Turkish subtitles

← Dolly Parton bana nasıl yol gösterdi

Bir hikayeyi nasıl bitirirsiniz? "Radiolab"ın sunucusu Jad Abumrad, bir cevap arayışının onu Tennessee dağlarına nasıl götürdüğünü anlatıyor -- ve burada bilge öğretmeni Dolly Parton'la tanışmasını.

Get Embed Code
27 Languages

Showing Revision 29 created 07/24/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. Size bir gazeteci olarak anlam
    arayışımdan ve onu bulmamda
  2. Dolly Parton'ın bana nasıl yardım
    ettiğinden bahsetmek istiyorum.
  3. Neredeyse 20 yıldır
    sesli hikayeler anlatıyorum,

  4. önce radyoda, daha sonra podcastlerle.
  5. 2002'de "Radiolab" isimli
    programa başladığımda
  6. yapacağımız hikâyelendirmenin özü şuydu:
  7. Birini getirecektik--
  8. (Ses) Steven Strogatz:
    Doğadaki en hipnotik

  9. ve büyüleyici gösterilerinden biriydi
  10. çünkü şunu unutmamalısınız ki
    tamamen sessizlik hakim.
  11. Jad Abumrad: Tıpkı matematikçi
    Steve Strogatz gibi

  12. ve o bir resim tasvir edecekti.
  13. SS: Düşünün bir.
    Thailand'da ormanın izbe köşelerinde

  14. bir nehir kenarı var.
  15. Siz bir kanodasınız,
    nehirde ilerliyorsunuz.
  16. Hiç ses yok,
  17. belki nadiren
    egzotik kuş sesleri falan.
  18. JA: Steve'le hayali bir kanodasınız

  19. ve havada milyonlarca ateş böceği var.
  20. Ve gördüğünüz şey rastgele
    yıldızlı bir gece etkisi gibi bir şey.
  21. Çünkü bütün ateş böcekleri
    farklı aralıklarla yanıp sönüyor.
  22. Beklentiniz bu yönde olurdu.
  23. Fakat Steve'e göre burada,
  24. hiçbir bilim insanının
    tamamen açıklayamayacağı--
  25. SS: Whoop.

  26. Whoop.
  27. Whoop.
  28. Binlerce ışık senkronize bir şekilde
    yanıyor ve sönüyor.
  29. (Müzik ve elektrik sesleri)

  30. JA: Ve işte tam bu anlarda

  31. genellikle az önce yaptığım gibi
    güzel bir müzik koyarım
  32. ve siz de daha sıcak
    hissetmeye başlarsınız.
  33. Bilimden aşina olduğumuz,
  34. baş ve göğsünüzde toplanıp
  35. vücudunuza yayılan bir his.
  36. Büyülenme hissi.
  37. 2002'de 2010'a kadar
    bunun gibi yüzlerce hikâye anlattım.

  38. Bilimsel, nörobilimsel kafayı, beyni yoran
  39. her zaman o büyüleyici
    hissi doğuran hikayelerdi.
  40. İnsanlara büyüleyici anlar yaşatmayı
  41. işim olarak benimsemeye başladım.
  42. Kulağa şöyle geliyordu:
  43. (Farklı sesler) "Huh!" "Wow!" "Wow!"

  44. "Bu inanılmaz."
  45. "Whoa!" "Wow!"
  46. JA: Ancak bu hikâyelerden
    sıkılmaya başladım.

  47. Yani kısmen, tekrara düşmekten.
  48. Hatırlıyorum da bir gün
    bilgisayarda oturmuş,
  49. bir nöron sesi yapıyordum.
  50. (Çıtırtı sesi)

  51. Biraz beyaz gürültüyü al,
    karıştır, yapması çok kolay.

  52. Kendi kendime şöyle düşündüm,
    "Bu sesi 25 kez yaptım."
  53. Bundan da fazlası vardı--
  54. bu hikayelerde ortak bir yol vardı.
  55. Bilimsel gerçeğin yolunu izleyip
  56. büyülenmeye varıyordunuz.
  57. Beni yanlış anlamayın, bilimi severim.

  58. Ailem savaşın parçaladığı
    bir ülkeden göçtü,
  59. Amerika'ya geldi.
  60. ve bilim, onları en iyi tanımlayan şeydi.
  61. Bu onlardan bana da geçti.
  62. Fakat bilimden meraka bu basit geçişte
  63. bir sıkıntı vardı,
  64. bana yanlış gelmeye başlamıştı.
  65. Hikayenin alabileceği tek yol bu mu?
  66. 2012'de,

  67. beni şöyle düşündüren bir
    sürü hikayeyle karşılaştım: "Hayır."
  68. Özellikle bir hikâyede,
  69. Laos dağlarında,
    kendisine ve köylülere karşı
  70. kullanılan kimyasal silahları
  71. anlatan biriyle görüştük.
  72. Batılı bilim insanları oraya gitmiş,
  73. kimyasal silahları ölçmüşler,
    hiçbir şey bulamamışlar.
  74. Bu adamla bu konuda konuştuk,
  75. bilim insanları yanılıyor, dedi.
  76. "Ama test yaptılar", dedik.
  77. "Umrumda değil,
    bana ne olduğunun farkındayım." dedi.
  78. Bu konu üzerine gittik geldik,
    gittik geldik
  79. ve uzun lafın kısası,
  80. röportaj gözyaşlarıyla son buldu.
  81. Berbat...
  82. Berbat hissettim.
  83. Bilimsel gerçekle acı çeken
    birine vurmuş gibi.
  84. Bu hiçbir şeyi iyileştirmeyecekti.
  85. Belki de gerçeği bulmak için
    bilime fazla güveniyordum.
  86. Ve o anda sanki
  87. odada birçok gerçek varmış,
    ama biz sadece
  88. bir tanesini arıyormuşuz gibi hissettim.
  89. "Bu konuda daha iyi olmalıyım."
    diye düşündüm.
  90. Ve sonraki 8 yılda,

  91. kendimi gerçeklerin çarpıştığı
    hikayeler yapmaya adadım.
  92. Rıza politikası hakkında hikayeler yaptık.
  93. Anlattıkları uyuşmayan, hayatta kalanların
  94. ve faillerin görüşünü
    duyduğunuz hikayeler.
  95. Irk hakkında hikayeler yaptık.
  96. Siyahi erkeklerin sistemli
    jürilerden atıldığı
  97. ve buna engel olması
    gereken kuralların işleri
  98. daha berbat ettiğiyle ilgili hikayeler.
  99. Terörle mücadele hakkında hikayeler,
    Guantanamo tutukluları,
  100. her şeyin tartışıldığı,
  101. yapılacak tek şeyin anlamaya
    çabalamak olduğu hikâyeler.
  102. Bu çaba, bir yerde önemli hâle geldi.
  103. "Belki de işim budur"diye
    düşünmeye başladım.
  104. İnsanları çabalamaya itmek.
  105. Kulağa şöyle geliyordu:
  106. (Farklı sesler) "Fakat ben--ben, yani--"

  107. " Ben--" (İç çekiş)

  108. "Şöyle ki, bu yüzden, şey"

  109. "O, yani, ben--"

  110. "Yani-- Hay Allah! -- ben--" (İç çekiş)

  111. JA: Bu iç çekiş işte,

  112. Bunu her hikayede duymak istiyordum.
  113. Çünkü o ses bi yerde
    şu anımızdır, değil mi?
  114. Gerçeğin artık sadece bi dizi
    olayın yakalanmasıyla oluşan
  115. bir dünyada yaşamıyoruz.
  116. Bu bir süreç halini aldı.
  117. Bir isim olmaktan çıkıp bir eylem oldu.
  118. Peki hikayeyi nasıl bitirirsiniz?
  119. Sürekli aynı şeyler oldu,
    bir hikaye anlatıyorduk,
  120. lafı çeviriyorduk, iki farklı bakış açısı
  121. ve sonuna gelirdiniz ve şey --
  122. Hayır, izin verin.
  123. Sonunda ne söylerdim?
  124. Aman Tanrm.
  125. Ne söyler -- Hikâyeyi nasıl bitirirdiniz?
  126. Sonsuza dek mutlu yaşadılar denmez
  127. çünkü gerçekçi değil.
  128. Aynı zamanda,
  129. eğer insanları öylece
    bi yerde bırakırsanız,
  130. "Neden bunu dinledim ki şimdi?"
  131. Başka bir hareket yapmam
    gerekiyor gibi hissettim.
  132. Çabanın ötesinde bir yol olmalıydı.
  133. İşte bu, beni Dolly'ye götürdü.

  134. Ya da burada,
    Güney'deki adıyla Aziz Dolly.
  135. Geçen yıl "Dolly Parton'ın Amerikası"
    adlı dokuz bölümlük diziyi yaparken
  136. yaşadığım küçük bir epifani anımdan
    bahsetmek istiyorum.
  137. Benim için bir kalkış noktasıydı,
  138. fakat Dolly'nin bu problemi çözmede
    bana yardım edeceğine dair
  139. içimde bir his vardı.
  140. Temel his şuydu:

  141. Dolly'nin konserine gidersin,
  142. Kamyoncu şapkalı adamlarla,
    elbiseli adamlar yan yana,
  143. Demokratlar, Cumhuriyetçilerle yan yana,
  144. el ele tutuşan kadınlar,
  145. her çeşit insanı iç içe görürsünüz.
  146. Birbirinden nefret ettiği
    söylenen insanlar
  147. orada beraber şarkı söylüyorlardı.
  148. O Amerika'da böyle
    eşsiz bir mekan yarattı
  149. ve bunu nasıl yaptığını bilmek istiyordum.
  150. Dolly ile iki farklı kıtada
    12 kez röportaj yaptım.

  151. Bütün röportajlara şöyle başladı:
  152. (Ses) Dolly Parton:
    Sormak istediğin her şeyi sor

  153. ve ben de duymak istediğin
    şeyi söyleyeyim.
  154. (Gülüşmeler)

  155. JA: O, inkâr edilemez bir doğa gücü.

  156. Ama karşılaştığım sorun şuydu ki,
  157. dizi hakkında bir kibrim vardı ki
  158. ruhumu daraltıyordu.
  159. Dolly'nin Güney'le ilgili çok şarkısı var.
  160. Diskografisine bakacak olursanız
  161. ardı ardına Tennessee
    şarkıları duyarsınız.
  162. (Müzik) DP: (Farklı şarkılar çalıyor)
    Tennessee, Tennessee

  163. Tennessee'yi özledim.
  164. Sürekli kafamda Tennessee'ye özlemim var.
  165. Tennessee.
  166. JA: "Tennessee Dağ Evi,"
    "Tennessee Dağı Anıları."

  167. Ben Tennessee'de büyüdüm
  168. ve orayı hiç özlemiyorum.
  169. İntihar saldırılarının icat edildiği
    yerden gelen
  170. sıska Arap çocuktum.
  171. Odamda çok zaman geçirdim.
  172. Nashville'den ayrıldığımda...
  173. ayrıldım.
  174. Dollywood'da, bir replikanın

  175. Tennessee Dağ Evi'nin replikasının önünde
    durduğumu hatırlıyorum.
  176. Etrafımdaki herkes ağlıyordu.
  177. Bu bir dekor.
  178. Neden ağlıyorsunuz ki?
  179. Neden bu kadar duygusallaştıklarını
    anlamamıştım.
  180. Özellikle de Güney'le ilişkimi düşününce.
  181. Bu konuda panik ataklar yaşamaya başladım.
  182. "Bu proje için doğru kişi
    ben değil miyim?"
  183. Fakat sonra...

  184. kaderin cilvesi.
  185. Bu adamla tanıştık, Bryan Seaver,
  186. Dolly'nin yeğeni ve koruması.
  187. Bir hevesle beni ve yapımcı
    Shima Oliaee'yi arabayla
  188. Dollywood'dan dışarıya,
  189. dağların ardına,
  190. 20 dakika kadar dağlara çıkıp
  191. dar bir toprak yola inerek
  192. "Game of Thrones"tan fırlamış
    dev ağaç geçitlerden geçerek
  193. gerçek Tennessee Dağ Evi'ne getirdi.
  194. Fakat gerçek mekan.
  195. Valhalla.
  196. Gerçek Tennessee Dağ Evi.
  197. Ve bunun puanını Wagner'a yazacağım.

  198. Çünkü anlamalısınız ki
  199. Tennessee'de
  200. Tennessee Dağ Evi,
    kutsal topraklar gibidir.
  201. Çimenlerin üzerinde

  202. Piegon Nehri'nin dibinde
    durduğumu hatırlıyorum.
  203. Kelebekler havada uçuşuyordu
  204. ve kendi büyülenme anımı yakaladım.
  205. Dolly'nin Tennessee Dağ Evi
  206. babamın Lübnan'ın dağlarındaki
    evine benziyordu.
  207. Dolly'nin evi tıpkı
    terk ettiğim o yere benziyordu.

  208. Ve bu basit olay babamla,
    daha önce hiç konuşmadığım
  209. evini terk etmenin acısını
  210. ve Dolly'nin müziğinin onun için anlamını
  211. konuşmaya itti.
  212. Sonra Dolly'le konuştum.
    Şarkılarının göçmen müziği
  213. olduğunu söyledi.
  214. Hatta o klasik şarkı bile,
  215. "Tennessee Dağ Evi,"
    eğer dinleyecek olursanız --
  216. (Dolly Parton "Tennessee Mountain Home")

  217. "Evimin önünde bir yaz günü oturuyorum.
  218. İki ayağı üzerinde bir sandalye,
  219. duvara yaslanmış."
  220. Çoktan bittiğini bildiğiniz bir anı
    yakalamakla ilgili.

  221. Fakat bir şekilde hayal edebilirseniz
  222. belki o yerde dondurabilirsiniz.
  223. Geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış.
  224. İşte bu göçmen deneyimi.
  225. İşte bu basit düşünce,
    bana milyonlarca konuşma sağladı.

  226. Müzikologlarla taşra müziği hakkında
    bütünüyle konuşmaya başladım.
  227. Bu müzik çeşidi bana,
  228. geldiğim yerle alakasız
  229. müzik aletleri ve stilleriyle yapılmış,
  230. doğrudan Orta Doğu'danmış gibi geliyordu.
  231. Aslına bakarsanız, şimdiki Lübnan'dan
    Doğu Tennessee'deki dağlara kadar
  232. ticaret yolları varmış.
  233. Şunu söyleyebilirim, orada
    öyle durmuş evine bakarken

  234. ilk defa Tennesseeli gibi hissettim.
  235. Sahiden öyle.
  236. Ve bu sadece bi kerelik değildi,

  237. Tekrar tekrar
  238. Dolly beni dünyaya yaptığım
    basit kategorilerin
  239. ötesine gitmeye zorluyordu.
  240. Onun Porter Wagoner ile
    olan yedi yıllık ortaklığından
  241. konuştuğumuzu hatırlıyorum.
  242. 1967'de, onun grubuna katılır,
    Porter taşra müziğindeki en büyüktür.
  243. Dolly yedek bir şarkıcı, hiç kimsedir.
  244. Kısa sürede, Dolly çok ünlenir,
  245. Porter kıskanır
  246. ve Dolly ayrılmak istediğinde ona
  247. üç milyon dolarlık dava açar.
  248. Porter Wagoner'ı
    Dolly'yi geride tutmaya çalışan,
  249. klasik, ataerkil bir hıyar demek
  250. basit olurdu.
  251. Fakat ne zaman bu konuya değinsem...
  252. hadi ama.
  253. (Ses) Videolarda kollarını etrafına
    dolamış bir adam.

  254. Ortada bir güç olduğuna şüphe yok.
  255. DP: Kesinlikle daha karışık bir durum bu.

  256. Yani bir düşünün.
  257. Yıllarca o şov onundu,
  258. gösterisi için bana ihtiyacı yoktu.
  259. Benim öyle olmamı beklemiyordu da.
  260. Ben ciddi bir göstericiydim
    ve o bunu bilmiyordu.
  261. Birçok hayalim olduğunu bilmiyordu.
  262. JA: Aslında, bana sürekli şöyle dedi,

  263. "Hikâyeme sakın
    bu saçma görüşünü koyma
  264. çünkü gerçek öyle değildi."
  265. Evet, bir güç vardı
    fakat sadece ondan ibaret değildi.
  266. Bunu böyle özetleyemezsin."
  267. Tamam, bir uzaklaşalım.

  268. Bundan ne çıkarırım ben?
  269. Bence burada bir yol, bir ipucu var.
  270. Gazeteciler olarak farklılığı severiz.
  271. Farklılığa takılmayı severiz.
  272. Ama gün geçtikçe bu çetrefilli dünyada
  273. bu farklılıklar arasında köprü
    olmamız gerek.
  274. Ancak bunu nasıl yaparsınız?
  275. Bana göre şimdi cevap basit.

  276. Bu farklılıkları sorgularsınız,
  277. Tutabildiğiniz kadar tutarsınız,
  278. ta ki, tıpkı o dağdaki gibi,
  279. bir şey olur,
  280. bir şey kendini belli eder.
  281. Hikaye farklılıkla bitemez.
  282. Bir mucizeyle bitmeli.
  283. Dağdaki yolculuğumdan geri döndüğümde

  284. bir arkadaşım bu fikre
    isim veren bir kitap verdi.
  285. Piskoterapide, üçüncü diye
    adlandırılan bir şey var.
  286. Kabaca şöyle bir şey.
  287. Tipik olarak kendimizi özerk
    bireyler olarak görürüz.
  288. Ben sana bir şey yaparım,
    sen de bana.
  289. Fakat bu teoriye göre,
    iki kişi bir araya gelip
  290. birbirlerini aynı yolda görmeye
  291. bağlı kalırlarsa
  292. yeni bir şey üretiyorlar.
  293. İlişkileri olan yeni bir bütün.
  294. Dolly'nin konserleri kültürel
    üçüncü mekan olarak düşünebilirsiniz.
  295. Dinleyicileri arasındaki
    farklılıklara bakışını,
  296. dinleyicilerin ona bakışı
  297. mekandaki manevi havayı yaratıyor.
  298. Ve sanırım şimdi benim sıram.

  299. Bir gazeteci,
  300. bir hikaye anlatıcısı,
  301. sadece bir Amerikalı,
  302. bir ülkede yaşamaya çabalayan biri olarak
  303. anlattığım her hikaye üçüncüde bitmeli.
  304. Farklı düşündüğümüz şeylerin
  305. yeni bir şey oluşturduğu yerde.
  306. Teşekkürler.