Turkish subtitles

← Bir tartışmayı nasıl kazanırsınız (ABD Yüksek Mahkemesi veya herhangi bir yerde)

Get Embed Code
26 Languages

Showing Revision 30 created 09/18/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. 14 yıl önce,
  2. ilk davamı savunmak için
    Yüksek Mahkemede yerimi aldım.
  3. Bu, herhangi bir dava değildi.
  4. Uzmanların, Yüksek Mahkemenin duyduğu
  5. en önemli davalardan bir tanesi
    şeklinde adlandırdıkları bir davaydı.
  6. Guantanamo'nun yasal olup olmadığı
    ve Cenevre Sözleşmeleri'nin
  7. terörle mücadelede uygulanıp
    uygulanmadığını dikkate alıyordu.
  8. 11 Eylül'deki korkunç saldırılardan sonra
    ele avuca sığmayan yıllardı.
  9. Yüksek Mahkemenin yedi tane
    Cumhuriyetçi atananı,
  10. iki tane de Demokrat atananı vardı
  11. ve şans eseri müvekkilim
    Osama Bin Laden'in şoförüydü.
  12. Bana muhalif olan kişi ise ABD Başsavcısı,
  13. Amerika'nın en iyi mahkeme avukatıydı.
  14. Otuz beş tane dava savunmuştu,
  15. ben ise 35 yaşında bile değildim.
  16. Her şey yeterince zor değilmiş ki
  17. Senato, ABD İç Savaşı'ndan beri
    ilk kez böyle bir şey yaparak
  18. davayı Yüksek Mahkemenin duruşma
    listesinden kaldıran yasa tasarısını
  19. İletişim uzmanları gerilim yaratmam

  20. ve size ne olduğunu söylememem
    gerektiğini söylüyor.
  21. Ama konu şu ki davayı biz kazandık.
  22. Peki nasıl?
  23. Bugün bir tartışmayı Yüksek Mahkemede
    veya herhangi bir yerde
  24. nasıl kazanacağımız hakkında konuşacağım.
  25. Bilinen bir görüş, kendinize güvenerek
    konuşmanız gerektiğidir.

  26. Bu şekilde ikna edebilirsiniz.
  27. Bence bu yanlış bir görüş.
  28. Bence kendine güvenmek
    ikna etmenin düşmanı.
  29. İkna etmek empatiyle, bir insanı
    tamamen anlamakla alakalı.
  30. TED'i TED yapan şey de bu,
  31. bu konuşmayı dinlemenizin sebebi de bu.
  32. Bu konuyu herhangi bir yayının
    sayfalarında da okuyabilirdiniz
  33. ama okumadınız.
  34. Yüksek Mahkeme davalarında da
    aynı şey geçerli,
  35. dava özetlerini sayfalara yazıyoruz
  36. ama aynı zamanda
    sözlü tartışmalar da yapıyoruz.
  37. Hakimlerin sadece sorular yazdığı
    ve sizin de cevaplar yazdığınız
  38. bir adalet sistemimiz yok.
  39. Neden mi?
  40. Çünkü tartışma etkileşimle alakalı.
  41. Ne yaptığımı ve bu derslerin nasıl
    genellenebilir olduğunu anlatmak için

  42. sizi perde arkasına götürmek istiyorum.
  43. Sadece mahkemede bir tartışmayı
    kazanmak için değil
  44. ama çok daha derin bir şey için.
  45. Açıkçası bu, alıştırma yapmayı içerecek
  46. ama herhangi bir alıştırma değil.
  47. Guantanamo için ilk
    alıştırma seansımda Harvard'a gittim
  48. ve o efsanevi profesörler
    beni soru yağmuruna tuttu.
  49. Her şeyi okumuş olmama ve milyon kere
    prova yapmış olmama rağmen
  50. kimseyi ikna edemiyordum.
  51. Savunmalarım yankı bile yapmıyordu.
  52. Çok çaresizdim,

  53. mümkün olan her şeyi yaptım,
  54. her kitabı okudum,
    milyon kere prova yaptım
  55. ve hiçbir işe yaradığı yoktu.
  56. Sonunda tesadüfen birisine rastladım,
  57. oyunculuk koçuydu, avukat bile değildi.
  58. Yüksek Mahkemeye hiç ayak basmamıştı.
  59. Bir gün dalgalı beyaz bir gömlek
    ve bolo kravatla ofisime geldi.
  60. Katlanmış kollarımla bana baktı
  61. ve "Bak Neal, bunun işe yarayacağını
  62. düşünmediğini söyleyebilirim
  63. ama sadece dediğimi yap.
  64. Bana savunmandan bahset." dedi.
  65. Not defterimi aldım

  66. ve savunmamı okumaya başladım.
  67. "Ne yapıyorsun?" dedi.
  68. "Sana savunmamdan bahsediyorum" dedim.
  69. "Savunman bir not defteri mi?" diye sordu.
  70. "Hayır ama savunmam
    not defterinde yazılı." dedim.
  71. "Neal, bana bak
    ve savunmandan bahset." dedi.
  72. Ben de öyle yaptım.
  73. Aniden fikirlerimin
    yankı yaptığını fark ettim.
  74. Başka bir insanla bağlantı kuruyordum
  75. ve ben konuşurken oluşmaya
    başlayan gülümsemeyi görebiliyordu.
  76. "Tamam Neal, şimdi savunmanı
    elimi tutarken yap." dedi.
  77. "Ne?" dedim.
  78. "Evet, elimi tut." dedi.
  79. Çaresizdim bu yüzden elini tuttum.
  80. "İşte bağlantı bu,
    ikna etmenin gücü bu." dedim.
  81. Bu, bana yardımcı oldu.

  82. Ama doğrusunu söylemek gerekirse
    savunma günü yaklaştıkça hala geriliyorum.
  83. Savunmanın kendini başka
    birinin yerine koymak
  84. ve empati yapmakla alakalı
    olduğunu bilmeme rağmen
  85. önce sağlam bir temele ihtiyacım vardı.
  86. Bu yüzden konfor alanımın
    dışına çıkarak bir şey yaptım.
  87. Mücevher taktım
    ama herhangi bir mücevher değil
  88. babamın savunmadan
    birkaç ay önceki vefatına kadar
  89. bütün hayatı boyunca
    taktığı bir bilezik taktım.
  90. Annemin bana uygun bir zaman için
    verdiği bir kravat taktım.
  91. Not defterimi çıkardım ve üstüne
    çocuklarımın ismini yazdım
  92. çünkü bunu yapıyor olmamın sebebi onlardı.
  93. Onlar için ülkeyi bulduğumdan
    daha iyi bir şekilde bırakmalıydım.
  94. Mahkemeye gittim ve sakindim.

  95. Bilezik, kravat, çocuklarımın ismi
  96. odaklanmamı sağladı.
  97. Tıpkı uçurumun ötesinden uzanan
    bir kaya tırmanıcısı gibi
  98. eğer sağlam bir desteğiniz
    varsa ulaşabilirsiniz.
  99. Tartışma ikna etmekle alakalı olduğu için

  100. duygulardan kaçınmam
    gerektiğini biliyordum.
  101. Duyguları açığa çıkarmak
    başarısızlık getirir.
  102. Bir e-postayı koyu renkle
    ve büyük harflerle yazmak gibi
  103. kimseyi ikna etmez.
  104. Bu sizinle, konuşmacıyla
    alakalı olan bir şey,
  105. dinleyici ya da alıcıyla alakalı değil.
  106. Bazı ortamlarda çözüm duygusal olmaktır.

  107. Ailenizle tartışıyorsunuz
  108. duygularınızı kullanıyorsunuz
    ve işe yarıyor.
  109. Neden mi?
  110. Çünkü aileniz sizi seviyor.
  111. Ama Yüksek Mahkemenin hakimleri
    sizi sevmiyor.
  112. Kendilerini duygularla ikna edilebilen
    insan tipi olarak düşünmeyi sevmiyorlar.
  113. Ben de, muhalifimin duygusal reaksiyon
    vermesine yol açmak için
  114. bir tuzak kurarak bu iç görüyü
    tersine tasarladım.
  115. Böylece hukukun istikrarlı
    ve sakin sesi olarak görülebilirdim.
  116. Bu işe yaradı.
  117. Guantanamo mahkemelerinin düştüğünü
    ve kazandığımızı öğrenmek için

  118. mahkeme salonunda
    oturduğumu hatırlıyorum.
  119. Adliyenin basamaklarından inerek
    çıktığımda bir basın fırtınası vardı.
  120. Beş yüz kamera vardı ve hepsi bana,
  121. "Karar ne anlama geliyor? Ne söylüyor?"
    diye soruyorlardı.
  122. Karar 185 sayfa uzunluğundaydı
  123. ve okumak için zamanım olmadı,
    kimsenin zamanı olmadı.
  124. Ama ne anlama geldiğini biliyordum.
  125. Mahkeme basamaklarında dediğim şey şuydu:

  126. "Burada olan şey şu:
  127. En düşüğün en düşüğüne sahipsiniz,
  128. bin Laden'in şoförü olmakla
    suçlanan bu adam
  129. etrafımızdaki en korkunç
    adamlardan birisi.
  130. Sadece herhangi birine dava açmadı
  131. ama aslında millete,
    dünyanın en güçlü adamına
  132. Amerika Birleşik Devletleri'nin
    başkanına dava açtı.
  133. Davası bir çeşit uyduruk
    trafik mahkemesinde değil
  134. ülkedeki en yüksek mahkemede,
  135. Amerika Birleşik Devletleri'nin
    Yüksek Mahkemesinde görüldü
  136. ve davayı kazandı.
  137. Bu, bu ülke için dikkate değer bir şey.
  138. Diğer birçok ülkede
  139. bu şoför muhtemelen sadece
    dava açtığı için vurulurdu.
  140. Benim için daha da fazlası,
    avukatı da vurulurdu.
  141. Ama Amerika'yı farklı yapan şey bu,
  142. Amerika'yı özel yapan şey bu."
  143. Bu karar sayesinde
  144. Cenevre Sözleşmeleri
    terörle mücadele için uygulanıyor.
  145. Bu da dünya çapında
    hayalet hapishanelerin son bulması,
  146. suyla boğma işkencesinin son bulması
  147. ve o Guantanamo askeri mahkemelerin
    son bulması anlamına geliyor.
  148. Düzenli olarak kanıt toplayarak
  149. ve hakimleri tamamen anlayarak
  150. abartısız bir şekilde
    dünyayı değiştirebildik.
  151. Kulağa kolay geliyor, değil mi?

  152. Çok fazla alıştırma yapabilirsiniz,
  153. duygularınızı göstermekten
    kaçınabilirsiniz
  154. ve siz de her tartışmayı kazanabilirsiniz.
  155. Üzülerek söylüyorum ki
    o kadar basit değil,
  156. stratejilerim dört dörtlük değil
  157. ve herkesten daha çok
    Yüksek Mahkeme davası kazanırken
  158. çok fazla şey de kaybettim.
  159. Aslında Donal Trump başkanlığa
    seçildikten sonra

  160. anayasa gereği korkmuş bir
    şekilde konuşuyordum.
  161. Lütfen anlayın bu, Sol'a karşı Sağ
  162. ya da onun gibi bir şeyle alakalı değil.
  163. Bu konuda konuşmak için
    için burada değilim.
  164. Ama yeni başkanın
    göreve başladığı ilk hafta
  165. havalimanlarında oluşan
    o sahneleri hatırlarsınız.
  166. Başkan Trump, bir seçim kampanyası
    vaadi vererek şöyle demişti:
  167. "Ben, Donald J. Trump,
    Amerika'ya olan Müslüman göçlerinin
  168. tamamen durdurulmasını sağlayacağım."
  169. Aynı zamanda "Bence İslam bizden
    nefret ediyor." demişti.
  170. Nüfusunun büyük bir
    çoğunluğu Müslüman olan
  171. yedi ülkeden gelen göçleri yasaklayarak
    bu sözünü yerine getirdi.
  172. Hukuki ekibim ve diğerleri
    mahkemeye gitti ve dava açtı.
  173. İlk seyahat yasağını kaldırttılar.
  174. Trump yeniden yasak getirdi.
  175. Tekrar mahkemeye gittik
    ve yine yasağı kaldırttık.
  176. Trump yine yasak getirdi
  177. ve bu sefer Kuzey Kore'yi de
    ekleyerek yasağı değiştirdi.
  178. Çünkü hepimiz Amerika'nın
  179. Kuzey Kore'yle büyük bir göç
    problemi olduğunu biliyoruz.
  180. Ama bu, avukatlarının
    Yüksek Mahkemeye gidip
  181. "Görüyorsunuz bu Müslümanlara
    karşı yapılan ayırımcılık değil,
  182. diğer insanları da içeriyor."
    demelerine olanak sağladı.
  183. Buna müthiş bir cevabımız
    olduğunu düşündüm.

  184. Sizi detaylarla sıkmayacağım
  185. ama biz davayı kaybettik,
  186. 5'e 4 oyla.
  187. Yıkılmıştım, ikna etme güçlerimin
    azaldığından endişelenmiştim.
  188. Sonra iki şey oldu.

  189. Birincisinde,
  190. Yüksek Mahkemenin Japon Amerikalıların
    enterne edilmesini tartışan
  191. seyahat yasağı görüşünden
    bir kısım gözüme ilişti.
  192. Bu, 100 binin üzerinde
    Japon Amerikalının
  193. kamplarda enterne edildiği
    tarihimizdeki korkunç bir andı.
  194. Bu plana karşı çıkan gözde insanım
  195. Washington Üniversitesi öğrencisi
    olan Gordon Hirabayashi'ydi.
  196. "Bak, ilk kez yakalanıyorsun,
    eve gidebilirsin" diyen FBI'a teslim oldu.
  197. Gordon "Hayır, ben bir Kuveykırım,
  198. adaletsiz kanunlara direnmeliyim." dedi.
  199. Onu tutukladılar ve mahkum edildi.
  200. Gordon'nun davası
    Yüksek Mahkemede görüldü
  201. ve yine sahip olduğunuz

  202. herhangi bir beklenti duygusunu
    yok ederek o şeyi yapacağım
  203. ve size ne olduğunu anlatacağım.
  204. Gordon kaybetti
  205. ama basit bir sebep yüzünden kaybetti.
  206. Devletin en iyi
    mahkeme avukatı olan Başsavcı,
  207. Yüksek Mahkemeye, Japon Amerikalıların
    enterne edilmesinin
  208. askeri gerekliliklerden dolayı makul
    olduğunu söylediği için Gordon kaybetti.
  209. Bu kadardı,
  210. kendi ekibi Japon Amerikanların
    enterne edilmesine
  211. gerek olmadığını açığa çıkarmasına rağmen
  212. FBI ve istihbarat teşkilatı,
  213. Başsavcının dediklerine inandı.
  214. Aslında söylenenler ırksal
    ön yargıyla güdülenmişti.
  215. Ekibi Başsavcıya yalvardı,
  216. "Doğruyu söyle,
    kanıtları ortadan kaldırma."
  217. Peki Başsavcı ne yaptı?
  218. Hiçbir şey.
  219. Mahkemeye gitti ve "askeri gereklilikler"
    hikayesini anlattı
  220. ve mahkeme Gordon'ın hükmünü onayladı.
  221. Ertesi yıl, Fred Korematsu'nun
    enterne edilmesini onayladı.
  222. Neden bunun hakkında düşünüyordum?

  223. Çünkü neredeyse 70 yıl sonra,
  224. aynı ofise, Başsavcılığa gittim.
  225. Japonların enterne edilmeleri davalarında
  226. devletin gerçekleri yanlış
    beyan ettiğini söyleyerek
  227. doğruları açıkladım.
  228. Yüksek Mahkemenin seyahat yasağı
    görüşünü düşündükçe
  229. bir şey fark ettim.
  230. Yüksek Mahkeme o görüşte,
  231. Korematsu davasında yetkisini kullanarak
    kararı iptal etmek için çaba harcamıştı.
  232. Japonların enterne edilmesinin
    yanlış olduğunu söyleyen
  233. artık sadece Adalet Bakanlığı değildi,
  234. Yüksek Mahkeme de öyle olduğunu söyledi.
  235. Bu, tartışmalar için önemli
    bir ders, zamanlama.

  236. Hepinizin tartışırken kullandığı
    önemli bir kozu vardır.
  237. Tartışmalarınızı ne zaman yapıyorsunuz?
  238. Sadece doğru tartışmaya ihtiyacınız yok,
  239. doğru tartışmaya
    doğru zamanda ihtiyacınız var.
  240. Ne zaman dinleyicileriniz,
    eşiniz, patronunuz, çocuğunuz
  241. en anlayışlı zamanında olacak?
  242. Bazen tamamen kontrolünüzden çıkar.

  243. Gecikmenin çok kapsamlı bedelleri var.
  244. Bu yüzden gidip
    mücadele etmeniz gerekiyordur
  245. ve tıpkı benim gibi yanlış bir
    zamanlama yakalayabilirsiniz.
  246. Seyahat yasağında düşündüğümüz şey buydu.
  247. Gördüğünüz üzere
  248. bunun için Başkan Trump'ın
    döneminde henüz erkendi.
  249. ve Yüksek Mahkeme, Trump'ın imzasını
    iptal etme girişimi için hazır değildi.
  250. Tıpkı FDR'nin Japon Amerikalı enternesini
    iptal etmeye hazır olmadıkları gibi.
  251. Bazen sadece risk almanız gerekir.
  252. Ama kaybettiğinizde çok acı vericidir
  253. ve sabretmek gerçekten zordur.
  254. Ama bu bana aldığım
    ikinci dersi hatırlatıyor.

  255. Suçsuzluğu kanıtlama sonradan gelişse bile
  256. savaşmanın ne kadar önemli
    olduğunu fark ettim
  257. çünkü ilham veriyor, eğitiyor.
  258. Ann Coulter'ın Müslüman yasağıyla alakalı
    yazdığı bir köşe yazısını okumuştum.

  259. Dediği şey şuydu:
  260. "Trump karşıtu tartışan
    birinci kuşak bir Amerikalı vardı,
  261. ismi Neal Katyal.
  262. Amerika'dan nefret eden
    birçok onuncu kuşak var.
  263. Tartışmak için bir tanesini
    bile bulamadınız,
  264. ülkemizi toplu göçlerle yok mu etmeliyiz?
  265. Bu, duygunun, iyi bir tartışma
    için lanetli olan bir şeyin,
  266. benim için önemli olduğu andı.
  267. Beni geri döndürmek için duyguyu
    mahkeme salonunun dışına çıkardı.
  268. Coulter'ın yazdıklarını
    okuduğumda sinirlendim.

  269. Birinci kuşak Amerikalı olmanın beni
    yetersiz kılacağı fikrine karşı çıkıyorum.
  270. Toplu göçlerin bu ülkenin sonunu
    getireceği fikrine karşı çıkıyorum.
  271. Bunun yerine toplu göçleri bu ülkenin
    inşa edildiği bir kaya olarak görüyorum.
  272. Coulter'ın yazdıklarını okuduğumda

  273. geçmişimdeki birçok şey hakkında düşündüm.
  274. Hindistan'dan buraya
  275. cebinde 8 dolarla gelen
    ve siyahi tuvaletini mi
  276. yoksa beyazların tuvaletini mi
    kullanacağını bilmeyen babamı düşündüm.
  277. Kesimhanedeki ilk iş teklifini düşündüm.
  278. Bir Hindu için güzel bir iş değil.
  279. Başka bir Hint aileyle
    Chicago'da bir mahalleye
  280. nasıl ve ne zaman taşındığımızı düşündüm
  281. ve o ailenin çimenliklerinde
    yanmış bir haç vardı.
  282. Çünkü ırkçılar, Afrikalı Amerikalıları
  283. ve Hinduları ayırt etmede
    pek de iyi değillerdi.
  284. Guantanamo süresince
  285. Müslüman sever olduğum için
  286. aldığım nefret postalarını düşündüm.
  287. Yine ırkçılar, Hindular
  288. ve Müslümanlar arasındaki
    farkları bilmede iyi değiller.
  289. Ann Coulter, bir göçmenin çocuğu
    olmanın zayıflık olduğunu düşündü.

  290. Son derece haksızdı.
  291. Bu, benim gücüm
  292. çünkü Amerika'nın neyi temsil etmesi
    gerektiğini biliyordum.
  293. Amerika'da,
  294. benim, cebinde 8 dolarla buraya
    gelen bir adamın çocuğunun,
  295. Amerika Birleşik Devletleri
    Yüksek Mahkemesinde
  296. Osama Bin Laden'in şoförü gibi
  297. nefret edilen bir yabancı
    adına durabileceğini
  298. ve kazanabileceğini biliyordum.
  299. Bu bana davayı kaybetmiş olmama rağmen

  300. Müslüman yasağı konusunda da
    haklı olduğumu fark ettirdi.
  301. Mahkeme ne karar verirse versin
  302. göçmenlerin bu ülkeyi güçlendirdiği
    gerçeğini değiştiremediler.
  303. Aslında birçok anlamda en çok
    göçmenler bu ülkeyi seviyor.
  304. Ann Coulter'ın yazdıklarını okuduğumda
  305. Anayasamızın şanlı sözlerini düşündüm,
  306. Anayasanın Birinci Ek Maddesi'ni.
  307. "Kongre, dini bir kuruma ilişkin
    herhangi bir yasa yapmayacaktır."
  308. Milli inançlarımızı düşündüm.
  309. "E plurbis unum."
  310. "Birçok şeyden meydana gelen tek şey."
  311. Her şeyden önemlisi

  312. tamamen bir tartışmayı
    kaybetmenin tek yolunun
  313. vazgeçmek olduğunu fark ettim.
  314. ABD Kongresinin davasına katıldım
    ve Başkan Trump'ın
  315. nüfus sayımına vatandaşlık sorusunu
    eklemesine karşı çıktım.
  316. Büyük çıkarımları olan bir karardı.
  317. Oldukça zor bir davaydı.
  318. Birçok insan kaybedeceğimizi düşündü.
  319. Ama davayı kazandık,
  320. 5'e 4 oyla.
  321. Yüksek Mahkeme,
  322. Başkan Trump ve kabine sözcüsünün
    yalan söylediğini açıkladı.
  323. Ayağa kalktım ve tekrar savaşa katıldım,

  324. umarım her biriniz de kendi
    yöntemlerinizle böyle yaparsınız.
  325. Ayağa kalkıyorum
  326. çünkü iyi tartışmaların sonunda
    galip geldiğine inanıyorum.
  327. Adaletin yayı uzun
  328. ve sıklıkla yavaşça geriliyor
  329. ama biz onu gerdiğimiz sürece geriliyor.
  330. Sorunun her tartışmayı
    nasıl kazanacağınız olduğunu değil,
  331. kaybettiğinizde nasıl ayağa kalkacağınız
    olduğunu fark ettim.
  332. Çünkü nihayetinde
    iyi savunmalar galip çıkacak.
  333. İyi bir savunma yaparsanız
  334. bu, daha çok dayanmanızı,
  335. temelinizin ötesine uzanmanızı
  336. gelecek zihinlere ulaşmanızı
    sağlayan güce sahip.
  337. Bütün bu anlattıklarımın
    önemli olmasının sebebi de bu.

  338. Sırf kazanmış olmak için bir tartışmayı
    nasıl kazanacağınızdan bahsetmiyorum.
  339. Bu, bir oyun değil.
  340. Bunu size anlatıyorum
    çünkü şimdi kazanmasanız bile
  341. eğer iyi bir savunma yaparsanız
    tarih sizi haklı çıkaracak.
  342. Her zaman o oyunculuk koçunu düşünüyorum

  343. ve tuttuğum elin
  344. aslında adaletin eli olduğunu
    fark etmeye başladım.
  345. Uzatılan el sizin için de gelecek.
  346. Bir kenara itmek ya da onu
    tutmaya devam etmek size kalmış.
  347. Dinlediğiniz için çok teşekkürler.