukarı 10 dakikalığına kovalarken,
  164. bu zorlu konuşmaları yapmamış olma hali,
  165. seneler boyunca sürebiliyor
  166. ve vücudunuz bununla başa çıkamıyor.
  167. Adrenalin ve kortizola kronik biçimde maruz kalmak
  168. vücudunuzda bulunan, neredeyse, her sistemi çürütüyor.
  169. Sadece birkaç tanesini saymak gerekirse;
  170. anksiyeteye, depresyona ve kalp hastalığına
  171. yol açıyor.
  172. Zorlu konuşmaları yapmadığınızda,
  173. hakkınızdaki gerçekleri sır olarak sakladığınızda,
  174. aslında, patlamaya hazır bir bomba tutuyorsunuz.
  175. Şimdi kendinizi
  176. 20 sene önceki halinizle hayal edin.
  177. Beni ele alalım...
  178. Saçımı atkuyruğu yapmıştım;
  179. askısız elbisem ve
  180. yüksek topuklu ayakkabılarım vardı.
  181. Kafeye gelen 4 yaşındaki herkesle kavga etmek için hazır bekleyen
  182. o, militan ruhlu lezbiyen değildim.
  183. (Gülüşmeler)
  184. Zifiri karanlıktaki 4 duvarımın
  185. köşesinde kıvrılmış,
  186. eşcinsellik bombamı tutuyordum.
  187. Korkudan donmuş haldeydim.
  188. Tek bir kasımı oynatmak,
  189. yapıp yapabileceğim
  190. en korkutucu şeydi.
  191. Ailem,
  192. arkadaşlarım,
  193. hiç tanımadığım insanlar...
  194. Tüm hayatımı,
  195. bu kişileri hayal kırıklığına uğratmamak için harcamıştım.
  196. Şimdi ise, bilinçli olarak,
  197. dünyayı alt üst ediyordum.
  198. Bugüne kadar oynadığımız senaryonun
  199. sayfalarını yakıyordum.
  200. Bombayı fırlatmazsanız,
  201. bu sizi öldürür.
  202. En hatırlanası bomba fırlatışlarımdan biri
  203. kız kardeşimin düğünündeydi.
  204. (Gülüşmeler)
  205. Davetlilerin pek çoğunun
  206. eşcinsel olduğumu bildiği ilk seferdi.
  207. Siyah elbisem ve topuklu ayakkabılarımla birlikte
  208. nedimelik (hanım arkadaş) görevlerimi yerine getirirken
  209. masaların arasında dolaştım
  210. ve sonunda, aile dostlarımızın
  211. yani beni senelerdir tanıyan insanların masasına vardım.
  212. Kısa bir konuşmanın ardından
  213. kadınlardan biri bağırdı:
  214. "Nathan Lane'i seviyorum!"
  215. Ve eşcinsellikle özdeşlik kurma yarışı
  216. başlamış oldu.
  217. "Ash, hiç Castro'ya gittin mi?"
  218. "Aslında, evet, San Francisco'da arkadaşlarımız var."
  219. "Biz hiç bulunmadık orada
  220. fakat "muh-te-şem" olduğunu duyduk!!"
  221. "Ash, kuaförüm Antonio'yu tanıyor musun?
  222. gerçekten çok iyi biri ve asla bir kız arkadaştan da bahsetmedi"
  223. "Ash, en sevdiğin TV programı ne?
  224. Bizimkisi "Will and Grace"...
  225. Kimi seviyoruz biliyor musun? Jack.
  226. Jack bizim favorimiz"
  227. Derken, bir kadın
  228. aksayarak yaklaştı.
  229. Desteğini göstermek için sonsuz bir istek duyuyor ve
  230. benim tarafımda olduğunu hissetmemi istiyordu.
  231. Sonunda baklayı ağzından çıkardı:
  232. "Aslında benim kocam da bazen pembe t-shirtler giyer"
  233. (Gülüşmeler)
  234. O an, tüm bomba-atıcıların olduğu gibi
  235. benim de bir tercih hakkım vardı.
  236. Kız arkadaşıma
  237. ve eşcinsel-sever masama dönerek
  238. insanların bana verdikleri tepkilerle dalga geçebilir;
  239. dünyadan bihaber hallerini
  240. ve yanımda getirdiğim,
  241. kitabına uydurulmuş eşcinsellik çemberlerinin
  242. içinden geçemeyişlerini yerin dibine sokabilirdim.
  243. Ya da
  244. onlarla empati kurabilir
  245. ve bunun belki de
  246. hayatları boyunca yaptıkları
    en zor şeylerden biri olduğunu fark edebilirdim.
  247. Bu başlangıç adımı
  248. ve bu konuşmayı yapmak,
  249. onların kendi duvarlarını yıkması anlamına geliyordu.
  250. Nerede yetersiz kaldıklarını göstermek,
  251. haliyle, kolay olurdu.
  252. Onların durduğu noktada
  253. onlarla buluşmak
  254. ve çaba gösterdikleri gerçeğini kabul etmek
  255. çok daha zordu.
  256. Birinden, çaba göstermesi dışında,
  257. başka ne bekleyebilirsiniz ki?
  258. Eğer birine karşı dürüst olacaksanız
  259. karşılığında da
  260. gerçekleri duymaya hazır olmanız gerekir.
  261. Zorlu konuşmalar, hala, en becerikli olduğum alan değil.
  262. Daha önce çıktığım kişilerden herhangi birine sorabilirsiniz...
  263. Ama gün geçtikçe iyiye gidiyorum.
  264. Ve adını "Pankekçi Kızın 3 Prensibi" koyduğum
  265. rotayı takip ediyorum.
  266. Şimdi bunu lütfen
  267. eşcinsel bakış açısıyla ele alın
  268. ancak herhangi bir 4 duvarı aşmanın gereklerinin de,
  269. özünde,
  270. bu anlattıklarımla aynı olduğunu unutmayın.
  271. Madde 1:
  272. Özgün Olun
  273. Zırhınızı çıkartın ve kendiniz olun.
  274. Kafedeki çocuğun
  275. zırhı yoktu
  276. oysa ben savaşa hazırdım.
  277. Aptal hipotalamus.
  278. İnsanların size karşı dürüst olmaları için
  279. sizin de (onlar gibi) canınızın yandığını/yanabileceğini bilmeye ihtiyaçları var.
  280. Madde 2:
  281. Lafı evirip çevirmeyin.
  282. Başka bir deyişle, yaranın üstündeki bantı bir anda çekin.
  283. Eşcinsel olduğunuzu biliyorsanız
  284. söyleyin gitsin.
  285. Ailenize "eşcinselim sanırım" dediğinizde,
  286. bir gün bunun değişebileceğine dair umut beslemelerine yol açarsınız.
  287. Onlara
  288. umut tacirliği yapmayın.
  289. (Gülüşmeler)
  290. Ve Madde 3,
  291. en önemlisi:
  292. (Gülüşmeler)
  293. Başınızı Dik Tutun.
  294. Siz, kendi gerçeğinizi ortaya koyuyorsunuz.
  295. Bundan ötürü asla özür dilemeyin.
  296. Bu süreçte birileri incinmiş olabilir.
  297. Bu, kaçınılmaz.
  298. Yaptıklarınız için özür dileyin.
  299. Ancak asla, kim olduğunuzla ilgili özür dilemeyin.
  300. Birileri hayal kırıklığına uğramış olabilir, evet.
  301. Ama bu onların sorunu,
  302. sizin değil.
  303. Bunlar, sizin kişiliğinize dair, onların sahip olduğu beklentiler,
  304. sizin sahip olduklarınız değil.
  305. O, onların öyküsü.
  306. Sizinki değil.
  307. Önemli olan tek öykü,
  308. sizin yazmak istediğiniz.
  309. Dolayısı ile bir daha kendinizi
  310. zifiri karanlık bir 4 duvar arasında
  311. bombanızı elinizde tutarken bulduğunuzda
  312. hepimizin daha önce orada bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın.
  313. Kendinizi çok ama çok yalnız hissetseniz de
  314. öyle değilsiniz.
  315. Zor olduğunu biliyoruz
  316. ama duvarlarınız neyden yapılmış olursa olsun
  317. sizi burada, o 4 duvarın dışında görmek istiyoruz.
  318. Çünkü sizi temin ederim ki
  319. kendi 4 duvarının kapısındaki anahtar deliğinden
  320. dışarıyı gözleyen
  321. ve zincirlerini kıracak olan bir sonraki cesur ruhu
  322. bekleyenler var.
  323. Siz O KİŞİ OLUN
  324. ve tüm dünyaya
  325. bizim, duvarlarımızdan büyük olduğumuzu
  326. ve bir insanın 4 duvar arasında, tam anlamıyla yaşayamayacağını gösterin.
  327. Teşekkürler Boulder, gecenin tadını çıkartın!
  328. (Tezahüratlar)
    (Alkışlar)