Turkish subtitles

← Rosa Parks'ın gerçek hikâyesi -- ve siyahların tarihindeki efsanelerle neden yüzleşmemiz gerek

Get Embed Code
26 Languages

Showing Revision 18 created 03/02/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. İki güzel çocuğu olan
    gururlu bir babayım,
  2. Elijah 15 ve Octavia 12 yaşında.
  3. Elijah 4. sınıftayken

  4. yanıma geldi,
  5. okuldan dönmüştü
    ve Afrika kökenli Amerikalılar hakkında
  6. o gün okulda öğrendiği şeyden
    çok heyecanlanmıştı.
  7. Ben Afrika kökenli bir Amerikalı
    ve kültür araştırmaları profesörüyüm
  8. ve tahmin edebileceğiniz gibi
  9. Afrika kökenli Amerikalıların
    kültürü evde ciddiye alınır.
  10. Bu nedenle oğlumun o gün okulda
    öğrendiklerinden heyecan duyması
  11. beni çok gururlandırmıştı.
  12. Yani "Ne öğrendin?" diye sordum.
  13. "Rosa Parks'ı öğrendim" dedi.
  14. "Peki, Rosa Parks hakkında
    ne öğrendin?" dedim
  15. "Rosa Parks 1950'li yıllarda
    Montgomery, Alabama'da yaşayan
  16. zayıf ve yaşlı
  17. siyah bir kadınmış.
  18. Yorgun ayaklarıyla
  19. bir otobüste oturuyormuş
  20. ve otobüs şoförü ondan yerini
    bir beyaza vermesini istediğinde
  21. yorgun olduğu için kalkmayı reddetmiş.
  22. Uzun bir günmüş,
  23. baskıdan bıkmış
  24. ve koltuğunu vermemiş.
  25. Ve Martin Luther King ile
    yürüyüşe katılmış,
  26. pasif direniş yanlısıymış." dedi.
  27. Sanırım yüzüme bakıp
  28. onun bu tarih dersinden
  29. pek etkilenmediğimi
  30. görmüş olmalı.
  31. Bu nedenle durdu ve "Baba
    sorun ne? Yanlış mı anlamışım" gibi baktı.
  32. "Sen yanlış anlamamışsın oğlum
  33. ama galiba öğretmenin epeyce şeyi
    yanlış biliyor" dedim.
  34. (Gülüşmeler)

  35. "Ne demek istiyorsun?" dedi.

  36. "Rosa Parks yorgun değildi,
  37. yaşlı değildi
  38. ve ayakları da kesinlikle
    yorgun değildi" dedim.
  39. "Ne?" dedi
  40. "Değildi,
  41. Rosa Parks daha 42 yaşındaydı" dedim.
  42. Şaşırdınız değil mi?
    Bunu hiç duymamıştınız.
  43. Rosa Parks sadece 42 yaşındaydı.
  44. O gün sadece 6 saat çalışmıştı,
    bir terziydi
  45. ve ayakları da gayet iyiydi.
  46. (Gülüşmeler)

  47. Bıkıp yorulduğu tek şey

  48. eşitsizlikti,
  49. baskıdan yorulmuştu."
  50. Ve oğlum dönüp
  51. "Peki ama öğretmenim bunu neden anlattı?
  52. Kafam karıştı" dedi.
  53. Öğretmenini seviyordu
    ve o iyi bir öğretmendi.
  54. Genç, 20'li yaşlarda bir beyaz kadın,
  55. gerçekten çok zeki biriydi,
    onu ben de severdim.
  56. Ama oğlanın aklı karışmıştı.
    "Bize bunları neden anlattı?" dedi.
  57. "Baba, anlatsana. Daha çok anlat.
    Rosa Parks'ı daha çok anlat" dedi.
  58. "Oğlum ben sana daha
    iyisini yapayım" dedim.
  59. "Nasıl yani?" dedi.
  60. "Sana otobiyografisini alacağım
  61. ve bırakayım kendin oku" dedim.
  62. (Gülüşmeler)

  63. Tahmin edeceğiniz gibi

  64. Elijah babasının ona verdiği
    bu yeni ve uzun ev ödevini
  65. coşkuyla karşılamasa da
    bunu mesele yapmadı.
  66. Okuduktan sonra bana geldi,
  67. öğrendiklerinden heyecanlanmıştı.
  68. Şöyle dedi: "Rosa Parks başlarda
    pasif direnişle ilgilenmiyormuş
  69. ayrıca onu büyüten büyük babası da
  70. kendine beyaz süsü verecek kadar
    açık tenliymiş,
  71. kasabada silahla dolaşırmış
  72. ve Bay Parks'ın çocukları veya
    torunlarına bulaşırsan
  73. mâlûm yerine tapayı yiyeceğini
    herkes bilirmiş."
  74. (Gülüşmeler)

  75. Öyle değil mi?

  76. Bulaşılmaması gereken biriymiş.
  77. "Ayrıca öğrendiğime göre
    Rosa Parks, Raymond'da biriyle evlenmiş
  78. ve adam büyük babası gibi de değilmiş."
  79. Organizasyon yaparmış.
  80. Vatandaşlık hakları aktivistiymiş.
  81. Toplantılar organize ediyormuş
  82. ve bazen toplantılar
    Rosa Parks'ın evinde oluyormuş.
  83. Bir keresinde Rosa Parks
  84. masanın üzerinde bir sürü silah görmüş
  85. çünkü adamlar birilerinin kapıyı
    kırıp baskın yapmasına hazırlanmışlar
  86. ve iş nereye giderse gitsin
    buna hazırlarmış
  87. ve Rosa Parks şöyle demiş:
    "Masada o kadar çok silah vardı ki
  88. onlara kahve veya yemek
    ikram etmeyi bile unuttum."
  89. Rosa Parks işte böyle biriydi.

  90. Ve aslında Rosa Parks,
    o gün, o otobüste oturmuş,
  91. polis memurlarının gelmesini beklerken
  92. ve başına gelecekleri de bilmiyorken
  93. Martin Luther King'i düşünmüyordu,
  94. hatta onu pek bilmiyordu.
  95. Düşündüğü şey pasif direniş
    veya Gandhi de değildi.
  96. Silahla dolaşan, bulaşılmaması gereken
  97. büyük babasını düşünüyordu.
  98. Rosa Parks'ın düşündüğü kişi oydu.
  99. Oğlum Rosa Parks'dan büyülenmişti
  100. ve onda bu heyecanı görmek
    beni gururlandırmıştı.
  101. Ama hâlâ bir sorun vardı.

  102. Yine de okula gidip
  103. öğretmenle bu konuyu ele almam gerekiyordu
  104. çünkü çocuklara tarihi yanlış öğretmeye
  105. devam etmesini istemiyordum.
  106. Bu içime sıkıntı veriyordu
  107. ve temel nedeni ise
    bir Afrika kökenli Amerikalı olarak
  108. beyazlarla ırkçılık konusunu
    veya ırkla ilgili hassas şeyleri
  109. ne zaman konuşmaya kalkışsan
  110. her zaman zorlukla karşılaşmandı.
  111. Buna beyaz toplum bilimci Robin DiAngelo
    "beyaz kırılganlığı" diyor.
  112. Aslında şunu ileri sürüyor:
  113. Beyazların, beyaz ayrıcalıklarının
    sorgulanması konusunda
  114. o kadar az deneyimi vardır ki
  115. bunu gündeme getirip
    sorgulamaya başladığınız anda
  116. genellikle ağlarlar,
  117. öfkelenirler
  118. veya kaçarlar.
  119. (Gülüşmeler)

  120. Bunların hepsini ben de gördüm.

  121. Yani oğlanın öğretmeniyle görüşmeyi
    düşünüp taşınırken
  122. bundan mutlu değildim
  123. ama potansiyelini kullanan
    siyah çocuklar yetiştirmek isteyen
  124. siyah bir baba için de
    bu kaçınılmaz bir zorunluluktu.
  125. Elijah'ı arayıp

  126. ona, "Elijah, öğretmeninden
    bir randevu alacağım
  127. ve bu yanlışı düzeltmeye çalışacağım,
  128. belki müdürle de görüşürüm.
  129. Buna ne dersin?"
  130. Elijah şöyle dedi:
  131. "Baba, daha iyi bir fikrim var."
  132. "Öyle mi? Fikrin ne" dedim.
  133. "Bir topluluk konuşması ödevimiz var
  134. ve Rosa Parks hakkındaki
    efsaneleri çürütmek için
  135. bu topluluk konuşması ödevini
    kullanalım mı?
  136. Şöyle bir şey dedim:
  137. "Bu iyi bir fikir."
  138. Böylece Elijah okula gitti,

  139. sunumunu yaptı,
  140. eve döndü
  141. ve olumlu bir şeyler olduğunu
    görebiliyordum.
  142. "Nasıl gitti oğlum?" dedim.
  143. "O gün, daha sonra
  144. öğretmen beni bir kenara çekti
  145. ve yanlış bilgi verdiği için
    özür diledi." dedi.
  146. Ertesi gün mucize gibi bir şey daha oldu.
  147. Öğretmen Rosa Parks hakkında
    yeni bir ders daha yaptırdı,
  148. önceki hatalarını düzeltti
    ve eksik kısımları giderdi.
  149. Oğlumdan çok gurur duyuyordum.
  150. Fakat sonra bunu düşünüp

  151. öfkelendim.
  152. Gerçekten çok öfkelendim.
  153. Neden? Neden mi öfkelenmiştim.
  154. Çünkü benim dokuz yaşındaki oğlum,
    tarih konusunda
  155. öğretmenini eğitmek zorunda kalmıştı,
  156. kendi insanlığı konusunda
    öğretmenini eğitmek zorunda kaldı.
  157. O daha dokuz yaşında.
  158. Düşünmesi gereken şey
    basketbol, futbol
  159. veya son filmler olmalı.
  160. Öğretmenini, öğrencileri,
  161. kendisi ve tarihi konusunda
  162. eğitmek gibi bir sorumluluğu
  163. üstlenmeyi düşünmemeli.
  164. Bu benim taşıdığım bir yüktü.
  165. Benim ana babamın taşıdığı bir yüktü
  166. ve onlardan önceki kuşakların da.
  167. Şimdi de oğlumun da bu yükü
    sırtlandığını görüyordum.
  168. Gördüğünüz üzere, Rosa Parks
    bu yüzden otobiyografisini yazdı.

  169. Çünkü daha hayattayken,
  170. şunu bir düşünün,
  171. hayranlık veren bu şeyi yapıyorsunuz,
  172. hayattasınız ve vatandaşlık
    hakları eylemlerinizi anlatıyorsunuz
  173. ama bir hikâye peydah oluyor
  174. ve dünyaya sizin yaşlı biri olduğunuzu,
  175. ayaklarınızın yorgun olduğunu
  176. ve kazara bir eylemci
    olduğunuzu anlatıyor,
  177. o zamanlarda 20 yıllık
    bir eylemci olduğunuzu değil,
  178. boykotun aylardır planlanmakta
    olduğunu değil
  179. ve hatta bunu yaptığı için tutuklanan
  180. ilk veya ikinci kadın olduğunuzu da değil.
  181. Daha hayattayken bile
    bir tesadüfi eylemci oluyorsunuz.
  182. Otobiyografisini
    bu kayıtları düzeltmek için yazdı
  183. çünkü insanlara 1950'lerde
  184. işlerin nasıl olduğunu,
  185. Amerika'da siyah olmaya çalışmanın
  186. ve haklarınız için savaşmanın
  187. nasıl bir şey olduğunu
  188. hatırlatmak istemişti.
  189. O yılki boykot bir yıldan biraz daha
    uzun sürdü,

  190. dörtten fazla kilise bombalandı.
  191. Martin Luther King'in evi
    iki kez bombalandı.
  192. Birmingham'da diğer vatandaşlık
    hakları liderlerinin evleri bombalandı.
  193. Rosa Parks'ın kocası
    geceleri av tüfeği ile uyuyordu
  194. çünkü sürekli ölüm tehditleri alıyorlardı.
  195. Rosa Parks'ın annesi
    onlarla birlikte yaşıyor
  196. ve biri arayıp ölüm
    tehdidi yapmasın diye
  197. telefonu bazen saatlerce
    kapatmıyordu
  198. çünkü tehditler bitip tükenmiyordu.
  199. Aslında tansiyon o kadar yüksek,
  200. baskı o kadar yoğun,
    terörizm o kadar yaygındı ki
  201. Rosa Parks ve kocası işini kaybetti,
  202. iş verilmeyen kişiler oldular
  203. ve sonunda Güney'i terk edip
    taşınmak zorunda kaldılar.
  204. Rosa Parks'ın, insanların
    anlamasını istediği
  205. vatandaşlık hakları realitesi bu.
  206. Şimdi bana "Tamam da David,
    bunların benimle ne ilgisi var?

  207. Ben iyi niyetli biriyim.
  208. Kölelerim yoktu.
  209. Tarihe beyaz badana çekmeye
    çalışmıyorum.
  210. Ben iyi bir adamım. İyi biriyim."
    diyorsanız
  211. bunun sizinle ne ilgisi var anlatayım,
  212. bunu size benim profesörüm olan,
  213. beyaz bir profesör olan
    biriyle ilgili bir öyküyle anlatayım.
  214. Okuldaydım ve kendisi
    harikulade bir insandı.
  215. Ona "Fred" diyelim.
  216. Fred, vatandaşlık hakları
    tarihini yazıyordu
  217. fakat aslında Kuzey Carolina'da yaşanan
  218. belirli bir şeyi yazıyordu.
  219. Beyaz bir adam siyah bir adamı
    soğukkanlı bir biçimde öldürmüş
  220. ve bundan asla mahkum olmamıştı.
  221. Yani şahane bir kitaptı
  222. ve Fred birkaç profesör
    arkadaşını çağırıp
  223. kitabın son halini teslim etmeden
    önce benden taslağı okumamı istedi.
  224. Beni çağırması
    koltuklarımı kabartmıştı.
  225. O zamanlar daha öğrenciydim.
  226. Kendi kendime "Tamam, olur" dedim.
  227. Entelektüellerin arasına oturdum
  228. ve kitabın taslağını okudum.
  229. Kitabın bir yerinde ciddi bir sorun vardı
  230. ve bu beni sarsınca
  231. şöyle dedim:
  232. "Fred" oturmuş taslak hakkında
    konuşuyoruz,
  233. Dedim ki, "Fred, kitapta sizin hizmetçiden
    bahsettiğin yerle ilgili
  234. ciddi bir sorun yaşıyorum."
  235. Fred'in biraz "gerildiğini" gördüm.
  236. "Ne demek istiyorsun?
    O şahane bir öykü.
  237. Aynen yazdığım gibi oldu" dedi.
  238. Ben de "Sana farklı bir
    senaryo sunabilir miyim? dedim.
  239. Peki öykü neydi?

  240. 1968 Yılı,
  241. Martin Luther King suikastı yeni olmuş
  242. ve Fredlerin "hizmetçisi"
    adına "Mabel" diyelim,
  243. mutfaktadır.
  244. Küçük Fred sekiz yaşındadır.
  245. Küçük Fred mutfağa girer
  246. ve Mabel, daima güleryüzlü,
    mutlu ve yardımsever olan Mabel,
  247. lavabonun üzerine eğilmiş
  248. ağlamaktadır.
  249. Keder içinde, hıçkıra hıçkıra
  250. ağlamaktadır.
  251. Küçük Fred ona yaklaşır
    ve "Mabel, sorun ne?" diye sorar.
  252. Mabel döner ve şöyle der:
  253. "Onu öldürdüler! Liderimizi öldürdüler.
    Martin Luther King'i öldürdüler.
  254. O öldü! Bunlar canavar."
  255. Ve küçük Fred şöyle der:
  256. "Bunlar geçecek Mabel, geçecek.
    Her şey yoluna girecek."
  257. Mabel ona bakar ve şunu der:
    "Hayır, hiçbir şey yoluna girmeyecek.
  258. Ne dediğimi duymadın mı?
  259. Martin Luther King'i öldürdüler."
  260. Ve Fred,
  261. bir rahibin oğlu olan Fred
  262. Mabel'e bakar ve şöyle der:
  263. "Ama Mabel, İsa da bizim günahlarımız için
    çarmıhta ölmedi mi?
  264. Bu iyi bir sonuç değil miydi?
  265. Belki bunun sonucu da iyi olacak.
  266. Belki de Martin Luher King'in
    ölümü iyi şeylere vesile olacak."
  267. Fred öyküyü anlatırken

  268. Mabel'in eliyle
    ağzını kapattığını yazıyor
  269. ve eğilip küçük Fred'i kucaklar,
  270. sonra da buzdolabına uzanıp
  271. iki Pepsi alır
  272. ve ona biraz Pepsi verip
  273. kardeşleriyle oyun
    oynamaya gönderir.
  274. Ve şöyle der:
  275. "Bu durum, Irkların mücadelesinin
    bu en yürek burkan anlarında bile
  276. iki insanın ırk bariyerlerini aşıp
    bir araya gelebileceğinin
  277. ve sevgi ve şefkat çizgisinde
  278. ortak insani özellikleri
    bulabileceğinin ispatıydı."
  279. Şöyle dedim:
    "Fred, bu biraz zırva olmuş."
  280. (Gülüşmeler)

  281. (Alkış)

  282. Fred şöyle bir şey dedi:

  283. "Anlamadım David. Öykü böyle."
  284. "Fred, bir soru sormama izin ver" dedim.
  285. "1968 yılıydı ve Kuzey Carolina'daydın
  286. Eğer Mabel kendi insanları arasında olsa--
    sen sekiz yaşındaydın--
  287. sence sekiz yaşındaki
    Afrika Kökenli Amerikalı çocuklar
  288. onu nasıl çağırırdı?"
  289. Sence ona ilk adıyla seslenirler miydi?
  290. Hayır, ona "Mabel Hanım" derler
  291. veya ona "Bayan Johnson" derler
    veya ona "Mabel Teyze" derlerdi.
  292. Ona asla ilk adıyla hitap etmeye
    cüret etmezlerdi
  293. çünkü bu büyük saygısızlık olurdu.
  294. Halbuki siz ona orada çalıştığı günlerde
  295. ilk adıyla hitap ediyordunuz
  296. ve bu durumu hiç düşünmediniz."
  297. "Sana bir soru daha sorayım,
    Mabel evli miydi?

  298. Çocukları var mıydı?
  299. Hangi kiliseye giderdi?
  300. En sevdiği tatlı neydi?" dedim.
  301. Fred bu soruların hiçbirine
    cevap veremedi.
  302. "Fred, bu öykü Mabeli anlatmıyor.
  303. Bu öykü seni anlatıyor" dedim.
  304. "Bu öykü sana kendini iyi hissettiriyor
  305. ama bu öykü Mabel hakkında değil" dedim.
  306. Gerçek şu,
  307. muhtemelen olan şuydu,
    Mabel ağlıyordu,
  308. yalnız bu onun her zaman yaptığı
    bir şey değildi
  309. yani kendini bırakmıştı.
  310. Sen mutfağa girdin
  311. ve onu zayıf bir anında,
    kendini bıraktığı bir anda yakaladın.
  312. Kendini onun çocuklarından
    biri gibi görüyordun,
  313. aslında onun patronunun çocuğu
    olduğunu idrak edemiyordun
  314. ve onun sana bağırdığını gördün.
  315. Ama sonra Mabel kendine geldi
  316. ve "Eğer ona bağırıp çağırırsam
  317. gidip ana babasına söyler
    ve işten atılabilirim"
  318. diye düşündü.
  319. Böylece metanetini korudu
    ve sonunda--
  320. teselliye ihtiyacı olan kendisi
    olduğu halde --
  321. o seni teselli edip gönderdi
  322. ve belki de böylece
    sessizlik içinde yas tutabilecekti."
  323. Fred afallamıştı

  324. ve o anı aslında yanlış
    yorumladığını fark etmişti.
  325. İşte Rosa Parks'a yaptıkları şey bu.
  326. Bütün gün çalışmış olan
    ayakları yorgun ve sırtı ağrıyan,
  327. eşitsizliğe karşı mücadele etmek için
    ayağa kalmak istemeyen
  328. yaşlı nine öyküsünü hazmetmek
  329. çok daha kolay.
  330. Yani yaşlı nineler ürkütücü değildir.
  331. Fakat kimseden bir şey beklemeyen,
  332. iktidara karşı ayağa kalkan
  333. ve bu yolda ölmeye hazır olan
  334. genç ve radikal siyah kadınlar
  335. çok korkutucudur--
  336. onlar bizi huzursuz eden
  337. türden insanlardır.
  338. Peki şunu derseniz:

  339. "David, ne yapmamı bekliyorsun?
  340. Ne yapılacağını ben bilmiyorum."
  341. Size şunu söyleyebilirim:
  342. bir zamanlar, bu ülkede
  343. eğer Yahudiysen, beyaz değildin,
  344. eğer İtalyansan, beyaz değildin
  345. eğer İrlandalıysan, beyaz değildin.
  346. İrlandalı, Yahudi ve İtalyanların
    beyaz olması biraz zaman aldı.
  347. Öyle değil mi?
  348. "Ötekileştirildiğin" zamanlar,
  349. dışarıda bırakıldığın zamanlar olmuştu.
  350. Toni Morrison şöyle demiş:
  351. "Senin boyun uzun görünsün diye
    ben diz çökmek zorundaysam
  352. senin ciddi bir sorunun var demektir.
  353. Şunu demiş: "Beyaz Amerika'nın
    çok ciddi bir sorunu var."
  354. Dürüst olmak gerekirse, ırk konusu
    Amerika'da düzelir mi bilmem.

  355. Ama şunu biliyorum,
    eğer bu konu düzelecekse
  356. bu zorluklara bodoslama
    dalmak zorundayız.
  357. Çocuklarımın geleceği buna bağlı.
  358. Çocuklarımın çocuklarının
    geleceği buna bağlı.
  359. İster bilin ister bilmeyin,
  360. sizin çocuklarınız ve torunlarınızın da
  361. geleceği buna bağlı.
  362. Teşekkür ederim.

  363. (Alkış)