YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← The Internet's Own Boy: The Story of Aaron Swartz

Get Embed Code
43 Languages

Showing Revision 1 created 07/08/2014 by ismail.dinc00.

  1. Çeviri&Senkronizasyon:
    Umutcan ÖNER
    @redlinetheturk

  2. Telif haklarý, sansür, devlet
    gözetimi, özgür yazýlým
  3. ve benzeri konular için:
    korsanparti.org , @korsanparti
  4. Adil olmayan yasalar mevcuttur;
  5. Onlara itaat etmekle mi yetinelim,
  6. Deđiţtirmek için mücadele edip,
    deđiţene dek itaat mi edelim,
  7. yoksa bir an evvel ihlal mi edelim?
  8. Sosyal bir haber ve eđlence sitesi Reddit'in kurucularýndan
    biri ölü bulundu.
  9. Kendini öyle görmüyor da olsa,
    kesinlikle bir dahi idi.
  10. Ýţ kurmak ve para kazanmak onu hiç heyecanlandýrmazdý.
  11. Aaron Swartz'ýn dođduđu kasaba
    Highland Park'a derin bir yas hakim.
  12. Ýnternet'in en parlak ýţýklarýndan
    birine sevenleri son bir veda etmekte.
  13. ...ve bilgisayar aktivistleri matem tutmakta...
  14. ...tanýyanlarýn ifadesiyle "Ţaţýrtýcý bir deha"...
  15. O'nu devlet öldürdü. MIT ise temel prensiplerinin
    tamamýna ihanet etti.
  16. ...Ýbret olsun diye O'nu cezalandýrdýlar...
  17. Devletlerin doymak bilmeyen bir
    kontrol iţtahý vardýr.
  18. 35 yýl hapis ve bir milyon dolarlýk
    bir ceza ile karţý karţýyaydý.
  19. Savcýlýđýn tutumu hevesli hatta
    görevi suistimal etmekte.
  20. Konuyu inceleyip bir
    sonuca varabildiniz mi?
  21. Büyürken farkettim ki, etrafýmýzda
    vuku bulan ţeylerin dođal
  22. olduđunun, insanlarýn dođaldýr, hep
    bu ţekilde olacaktýr yaklaţýmýnýn
  23. yanlýţ olduđunu, dođal falan olmadýđýný,
    bazý ţeylerin deđiţebileceđini;
  24. daha önemlisi bazý yanlýţ ţeylerin
    deđiţmesi gerekliliđiydi.
  25. Bu farkýndalýđýn geri dönüţü yoktu.
  26. Hikaye anlatma saatine hoţgeldiniz.
  27. Kitabýn adý "Paddington at the Fair"
  28. [Babasý] Aaron, Higland Park'ta
    dođdu ve burada büyüdü.
  29. Her biri sýradýţý zeki
    üç kardeţten biriydi.
  30. Hiç birimiz o uslu çocuklardan deđildik. Sürekli
    koţuţturan yaramaz üç ođlan çocuđu.
  31. Ama farkediyorum ki, Aaron, öđrenmeyi
    çok genç yaţta öđrenmiţti.
  32. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10.
  33. -Tak tak. -Kim o? -Aaron.
    -Hangi Aaron? -Aaron Komikadam
  34. Ne istediđini hep bilirdi. Ýstediđini hep yapmalýydý. Ýstediđini
    hep yapardý.
  35. Meraký, sýnýrsýzdý. ...Burada
    da gezegenleri gösteren
  36. küçük bir resim var. Her bir
    gezegenin sembolleri var...
  37. Bir keresinde Susan'a ţehir merkezindeki parkta
    ücretsiz aile ţenliđinin ne olduđunu sordu.
  38. O sýrada üç yaţýndaydý.
    Susan neyden bahsettiđini
  39. anlamayýnca "Bak iţte buzdolabýnýn
    üzerinde yazýyor" dedi.
  40. Susan, O'nun okuyabildiđini farkedince dumur olmuţtu.
  41. ...Kitabýn adý "My Family Seder"...
  42. Chicago Üniversitesi'nin kütüphaneside olduđumuz günü anýmsýyorum.
  43. Raftan 1900'lü yýllardan
    kalma bir kitap çýkarttým
  44. ve dedim ki, burasý ilahi
    derecede sýradýţý bir yer.
  45. Hepimiz meraklý çocuklardýk, ama Aaron hem öđrenmeyi
    hem de öđretmeyi çok seviyordu.
  46. ...Ţimdi de alfabeyi tersten okumayý öđreneceđiz...
  47. Ýlk matematik dersini gördüđü gün evdeki halini
    anýmsýyorum.
  48. Noah, dur sana matematik öđreteyim diyordu.
    Bense matematik ne diyordum. Hep öyle biriydi.
  49. ...ţimdi de klik tuţuna basalým. Ýţte oldu.
  50. Ýki, üç yaţýndayken Bob O'nu
    bilgisayarla tanýţtýrdý.
  51. O noktadan sonra kendi
    baţýný alýp götürdü.
  52. Hepimizde bilgisayar vardý, ama Aaron gerçekten
    kendini adadý. Ýnternet'e adadý.
  53. -Bilgisayar baţýnda mýsýn? -Yoo... Anne neden
    hiçbirţey çalýţmýyor?
  54. Programlamaya çok erken bir yaţta baţladý.
  55. Benimle birlikte yazdýđý ilk program BASIC dilindeydi.
  56. Star Wars ile ilgili bir bilmece oyunuydu.
    Bodrumda bilgisayarýn baţýna geçerdik.
  57. Saatlerce bu oyunu programlardýk.
  58. Benim sorunum yapacak daha fazla
    bir ţey olmadýđýný düţünmemdi.
  59. Oysa o her zaman programlamayla daha
    fazla ţey yapýlabileceđine inanýyordu.
  60. Aaron, programlamayý büyü gibi görürdü.
    Bu yolla normal
  61. insanlarýn baţaramayacađý ţeyleri
    yapabileceđini düţünürdü.
  62. Aaron, karton ve Macintosh ile bir ATM yapmýţtý.
  63. Bir keresinde cadýlar bayramýna ne giyeceđimi bilememiţtim.
  64. O aralar en sevdiđi bilgisayar iMac kýlýđýna girmemin
    çok havalý olacađýný düţümüţtü.
  65. Kendisi cadýlar bayramý kýyafeti
    giymekten tiksinirdi, ama
  66. diđer insanlarý sevdiđi ţeyleri
    giymeye ikna etmeye bayýlýrdý.
  67. The Info adýnda bir web sitesi yapmýţtý.
    Ýnsanlar içerisine bilgi ekleyebileceklerdi.
  68. Mesela birileri altýn üzerine
    kapsamlý bilgi sahibi
  69. olabilirdi, neden gelip bu
    bilgiyi paylaţmasýndý ki?
  70. Sonra baţka insanlar gelip
    bu bilgiyi okuyup, gerekli
  71. düzenlemeleri yapabilirdi.
    Wikipedia'dan çok da farklý deđil.
  72. Ve bu olay, Wikipedia
    baţlamadan önce olmuţtu.
  73. Ve 12 yaţýndaki bir çocuk
    tarafýndan odasýnda üretilmiţti.
  74. Küçük bir sunucuda, çok eski
    teknoloji üzerinde çalýţýyordu.
  75. Öđretmenlerden birisi ţu tepkiyi
    verdi; "Çok kötü bir fikir.
  76. Herhangi birinin ansiklopedi
    yazmasýna izin veremezsin.
  77. Bilim adamlarýnýn var olmasýnýn tek
    sebebi bize bu kitaplarý yazmalarý.
  78. Nasýl bu kadar kötü bir
    fikir üretebilirsin?"
  79. Ben ve kardeţim, "Hee, Wikipedia hoţ ama
    bizim evde beţ yýldýr var." derdik.
  80. Aaron'ýn sitesi TheInfo.org,
    Cambridge asýllý ArsDigita'nýn
  81. düzenlediđi okul müsabakasýnda
    birinci gelmiţti.
  82. Ödülü almak için hep beraber
    Cambridge'e gitmiţtik.
  83. Aaron'ýn ne yaptýđýna dair
    hiç bir fikrimiz yoktu.
  84. Ödülün çok mühim olduđu ortadaydý.
  85. Aaron, bir süre sonra online programlama
    topluluklarýyla içli dýţlý olmaya baţlamýţtý
  86. ...sonra da, web için çok önemli
    yeni bir aracýn üretim sürecinde.
  87. Sonra yanýma gelip ţunu
    söyledi, "Ben, acayip süper
  88. bir ţey üzerinde
    çalýţýyorum, duyman lazým."
  89. "Neymiţ?" diye sordum.
    "RSS denilen bir ţey" dedi.
  90. RSS'in ne olduđunu açýklamaya baţladý.
    "Bunun nesi
  91. kullanýţlý, kullanan bir
    site var mý ki?" dedim.
  92. "Niye bunu kullanmak isteyeyim ki?"
  93. RSS üzerinde çalýţan
    kiţilerin yazýţtýđý bir mail
  94. listesi vardý, hatta genel
    olarak XML üzerine.
  95. Aaron Swartz isminde bir
    üye de vardý, diţli fakat
  96. oldukça zeki biri. Bir çok
    iyi fikri vardý fakat,
  97. Yüz yüze görüţmelerimize gelmezdi. Bu görüţmelere
    ne zaman geleceđini sorduđumuzda
  98. "Annemin izin vereceđini sanmýyorum, 14'üme
    yeni girdim." dedi. Ýlk tepkimiz
  99. bir yýldýr çalýţtýđýmýz bu kiţi, bu iţ arkadaţý
    13 yaţýndaymýţ ve henüz 14'üne girmiţ
  100. ve ikinci tepkimiz ise "O'nunla tanýţmamýz lazým.
    Ne kadar sýradýţý bir durum." oldu.
  101. RSS'in taslađýný hazýrlayan komitedeydi.
  102. Yaptýđý ţey, modern bir hypertext sürümünün
    tesisatýný döţemeye yardýmcý olmaktý.
  103. Ve O'nun üzerinde çalýţtýđý
    parça, diđer web
  104. sayfalarýnda olan bitenin
    özetini çýkaran aletti.
  105. Bunu daha çok bloglarda
    kullanýrsýnýz. Okumak
  106. istediđiniz 10,20 kiţinin
    RSS feedlerini alýr,
  107. ve o esnada neler döndüđünün özetini
    tek bir liste halinde görürsünüz.
  108. Aaron çok gençti, fakat
    teknolojiyi anlýyordu ve mükemmel
  109. olmadýđýný görüp daha iyi hale
    getirecek yollar arýyordu.
  110. Annesi Chicago'da uçađa bindirirdi, biz de onu San Fransisco'da alýrdýk
  111. Tartýţabileceđi ilginç
    insanlarla tanýţtýrýrdýk. Bu
  112. esnada korkunç beslenme
    alýţkanlýklarýný gözlemlerdik.
  113. Haţlanmýţ pirinç gibi sadece
    beyaz ţeyler tüketirdi. Kýzarmýţ
  114. pirinç yemezdi zira yeterince beyaz
    deđildi, beyaz ekmek vesaire.
  115. Tartýţmalarda bu küçük çocuđun ađzýndan çýkan
    argümanlarýn kalitesine hayret ederdik.
  116. Ýskorbütten ölmezse bu çocuk bir
    yerlere gelecek diye düţünürdük.
  117. -Aaron sýra sende. -Bana
    kalýrsa aradaki fark, artýk
  118. internetten, telefondan köpek
    mamasý satan ţirketler
  119. kuramazsýn. Ancak hala bir çok
    yenilik oluyor. Yenilikleri
  120. görmüyorsanýz belki de kafanýz
    kuma gömülü kalmýţtýr.
  121. Alfa nerd kiţiliđine bürünüp "Senden daha
    zekiyim. Bu yüzden senden daha iyiyim.
  122. Bu yüzden de sana ne yapman gerektiđini
    söyleyebilirim" kafasýna girerdi.
  123. Çok bilmiţ velet tarafýnýn
    bir uzantýsýydý.
  124. "...bir çok bilgisayarý bir araya
    getirip farklý problemler üzerinde
  125. uđraţabiliyorsunuz. Mesela uzaylýlarý aramak
    ya da kanserin tedavisini bulmak gibi."
  126. [WWW'nin mucidi] IRC üzerinde tanýţmýţtýk.
    Sadece yazan tiplerden deđildi,
  127. sorularýyla insanlarý heyecanlandýran,
    birbirine bađlayan biriydi. Özgür
  128. Kültür Hareketi onun enerjisinden
    bir hayli faydalandý. Bence Aaron,
  129. dünyayý çalýţýr bir hale getirmeye
    çalýţýyordu, onu tamir etmek istiyordu.
  130. Oldukça güçlü bir kiţiliđi vardý. Zaman
    zaman baţkalarýnýn tekerine çomak sokardý.
  131. Yani dünyayla karţýlýklý olarak
    iyi geçinememe sýkýntýsý vardý.
  132. Aaron liseye girdikten sonra
    bir hayli sýkýlmýţtý.
  133. Verilen dersleri, öđretmenleri
    pek sevememiţti. O
  134. zaten bilgiye nasýl ulaţacađýný
    biliyordu."Geometri
  135. öđrenmek için okula gitmeme
    gerek yok ki, geometri
  136. kitabýný okusam kafi. Amerikan
    tarihini onlarýn bakýţ
  137. açýsýyla öđrenmek istemiyorum,
    bak burada üç farklý
  138. tarih cildi var, onlarý
    okurum daha iyi. Onlarla
  139. ilgilenmiyorum, ben Web ile
    ilgileniyorum" kafasýndaydý.
  140. "Okuldan bayađý bunalmýţtým.
    Öđretmenler ne anlattýklarýný
  141. bilmiyordu. Otoriter ve
    kontrolcü bir tavýrlarý
  142. vardý. Ödevler öylesine veriliyordu.
    Zaman geçsin
  143. diye iţ yapýlýyordu. Ben
    de eđitimin tarihiyle
  144. ilgili kitaplar okumaya
    baţladým; ţimdiki sistem
  145. nasýl geliţtirilmiţti,
    alternatifleri neydi, ayný
  146. bilgileri geviţ getirmektense
    nasýl gerçekten
  147. öđrenebilirlerdi. Bu da
    beni sorgulamalara itti."
  148. ..."Bulunduđum okulu sorgulayýnca, onu inţa
    eden toplumu da sorgulamaya baţladým. Böyle
  149. bir eđitimle girilen ţirketleri sorguladým.
    Tüm bu yapýyý kuran devleti sorguladým."
  150. En tutkulu olduđu konulardan biri de telif haklarýydý,
    özellikle ilk baţlarda.
  151. Telif haklarý, yayýmcýlýk ve okuyucular
    için hep bir yük olmuţtur. Gerçi, aţýrý
  152. bir yük deđildir. Ýnsanlarýn cebine
    para girmesi için makul bir oluţumdu.
  153. Aaron'ýn neslinin maruz kaldýđý sýkýntý ise
    bu antik telif sistemi ve inţa ettiđimiz
  154. bu muhteţem ţey, Ýnternet'in çarpýţmasýydý.
    Bu çarpýţmadan bize kalan da kaos oldu.
  155. Sonrasýnda Harvard'da hukuk
    profesörü olan Lawrence
  156. Lessig ile tanýţtý. Kendisi
    o sýralar anayasa mahkemesinde
  157. telif haklarýna karţý mücadele
    etmekteydi. Genç Aaron
  158. bu duruţmayý dinlemek üzere
    Washington'a uçmuţtu.
  159. "Ben Aaron Swartz. Buraya
    Eldred* argümanýna tanýk olmaya
  160. geldim." "Neden ta Chicago'dan
    argüman dinlemeye buraya
  161. geldin?" "Bu zor bir soru. Çünkü..
    bilmem... anayasa mahkemesini
  162. ve bu kadar meţhur bir davayý
    canlý izlemek istedim."
  163. Lessig, ayný zamanda telif
    haklarýnýn internete yansýmasýnda
  164. yeni bir yol da açmaktaydý.
    Ýsmi Creative Commons idi.
  165. Creative Commons'ýn ardýnda çok basit bir fikir
    var. Yaratýcýlara, eserlerine imza atarken
  166. kendilerinin de sahip
    olduđu özgürlük fikirlerine
  167. özen gösterebilecekleri
    bir yöntem vermek.
  168. Yani telif hakký, "bütün
    haklarý saklýdýr" derken,
  169. CC "bazý haklarý saklýdýr" ţiarýdýr.
    "Eserimle
  170. ţunlarý ţunlarý yapabilirsin,
    ama bazýlarýný
  171. yaparken izin almalýsýn"
    demenin basit bir yoludur.
  172. Aaron'ýn rolü de bilgisayar kýsmýydý,
    lisanslarý nasýl makinelerin
  173. üzerinde iţlem yapabileceđi
    basitliđe indirgeyebilirdik.
  174. Ýnsanlar "Neden spesifikasyonlarý
    15 yaţýnda bir
  175. çocuđa yazdýrýyorsunuz,
    bu büyük bir hata" gibi
  176. tepkiler verdi. O ise yapýlacak en büyük hatanýn
    o çocuđa aldýrmamak olacađý kanaatindeydi.
  177. Gövdesinin kürsüden görünebileceđi uzunlukta
    bile deđildi. Ţu hareketli kürsülerden
  178. de olmadýđý için ekraný açtýđýnda yüzünün
    görünmediđi gülünç bir hale gelmiţti.
  179. "Web sitemize girdiđinizde Lisans
    Seç'e týklýyorsunuz. Size seçenekler
  180. sunuyor, ne anlama geldiklerini açýklýyor.
    Üç basit soru soruyor;
  181. Atýf gerekliliđi istiyor musun?
    Ticari kullanýma izin veriyor musun?
  182. Eserinin üzerinde deđiţiklik
    yapýlmasýna izin veriyor musun?
  183. Yetiţkinlerin, O'na da yetiţkin gibi davrandýđýný
    gördüđümde ţoke olmuţtum. Aaron, bir
  184. salon dolusu seyircinin karţýsýna geçip Creative
    Commons için oluţturduđu bir platformdan
  185. bahsetmeye baţlamýţtý. Ve hepsi ađzýnýn
    içine bakýyordu. Arkada oturup küçük bir
  186. çocuđu neden dinlediklerini sorguluyordum.
    Sanýrým ne olup bittiđini anlamamýţtým.
  187. Eleţtirmenler, sanatçýlarýn para
    kazanmasý adýna pek faydasý
  188. olmadýđýný söyleseler de, Creative
    Commons bir hayli baţarýlý
  189. oldu. Sadece Flickr'da bile
    200 milyonun üzerinde insan,
  190. eserlerinde Creative Commons
    lisanlarýndan birini kullanmakta.
  191. Teknik yetilerini kullanarak
    katký yapmýţ olsa da,
  192. bu onun için sadece teknik
    bir mesele deđildi.
  193. Aaron, kiţisel blogunda açýk bir
    ţekilde sýk sýk dile getirirdi.
  194. "Bir çok ţey üzerine derin
    düţünürüm, ve diđerlerinin
  195. de bunu yapmasýný isterim." .
    .."Fikirler için çalýţýr,
  196. insanlardan öđrenirim. Ýnsanlarý dýţlamam.
    Mükemmelliyetçiyim,
  197. fakat bunun yayýmlamanýn önüne
    geçmesine müsade etmem.
  198. Eđitim ve eđlence haricinde
    benim üzerimde etkisi olmayacak
  199. ţeylerle vakit kaybetmem.
    Herkesle arkadaţ olmaya
  200. çalýţýrým, fakat beni ciddiye
    almadýđýnýzda öfkelenirim.
  201. Kin tutmam çünkü yapýcý olmaz.
    Fakat tecrübelerimden öđrenirim.
  202. Dünyayý daha iyi bir yer
    haline getirmek istiyorum."
  203. 2004 yýlýnda Swartz Highland Park'tan ayrýlýr ve Stanford Üniversitesi'ne girer.
  204. Ülseratif Kolit hastalýđýndan muzdaripti.
    Ýlaçlarýný düzgün almamasýndan endiţe ediyorduk.
  205. Hastaneye kaldýrýlýrdý ve her gün hap kokteyli
    içmesi gerekirdi. O haplardan biri steroid
  206. idi, bu da büyümesini durdurdu. Bu yüzden
    kendini diđerlerinden farklý hissediyordu.
  207. Aaron, Stanford'a bilim insaný olmak
    üzere girdi ve karţýsýnda çok
  208. baţarýlý lise öđrencileri için
    çocuk bakýcýlýđý yapýlan bir
  209. program buldu. Bu kiţiler dört yýl
    sonra endüstriye önderlik edecek
  210. kimselerdi, %1'lik kýsým yani. Ve
    bana kalýrsa bu onu delirtmiţti.
  211. 2005 yýlýnda, sadece bir yýl sonra,
    Aaron'a bir iţ teklifi geldi. Paul
  212. Graham öncülüđündeki Y Combinator
    isminde bir giriţim ţirketiydi.
  213. Bir web sitesi fikrim var demiţti, ve
    Paul Graham O'nu "Tabi neden olmasýn"
  214. diyecek kadar sevmiţti. Okulu sallayýp
    yeni bir apartman dairesine taţýndý.
  215. Burasý, Aaron'ýn dairesiydi. Babamýn
    evi ayarlamanýn ne kadar zor
  216. olduđundan bahsettiđini anýmsýyorum,
    zira kredisi yoktu ve üniversite terkti.
  217. Aaron ţu an salon olan yerde kalýyordu.
    Duvardaki posterlerden bazýlarý
  218. ondan kalma, kütüphane de öyle. Baţka
    kitaplar da var, çođu Aaron'ýn.
  219. Aaron'ýn Y-Combinator sitesinin
    ismi infogami idi. Ýnternet sitesi
  220. yapmak için kullanýlacak bir araç.
    Fakat site kullanýcý bulmakta
  221. güçlük çekiyordu. Nihayetinde
    Aaron, sitesini, yardýma ihtiyaç
  222. duyan bir baţka Y-Combinator
    projesi ile birleţtirdi.
  223. reddit ismindeki projeye Steve Huffman ve
    Alexis Ohanian öncülük etmekteydi.
  224. "...Her ţeye sýfýrdan baţlamýţtýk.
    Kullanýcýsý, parasý
  225. ya da kodu yoktu. Gün be
    gün büyüyerek çok popüler
  226. bir site haline geldi. Yavaţlama
    eđilimi göstermiyordu.
  227. Baţta bin kullanýcýmýz
    vardý, sonra onbin oldu.
  228. 20 bin derken aldý baţýný gitti.
  229. reddit devasa bir hal aldý, internette geek bir köţe oldu.
  230. Bol miktarda mizah ve sanat vardý.
    Kullanýcýlar siteye üţüţmeye baţlamýţtý,
  231. ve bir çođu sabah bilgisayarýný açtýđýnda
    haberleri okuduđu ilk yer yapmýţtý.
  232. Bazý noktalarda reddit kaosun
    sýnýrýnda diyebiliriz.
  233. Bir yanda insanlarýn
    siyaset, teknoloji ve
  234. haberleri tartýţtýđý bir
    mecrayken diđer yanda iţ
  235. yerine uygun olmayan,
    saldýrgan materyallere de sahip.
  236. Troller'e ev sahipliđi yapan bazý
    subreddit'ler de var. Bu yüzden bazý
  237. tartýţmalara da meydan veren bir yer
    diyebiliriz. Kaosun kýyýsýnda duruyor.
  238. reddit, bir süre sonra
    kurumsal dergi devi Conde
  239. Nast'ýn gözüne takýlýr.
    Siteyi satýn almak isterler.
  240. Miktarýn ne kadar olduđunu soruyorsanýz,
    babamýn "Bu kadar çok parayý nerede
  241. tutmalýyým?" gibi sorulara maruz
    kalacađý kadar diyelim. -Çok para yani?
  242. -Bi'hayli çok.
  243. Büyük ihtimalle, bir milyon dolardan fazla.
    Ama tam olarak bilmiyorum.
  244. O esnada kaç yaţýnda?
    -19,20
  245. Bu dairedeydi. Bundan
    önceki koltuklarda oturup,
  246. reddit ile uđraţýyorlardý.
    reddit'i sattýklarýnda
  247. devasa bir parti verdiler,
    ertesi gün California'ya
  248. uçtular ve anahtarlarý
    da bana býraktýlar.
  249. Ţimdi düţününce biraz komik.
    Çünkü ţirketini satmýţtý
  250. ve aramýzdaki en zenginin o
    olduđunu varsayýyorduk. Ama
  251. O ayakkabý kutusu boyutlarýnda
    bir odayý tercih etti
  252. ve bu kadarý yeterli dedi.
    Bir gardoptan halliceydi.
  253. Pahalý ývýr zývýra para harcamasý imkansýzdý.
  254. "Apartman dairesinde yaţamayý seviyorum,
    ţatafatlý bir malikaneye niye para harcayayýmki"
  255. demiţti, "Kot, T-shirt
    giymeyi seviyorum bu yüzden
  256. yeni kýyafetlere de para
    harcamaya gerek yok."
  257. Swartz için önemli olan ţey, internet trafiđinin akýţýydý. Dikkatimizi yöneten ţey neydi?
  258. Yayýnlamanýn eski yöntemlerinde hava
    dalgalarýndaki limitle sýnýrlýydýnýz. Anten ile
  259. en fazla 10 T.V kanalýna yayýn verebilirdiniz.
    Kablolu ile dahi 500 kadar yeriniz
  260. olurdu. Oysa internette herkesin kendine ait
    bir kanalý vardýr, isteyen herkes kendine
  261. blog, Myspace sayfasý açabilir. Herkesin
    kendini ifade edebileceđi bir yer olur.
  262. Bu yüzden artýk problem
    kimin hava dalgalarýna
  263. eriţimi olduđu deđildir;
    problem insanlarý bulma
  264. yöntemlerine kimin hükmettiđidir.
    Gücün, Google
  265. gibi sitelerin tekeline
    geçtiđini görürsünüz.
  266. Ýnternet üzerinde nereye gitmek
    istediđinizi söyleyen bekçilerdir bunlar.
  267. Haberleri ve bilgiyi nereden
    temin edebileceđinizi
  268. gösterirler. Yani artýk belli bir
    zümrenin konuţma ayrýcalýđý yoktur,
  269. herkes bu ayrýcalýđa sahiptir.
    Sorun, kimin sesinin duyulduđudur.
  270. Böylece Conde Nast'te çalýţmak
    üzre San Fransisco'ya geldi.
  271. Ofise girdiđinde, içine bir
    sürü bok püsürün yüklendiđi bir
  272. bilgisayar verirler. Üzerine baţka
    bir ţey yükleyemezsin derler,
  273. ki geliţtiriciler için rezaletin
    bayrak tutaný bir durumdur.
  274. Ýlk günden itibaren bu ţeylerden dert yanmaya baţladý.
  275. Gri duvarlar, gri masalar, gri ses.
    Geldiđim ilk günden itibaren
  276. katlanmasý güç bir yerdi. Öđle
    yemeđinde kendimi tuvalete kilitleyip
  277. ađlamaya baţladým. Býrak iţ yapmayý,
    kulađýmda výzýldayýp duran
  278. birileri olduđu sürece akýl sađlýđýmý
    koruyabileceđimi dahi sanmýyorum.
  279. Ýţini bitirebilen baţka kimse de yok gibi.
    Herkes sürekli bizim odamýza gelip takýlýyor,
  280. sohbet ediyor ya da Wired incelemesi için
    kurulan oyun sistemini denemeye davet ediyor.
  281. O'nun siyasi tatta farklý tutkularý vardý.
    Silikon Vadisi'nde ise
  282. teknik aktiviteyi, siyasi amaçlar
    için kullanmak gibi bir kültür yoktu.
  283. Aaron kurumsal bir firmada
    çalýţmaktan nefret ediyordu. Hepsi
  284. böyle hissediyordu, ama Aaron
    katlanmayan tek kiţi oldu.
  285. Böylece Aaron hiç iţe
    uđramayarak kendini kovdurdu.
  286. Söylenene göre sýkýntýlý bir ayrýlýktý.
    Hem Steve Huffman
  287. hem de Alexis Ohanian belgesel
    için röportajý reddetti.
  288. Ýţ dünyasýný reddetti. Bu seçimle ilgili
    hatýrlamamýz gereken önemli ţeylerden biri de,
  289. giriţimcilik kültürünü býraktýđýnda,
    O'nu meţhur eden, sevdiren
  290. ţeyleri hayranlarýný hayal kýrýklýđýna
    uđratmak pahasýna býraktý.
  291. Olmasý gereken yere varmýţtý.
    Bok dađýna týrmanýp gül
  292. dikerken, koku alma duyusunu
    yitirdiđini itiraf edecek
  293. kadar özfarkýndalýđa sahipti.
    Orada oturup göründüđü kadar
  294. kötü olmadýđýný iddia
    etmektense tekrar aţađýya indi.
  295. Bu çok iyi birţeydi.
  296. Aaron programlamayý hep büyü gibi gördü, normal
    insanlarýn yapamayacađý ţeyleri yapmaktý.
  297. Büyülü güçlerin olsaydý onlarý iyilik için
    mi kullanýrdýn, yoksa dađlar kadar para mý?
  298. Swartz, çocukluđunda
    tanýţtýđý bir vizyonerden,
  299. WWW'in mucidi Tim
    Berners-Lee'den ilham alýyordu.
  300. 90'lý yýllarda, Berners-Lee 20.Yüzyýl'ýn
    en karlý icatlarýndan birinin üzerinde
  301. oturmaktaydý. Fakat bu icattan para
    kazanmak dururken, bunu ücretsiz dađýttý.
  302. WWW'in bugünkü varlýđýnýn tek sebebi budur.
  303. Aaron, kesinlikle, Tim'den derinden etkilenmiţti.
    Tim internetin ilk yýllarýndaki en seçkin
  304. dehalarýndan biriydi, ve asla satýp gitmedi.
    Milyarlarca dolar kazanmakla hiç ilgilenmedi.
  305. Özgür býrakýlmasaydý, bugün kocaman
    tek bir web yerine bir çok küçük web
  306. olurdu; bu ţekilde iţleyemezdi çünkü
    bir web'den diđerine geçiţ yapamazdýn.
  307. Düzgün çalýţmasý için
    kritik kütleye ulaţmasý
  308. gerekliydi, yani tüm
    gezegen olmadan olamazdý.
  309. (sakallý olan Richard M. Stallman reis)
  310. Dünya'yý olduđu gibi kabullenmemenin çok
    önemli olduđunu düţünüyorum. Sana verilene
  311. eyvallah demek, yetiţkinlerin, ailenin
    söylediklerine uymak yerine her zaman sorgulamalýsýn
  312. bence. Her ţeyi sorgularým, bilimsel yöntemle
    yaklaţýrým, öđrendiklerin geçicidir ve
  313. deđiţime açýktýr; yeni
    bulgularla çürütülebilir.
  314. Bence ayný yöntem topluma
    da uygulanabilir.
  315. Temelinde gerçekten ciddi
    sorunlar olduđunu gördüđümde,
  316. görmezden gelmenin mümkün
    olmadýđýný anladým.
  317. Birlikte çok vakit geçirmeye baţladýk, arkadaţçaydý.
    Saatlerce sohbet ederdik.
  318. Bakýnca, benimle flört ettiđini anlamýţ
    olmam gerekliydi diyorum. Galiba
  319. "Bu kötü bir fikir ve imkansýz" diye
    düţünüp olmuyormuţ gibi davrandým.
  320. Evliliđim dađýlýyordu, gidecek yerim yoktu;
    böylece ev arkadaţý olduk. Kýzýmý da götürdüm.
  321. Taţýndýk ve evi döţedik,
    son derece huzurluydu.
  322. Uzun süredir huzurum yoktu,
    buna ihtiyacým vardý.
  323. Çok ama çok yakýndýk. Romantik
    iliţkimizin baţlangýcýndan itibaren
  324. sürekli temas halindeydik. Ama
    ikimiz de zor insanlardýk.
  325. Ally Mcbeal vari bir
    tartýţmada bir fon ţarkýsý
  326. olduđunu itiraf etti.
    Onu çalmaya zorladým.
  327. Fiona Apple'dan Extraordinary Machine'miţ.
    Sanýrým ţarkýnýn
  328. sýkýţmýţlýđýyla birlikte umut
    da barýndýran havasýndandý.
  329. Bir çok açýdan, Aaron hayata
    muazzam bir iyimserlikle bakardý.
  330. Öyle hissetmese bile
    öyle davranýrdý.
  331. -Napýyorsun? -Flickr'da artýk video da var.
  332. Swartz, enerjisini, kamusal bilgiye eriţime
    dair bir çok yeni projeye harcýyordu.
  333. Bunlardan biri de hesap sorulabilirlik
    sitesi Watchdog.net idi.
  334. Bir de Open Library
    (Açýk Kütüphane).
  335. Açýk Kütüphane projesine openlibrary.org üzerinden
    eriţebilirsiniz. Altýndaki fikir de, her
  336. kitaba ait bir wiki, düzenlenebilir bir sayfa,
    adamak. Böylece ţu ana kadar yayýnlanmýţ
  337. bütün kitaplar için, içinde yayýmcý, satan
    yerler, bulunduđu kütüphaneler gibi bilgilere
  338. eriţip satýn almak, ödünç
    almak ya da incelemek
  339. için kullanabileceđiniz
    linkler koyulabilir.
  340. Kütüphaneleri çok severim.
    Yeni bir ţehre geldiđinde
  341. kütüphaneleri araţtýran o adam benim.
    Açýk Kütüphane'nin hayali
  342. de bu, kitaptan kitaba, insana,
    yazara, oradan konuya,
  343. fikre sýçrayabileceđiniz,
    kütüphanelerde gömülüp kayýplara
  344. karýţmýţ bu bilgi zenginliđine
    kolayca ulaţabilmek. Bu
  345. çok önemli çünkü kitaplar
    kültürel mirasýmýz. Kitaplar
  346. insanlarýn yazýmda kullandýđý
    ţeyler; ve tüm bunlarý bir
  347. ţirketin tekeline býrakamayýz.
    Korkutucu bir durum bu.
  348. Kamu alanýna, kamusal eriţimi nasýl
    getirebilirsiniz? Kulađa basit gelebilir ama
  349. kamusal alana kamunun eriţimi yoktur. Kamusal
    alan, herkes tarafýndan eriţilebilir
  350. olmalýdýr, fakat kilit altýndadýr.
    Birileri gelip keyfini çýkartmak ister
  351. ihtimaline karţý etrafý makinalý tüfekler
    ve siperlerle çevrilmiţ bir park gibidir.
  352. Aaron'ýn özellikle ilgilendiđi
    konulardan biri de, kamusal alana
  353. kamusal eriţim getirmekti. Onu bu
    kadar çok belaya sokan ţey buydu.
  354. A.B.D'de Federal Mahkeme kayýtlarýna ulaţmaya çalýţýyordum.
  355. Anlaţýlmaz bir sistemle
    karţý karţýya kaldým.
  356. Açýlýmý Elektronik Mahkeme
    Kayýtlarýna Kamusal
  357. Eriţim olan PACER diye bir sistemdi. Google'da
    arama yaparken Carl Malamud'a denk geldim.
  358. ABD'de yasal materyallere eriţim, yýllýk 10
    milyar dolarlýk bir ticaret. PACER, inanýlmaz
  359. menfur bir devlet hizmeti.
    Sayfa baţý 10 sent,
  360. görüp görebileceđiniz en ölü kod.
    Hiç bir ţey
  361. arayamazsýn, sýk kullanýlanlara atamazsýn,
    kredi kartýn olmalýdýr ve bunlar kamuya ait
  362. kayýtlardýr. Amerikan
    yerel mahkemeleri çok
  363. önemlidir, dava takiplerimizin
    çođu burada baţlar.
  364. Telif davalarý, patent davalarý, bin
    bir türlüsü. Öđrenciler, gazeteciler,
  365. vatandaţlar, avukatlar; hepsi PACER
    sistemine eriţmek durumundadýr, ve sistem
  366. her adýmda onlarla kavga eder. Sýradan
    insanlar, altýn American Express
  367. kartý olanlar kadar rahat eriţemezler,
    adalete eriţimde bir nevi vergidir.
  368. Yasalar, demokrasimizin
    iţletim sistemidir, ve görmek
  369. için para vermen gerekmesi?
    Bu pek demokrasi sayýlmaz.
  370. Yýlda yaklaţýk 120 milyon
    dolar kazanýyorlar. Ve kendi
  371. kayýtlarýna göre maliyeti
    buna yakýn bile deđil.
  372. Hatta, yasadýţý. 2002 yýlýnýn
    e-devlet kanununa göre, mahkemeler
  373. maliyeti karţýlamak üzre yalnýzca
    gerektiđi miktarda ücret alabilirler.
  374. Public.Resource.Org'un kurucusu
    Malamud, PACER ücretlerine
  375. protesto etmek istedi. PACER
    Geri Dönüţüm Projesini
  376. baţlattý. Böylece insanlar,
    ücretini verip indirdikleri
  377. dökümanlarý bu ücretsiz
    veritabanýnda paylaţabileceklerdi.
  378. Meclis, PACER iţletmecilerini kamu
    eriţimi üzerinden topa tutuyordu.
  379. Bunun üzerine ülke çapýnda
    17 kütüphanede, PACER'a
  380. ücretsiz eriţim sađlayan bir
    sistem kurdular. Her 57.000
  381. kilometre kareye bir kütüphane yani.
    Pek kullanýţlý deđildi.
  382. "Herkesi Flash Bellek Kuvvetleri'ne katýlmaya
    davet ediyorum. Kütüphanelerdeki veritabanýný
  383. indirin ve PACER Geri Dönüţüm Projesi'ne
    yükleyin." Ýnsanlar kütüphanelere gidip
  384. dökümanlarý belleklere yüklediler ve bana
    yolladýlar. Aslýnda bu bir geyikti, sitede
  385. Flash Bellek Kuvvetleri linkine týkladýđýnýzda
    Oz Büyücüsünden bir sahne açýlýyordu."
  386. Ama tabiki Steve Schultze ve Aaron beni
    arayýp, Flash Bellek Kuvvetleri'ne
  387. katýlmak istiyoruz dediler. O sýralarda
    bir konferansta Aaron'la karţýlaţtým.
  388. "Bu, bir çok farklý kiţinin el
    birliđiyle yapmasý gereken bir ţey."
  389. Ben de ona yaklaţtým ve PACER sorununa
    müdahale etmemiz gerek dedim.
  390. Schultze, kütüphanelerdeki sistemden
    otomatik olarak veri çekebilen
  391. bir program geliţtirmiţti bile.
    Swartz da göz atmak istedi.
  392. Ben de ona kodu gösterdim,
    ne olacađýný bilmiyordum.
  393. Sonradan anlaţýldýki,
    Aaron konferansýn
  394. son bir kaç saati boyunca çekildiđi köţede
    kodu geliţtiriyormuţ. Ayný zamanda da bu
  395. kütüphanelerden birinin yakýnýnda oturan bir
    arkadaţýný, programýn düzenlenmiţ halini
  396. test etmeye ikna etmiţ. Tabi mahkemedeki bazý
    insanlar bir problem olduđunu anlamýţlar.
  397. "...Veriler akmaya baţlamýţtý.
    Kýsa bir zamanda 760gb
  398. boyutunda 20 milyon sayfa
    PACER dökümaný birikti."
  399. Deneme kütüphanelerinden
    elde ettiđi bilgilerle,
  400. Swartz bu devasa arţivi
    paralel yüklemelerle
  401. kaydetmeye baţladý.
    Yaklaţýk 2.7 milyon mahkeme
  402. belgesini elde etmiţti,
    neredeyse 20 milyon sayfa yazý.
  403. Pilot eriţim projesini yöneten
    insanlarýn 20 milyon gibi bir rakam
  404. beklemediklerini kabul ediyorum. Ama bir
    bürokratý ţaţýrtmak yasadýţý deđildir.
  405. "Aaron ve Carl, olan biteni New York Times'a
    anlatmaya karar verdi." Ayný zamanda FBI'ýn da
  406. dikkatini çekmiţlerdi. Swartz'ýn ailesinin
    Ilinois'deki evini gözetlemeye baţlamýţlardý.
  407. ...sonra annesinden "ARA BENÝ" yazan bir
    tweet geldi. Ne olduđunu anlamadým.
  408. Nihayet Aaron'a ulaţtým. Annesi
    "FBI FBI FBI" diye sayýklýyordu.
  409. Bir FBI ajaný evimizin yolundan
    arabayla geçerken Aaron odasýnda mý
  410. diye kolaçan eder. O gün evdeydim
    ve o adamýn evimizin yolundan bir
  411. aţađý bir yukarý gidiţini garipsediđimi
    anýmsýyorum. Beţ yýl sonra
  412. bir FBI dosyasýný okurken anladým
    ki evimin yolundaki o adam ajandý.
  413. Dehţete düţmüţtü.
    Gerçekten korkuyordu.
  414. FBI O'nu arayýp, yanýnda avukatý olmadan bir
    kafede buluţmasý için kandýrmaya çalýţtýđýnda
  415. daha da çok korkmuţtu. Eve gidip yatađýna
    uzandýđýnda zangýr zangýr titrediđini söylemiţti.
  416. Ýndirmeler, mahkemlerin
    devasa gizlilik ihlallerini
  417. de açýđa çýkarmýţtý. Sonuç
    olarak mahkemeler bazý
  418. politikalarýný deđiţtirmek
    zorunda kaldý. FBI ise
  419. soruţturmayý dava açmaksýzýn
    kapatmaya karar verdi.
  420. Bugün bile ţaţýrdýđým bir konu var.
    Herhangi bir insanýn, en ýrak köydeki
  421. bir ofiste çalýţan bir FBI ajanýnýn
    bile, halkýn vergisini hukuku kamuya
  422. açan birine hýrsýzlýk suçlamasý için
    harcamasýný aklým almýyor. Hukuku kamuya
  423. açan birisiyle uđraţan hangi insan
    kendini kanun adamý olarak görebilir?
  424. Aaron, davasý için kendini tehlikeye atmýţtý.
  425. Gelir dađýlýmýndaki uçurumdan rahatsýz
    olduđu için, sýrf teknolojiyle
  426. yetinmedi; farklý siyasi davalara
    da kendini adamaya baţladý.
  427. [Arkadaţý] Ben meclise
    girmiţtim, O'nu da yanýmýzda
  428. takýlmasý, staj yapmasý için davet ettim.
    Böylece siyasi
  429. iţleyiţi öđrenebilirdi.
    ...yeni bir topluluđu, yeni
  430. maharetleri öđrenip siyaseti
    hacklemek istiyordu.
  431. Ben evde televizyon izleyip
    para kazanýrken, bir
  432. madencinin kan ter içinde
    çukur kazmasý; kazmazsa o
  433. akţam evine ekmek götüremeyecek
    olmasý çok saçma geliyor.
  434. Ama açýkça ortada ki
    dünya saçma bir yer.
  435. Yenilikçi Deđiţim Mücadelesi Komitesi adlý
    bir grubun kuruluţunda yer aldým. Yenilikçi
  436. siyaseti benimseyen ve ülkeye daha
    yenilikçi bir yol açmak isteyen insanlarý
  437. organize edip, mail listelerimize ve
    kampanyalarýmýza dahil ettiđimiz böylece
  438. seçimlerde yenilikçi adaylarýn seçilmesine
    yardýmcý olduđumuz bir sistemdi.
  439. Elizabeth Warren'ýn senatoya
    girmesini sađlayan kampanyanýn
  440. arkasýnda bu grup vardý. Halihazýrda
    sistemin aptalca olduđunu
  441. düţünüyordu, fakat geldi ve sistemi
    öđrenmem gerekli dedi. Zira bu
  442. sistem de herhangi bir sosyal
    sistem gibi manipule edilebilirdi.
  443. Ayný zamanda kütüphane ve öđrenme
    tutkusunu da bir kenara býrakmamýţtý.
  444. Akademik makaleleri yayýnlayan
    kurumlarý da incelemeye baţlamýţtý.
  445. Amerika'nýn büyük üniversitelerinden
    birinde olduđunuza göre geniţ
  446. bir bilimsel yayýn arţivine
    eriţiminizin olduđunu varsayýyorum. Bu
  447. büyük üniversitelerin hemen hemen
    hepsi JSTOR, Thomson gibi firmalara
  448. eriţim için ücretler öderken,
    dünyanýn geri kalaný göremiyor bile.
  449. Bu akademik yayýnlar ve makaleler,
    insanlýđýn tüm bilgi birikiminin
  450. depolandýđý online bir kütüphane. Ve
    çođu, vatandaţlarýn vergisiyle ya da
  451. devletin ayýrdýđý bütçeyle ortaya çýkan
    ţeyler. Fakat bunlarý okuyabilmek
  452. için Elsevier gibi yaýmcýlara çođu zaman
    tekrardan ödeme yapmanýz gerekir.
  453. Lisans ücretleri o kadar yüksek ki, Amerika
    yerine Hindistan'da okuyan kiţiler
  454. bu eriţime sahip deđiller. Bilimsel
    mirasýmýzýn tamamýndan mahrumlar. Bu
  455. dökümanlardan bazýlarý Aydýnlanma Dönemi'nden
    kalma. Birisi akademik bir yayýn
  456. ortaya çýkarttýđýnda taranýrlar ve dijital
    bir ţekilde koleksiyona girerler.
  457. Bu, bize ilginç ve bilimsel iţler ortaya
    çýkaran insanlardan kalan bir miras.
  458. Halka ait, ulaţýlabilir olmasý gereken bir miras.
    Fakat bunun
  459. yerine kilitlenip, kar amacý güden
    ţirketler tarafýndan internete
  460. koyulurlar ve onlar da edebilecekleri en
    yüksek karý elde etmeye çalýţýrlar.
  461. Üniversite ya da halk tarafýndan parasý ödenen
    bir araţtýrmacý, makale hazýrlar. Bütün iţ
  462. bittikten sonra, yani
    asýl araţtýrma, düţünme,
  463. deney gibi süreçlerin tamamý
    bittikten sonraki son
  464. aţamada araţtýrmacý telif
    hakkýný bu milyar dolarlýk
  465. ţirkete teslim etmek zorundadýr.
    Hasta durum.
  466. Tamamen gönüllü emek üzerine
    kurulmuţ bir ekonomidir,
  467. en tepede yayýmcý ţirket
    oturur ve kaymađý yer.
  468. Dolandýrýcýlýđýn dik alasý.
    Ýngiltere'deki yayýmcýlardan
  469. biri geçen yýl 3 milyar dolar kar etti.
    Ne vurgun ama.
  470. JSTOR, hikayede çok küçük bir rolde aslen. Her
    nedense, Aaron hedef olarak JSTOR'u seçti.
  471. [Arkadaţý] Açýk eriţim ve açýk yayým
    üzerine bir konferansa gitmiţti.
  472. JSTOR'dan, kim bilmiyorum,
    birisine veritabanýný
  473. ebediyen açmanýn ne kadara
    malolacađýný sormuţtu. 200 milyon
  474. dolar gibi Aaron'ýn da saçma
    bulduđu bir rakam verdiler.
  475. Harvard'da bursla çalýţtýđýndan,
    yan komţusu MIT'deki
  476. kullanýcýlarýn açýk ve
    hýzlý ađýndan haberdardý,
  477. ki yakýn zamanda JSTOR'un zengin arţivine eriţim
    izni de verilmiţti. Swartz, fýrsatý gördü.
  478. O kapýlarýn anahtarý elinizdeydi.
    Biraz Shell Script (~kabuk
  479. betiđi) sihriyle yayýnlanmýţ
    makaleleri alabilirdiniz.
  480. 24 Eylül 2010'da, Swartz yeni alýnmýţ
    bir laptop'ý Gary Host adýyla MIT ađýna
  481. kaydetti. Ýstemci adý olarak da
    GHost_laptop kullanýldý. (Hayalet_laptop)
  482. JSTOR'u geleneksel kullanýmýyla
    hackledi diyemeyiz. JSTOR
  483. veritabaný düzenliydi, bütün
    dökümanlarý indirmek için çok
  484. uđraţmak gerekmiyordu; sadece
    numaralar atanmýţtý. Örneđin
  485. ///makale444024, makale444025
    gibi gibi ilerlemekteydi.
  486. Turtayý Durmadan Al
    adýnda bir python betiđi
  487. hazýrlamýţtýk, ardý ardýna
    makaleleri topluyordu.
  488. Ertesi gün Hayalet_laptop
    makaleleri almaya baţlar.
  489. Fakat kýsa zamanda bilgisayarýn I.P.
    adresi engellenir.
  490. Tabi bu Swartz için çantada kekliktir.
    Hemen I.P.
  491. adresini deđiţtirir ve
    indirmeye devam eder.
  492. JSTOR ve MIT bu olayý durdurmak için farklý
    adýmlar atarlar. Hafif tedbirler iţe
  493. yaramadýđýnda, JSTOR, MIT'nin tamamýný engeller.
    Baktýđýnýz zaman, JSTOR veritabanýnýn
  494. etrafýnda geçen bir kedi fare oyunu gibidir.
    Kedinin Aaron olduđunu söyleyebiliriz,
  495. çünkü JSTOR'daki teknisyenlerden
    daha yetenekli olduđu ortada.
  496. Sonunda, Wi-Fi üzerinden uđraţmaktansa,
    kilitlenmemiţ bir malzeme dolabýna girdi ve ađa
  497. direk kabloyla bađlandý. Laptop'ýný harici bir
    disk ile birlikte makale indirmeye býraktý.
  498. Swarz bilmiyordu, fakat bilgisayarý
    yetkililer tarafýndan bulunmuţtu.
  499. Ýndirmeyi durdurmaktansa, içeriye
    güvenlik kamerasý yerleţtirdiler.
  500. Bilgisayarý, MIT binasýnýn bodrumunda
    bir odada buldular. Fiţini
  501. çekebilirlerdi, gelmesini bekleyip
    kimsin nesin durdur ţunu diyebilirlerdi.
  502. Ama bunlarý yapmadýlar. Bunun yerine
    delil oluţturmak için düzenek kurdular.
  503. Böyle bir ţeyi videoya almanýn
    tek sebebi bu olabilirdi.
  504. Ýlk görüntülerde görünen tek ţey, boţ ţiţeleri odada zulalayan bir adamdý.
  505. Fakat günler sonra Swartz'u da görüntülediler.
  506. Swartz, hard diski deđiţtiriyor.
    Beţ dakika kadar
  507. karenin dýţýnda kalýyor,
    sonra terkediyor.
  508. Bir gün MIT'den bisikletle evine
    geçerken, polisler yolunu
  509. deđiţtirir ve peţine takýlýr.
    Saldýrgan bir ţekilde
  510. yere yapýţtýrýldýđýný anlatmýţtý.
    Sanki polis deđil de
  511. saldýrmak için gelen kimseler
    gibi dövdüklerini söyledi.
  512. Yýkýlmýţtýk. Ailemizdeki
    herhangi birinin adli takibi o
  513. kadar uzak ve anlaţýlmazdýki,
    ne yapacađýmý bilemedim.
  514. Ellerindeki arama emrinde Cambridge'deki
    apartman dairesi ve Harvard'daki ofisi vardý.
  515. Tutuklamadan iki gün evvel, soruţturma
    JSTOR ve Cambridge'in yerel
  516. polisini aţmýţtý bile. Amerikan
    Gizli Servisi görevi almýţtý.
  517. Gizli servis bilgisayar ve kredi kartý sahteciliđi
    gibi ţeyleri soruţturmaya 1984 yýlýnda
  518. baţlamýţtý. Fakat 11 Eylül saldýrýlarýndan
    altý hafta sonra görev alaný geniţledi.
  519. Baţkan Bush, Patriot
    Yasasý'ndan faydalanarak
  520. Elektronik Suçlar Görev
    Kuvvetleri'ni oluţturdu.
  521. "...Ţu an önümde bulunan yasa
    tasarýsý modern teröristlerin
  522. ortaya çýkardýđý tehlikeleri
    de hesaba katýyor."
  523. Gizli Servis'in kendi söylemine göre temel
    görevleri ţunlardý: Ekonomik etkiye sebep
  524. aktiviteler. Organize suç örgütleri.
    Yeni teknolojileri kullanan komplolar.
  525. Gizli Servis, soruţturmayý Boston savcýlýđýna teslim eder.
  526. "Bilgisayar Suçlarý Görev Ekipleri Amiri"
    gibi bir unvaný olan bir adam vardý
  527. savcýlýkta. Baţka ne iţle meţguldü
    bilemem ama, soruţturacak bilgisayar
  528. suçu bulamazsa manasýz bir unvan
    olacađý kesin. O da balýklama atladý
  529. dosyaya, baţkasýný dahil etmedi ve
    kendine sakladý. Ýţte Stephen Heymann.
  530. Savcý Stephen Heymann, Aaron
    Swartz'ýn tutuklanmasýndan
  531. bu yana gözlerden uzak duruyor.
    Fakat American Greed
  532. adlý televizyon programýnda yaptýđý
    röportajda görebilirsiniz,
  533. bölüm Aaron'ýn tutuklandýđý
    sýralarda çekilmiţti.
  534. Önceki soruţturmasý meţhur hacker Albert
    Gonzalez davasýydý. Bu dava basýnýn
  535. ilgisini bi hayli çekmiţti ve övgüye
    bođulmuţtu. Gonzalez, 100 milyon kadar
  536. kredi ve banka kartý numarasýný ele geçirmiţti,
    ki bu tarihin en büyük vurgunuydu.
  537. Burada Heymann, Gonzalez'i ve genel
    hacker zihin yapýsýný açýklýyor.
  538. "...Böyle kiţileri teţvik eden ţeyler bizimkilerle
    hemen hemen ayný. Egolarý var. Zorlukla
  539. mücadeleyi severler. Ve
    elbette, parayý severler;
  540. tabi parayla elde
    edebileceđiniz ţeyleri de."
  541. Soruţturma kapsamýndaki ţüphelilerden biri de,
    genç hacker Jonathan James idi. Gonzalez'in
  542. suçlarý kendi üzerine yýkýlacađýna inanan
    James, soruţturma esnasýnda intihar etti.
  543. Devletin, Aaron Swartz davasýndaki
    duruţunu açýklayan eski bir
  544. basýn açýklamasýnda Heymann'ýn
    patronu savcý Carmen Ortiz
  545. ţunlarý söylemiţti: "Hýrsýzlýk,
    hýrsýzlýktýr. Bilgisayar komutu
  546. ya da levye ile; döküman, veri
    ya da dolar almak ayný ţeydir."
  547. Tabiki de dođru deđil. Zararsýz olduđunu
    söylemiyorum, bilgi çalmak suç kapsamýnda olmasýn
  548. da demiyorum. Fakat hangi zararýn gerçekten
    zararlý olduđunu iyi irdelemelisiniz.
  549. Mesela, levye ile herhangi bir yere
    girdiđimde ţüphesiz her seferinde
  550. hasar veririm. Fakat Aaron saniyede
    100 defa "Ýndir. Ýndir. Ýndir."
  551. diyen bir betik hazýrladýđýnda, kimseye
    bir zararý yoktur. Hele akademik
  552. araţtýrma için arţivi indirdiđinde,
    kimseye hiç bir zararý olmaz.
  553. Elde ettiklerini çalmýyor,
    satmýyor ya da dađýtmýyordu.
  554. Bence meramýný anlatmak
    için yapmýţtý.
  555. Tutuklama, Aaron'ý bitkin düţürmüţtü.
  556. Bu konuda konuţmazdý. Bi hayli gergindi.
    Düţünsene,
  557. FBI kapýnýn önünde bitmek
    için fýrsat kolluyor, sýrf
  558. kapýyý kilitlemeyi unuttuđun
    için çamaţýr yýkamaya
  559. çýktýđýnda evine giriyorlar
    Ben bayađý gerilirdim. Bu
  560. yüzden son zamanlarda Aaron
    hep ekţi bir ruh halindeydi.
  561. O sýralarda konumunu belli edecek hiç bir
    bilgi paylaţmadý. FBI gelir diye korkuyordu.
  562. Daha önce görülmemiţ çapta sosyal ve politik
    aktivizmin baţ gösterdiđi bir dönemdi.
  563. Hatta Time dergisi, 2011 yýlýnýn
    kiţisi olarak "Gösterici"yi seçmiţti.
  564. Her yer hacker eylemlerinin
    yuvasý haline bürünmüţtü.
  565. Wikileaks, sandýk dolusu diplomatik
    mesajlaţma ifţa etmiţti.
  566. Manning, sýzýntýnýn kaynađý olduđu
    kesinleţmediđi halde tutuklanmýţtý.
  567. Anonymous, kadrosunda
    bir çok hackerýn da
  568. olduđu bir online protesto grubu
    ayaklanmýţtý. Tüm bunlarýn
  569. olduđu bir zamanda O'nun
    davasý manasýzdý, JSTOR ve MIT
  570. kendi aralarýnda halletmeliydi.
    Ceza sisteminin dikkatini
  571. ayýrmamýţ olmasý gereken bir konuydu.
    Oraya ait deđildi...
  572. Dava açýlmadan önce bir
    anlaţma teklif edilmiţti; üç
  573. ay hapis, rehabilitasyon
    evinde bir süre konaklama
  574. ve bir yýl ev hapsi. Hepsinde
    bilgisayardan mahrum olacaktý.
  575. Tek ţart suçlamalarý
    kabul etmesiydi.
  576. Bulunduđumuz nokta ţöyleydi; devletin elindeki
    deliller, iddianame ne derece kuvvetli
  577. bilmiyorduk. Çok zor bir karar vermek
    durumundaydýk, avukatýmýz kabul etmemiz için baský
  578. yapýyordu. Devlet pazarlýksýz bir talepte
    bulunmuţtu. Bize söylenene göre galip gelme
  579. ihtimalimiz düţüktü. Suçlu olsan da olmasan
    da, en hayýrlýsý anlaţmayý kabul etmekti.
  580. Boston'ýn kendine ait bir Bilgisayar Suçlarý
    Bölümü vardý. Ýhtiyaçlarýndan çok daha fazla
  581. sayýda avukatlarý da mevcuttu. Bu durumu
    anlamak mümkün, zira zaman zaman karţýlarýna
  582. saati 500-700 dolar olan avukatlara sahip
    ţirketler, Rus hackerlar çýkardý. Bir de bir
  583. ţeyler yaptýđýný ispatlamanýn
    çok basit olduđu,
  584. FBI'ýn gözetlediđi çocuđun
    tekiyle bir dava.
  585. Neden elinden geldiđince kuvvetli
    saldýrmayasýn ki? Memleketin
  586. de hayrýna, zira o teröristlerle
    mücadele ediyorsun.
  587. Çok korkmuţtum. Bilgisayarýma el koymalarýndan
    korkuyordum. Hapse girmekten korkuyordum.
  588. Laptop'ýmýn içinde önceki iţimden kalma gizli
    kaynaklarým duruyordu. En büyük önceliđim
  589. kaynaklarýmý güvende tutmaktý. Ada'nýn
    baţýna geleceklerden korkuyordum. Aaron, bir
  590. anlaţma teklif ettiklerini söylemiţti. Eđer
    ben istersem kabul edeceđini söylemiţti.
  591. Kabul et demeye çok yaklaţmýţtým.
    Giriţimcilik olaylarýný býraktýđýndan
  592. bu yana çok ciddi siyasi tutkular
    edinmiţti. Bu politik yaţama sabýkalý
  593. biri olarak devam edemezdi. Bir gün
    Beyaz Saray'ýn önünden geçerken
  594. "Biliyor musun, burada sabýkasý
    olanlarý iţe almýyorlar." demiţti.
  595. Hayatýnýn o ţekilde olmasýný içten arzuluyordu.
  596. Kimseyi öldürmedi. Kimseye zarar vermedi.
    Para çalmadý. Suçlu gösterecek hiç bir
  597. ţey yapmadý. Sabýkalý biri olup oy verme
    hakkýný elinden almanýn hiç bir tutar
  598. yaný yoktu. Rezil bir durum, para cezasýna
    çarptýrýlmasý ya da MIT'ye girmesinin
  599. yasaklanmasý gibi ţeyler olsa anlarým.
    Ama bir suçlu kabul edilip hapsedilmesi?
  600. Swartz, anlaţma teklifini reddetti.
  601. "Heymann iki misli efor sarfetmeye baţladý. Bize her seviyede baský yapmaya baţladý."
  602. Aaron'ýn laptopýnda ele
    geçirilen fiziksel delillere
  603. rađmen, davacýlarýn,
    Aaron'ýn niyetine dair
  604. de delile ihtiyaçlarý vardý.
    Aaron neden JSTOR'dan
  605. makale indiriyordu?
    Bunlarla ne yapacaktý?
  606. Devlet, bunlarý yayýmlayacađýný iddia ediyordu.
    Gerçek niyeti bu muydu bilmiyoruz, zira
  607. Aaron'ýn eskiden beri dev
    makale setlerini analiz
  608. etme huyu vardý. Ýlginç
    çýkartýmlarý olurdu.
  609. Bunun en iyi kanýtý da ţudur;
    Stanford'da okuduđu dönemde
  610. Westlaw'ýn hukuk veritabanýnýn
    tamamýný indirmiţti.
  611. Stanford hukuk öđrencilerinin
    bir projesinde, Swartz
  612. Westlaw'ýn hukuk veritabanýný
    indirmiţti. Hukuki
  613. araţtýrmalara fon sađlayanlarla,
    çýkarlarýna uygun
  614. sonuçlar arasýnda rahatsýz
    edici bir bađ bulmuţtu.
  615. Hukuk profesörlerine para veren
    kar amacý güden ţirketler üzerine
  616. müthiţ bir analiz yapmýţlardý.
    Bu profesörler de Exxon gibi
  617. ţirketlerin zor zamanlarýnda iţine
    yarayacak makaleler hazýrlýyorlardý.
  618. Ýţe yaramaz araţtýrmalardan
    ibaret yozlaţmýţ bir sistem.
  619. Swartz, Westlaw dökümanlarýný ifţa etmemiţti.
    Teoride JSTOR veritabanýyla da ayný
  620. ţeyi yapýyor olabilirdi. Bu gayet olađan
    karţýlanýrdý. Fakat JSTOR'a rakip bir sistem
  621. kurup ücret karţýlýđý dađýtacak olsaydý,
    yaptýđý yasadýţý; elindekiler ile haksýz
  622. kazanç sađlýyor derdik. Fakat böyle bir
    niyetinin olduđunu düţünmek bile saçma.
  623. Bir de arada kalan bir ihtimal var.
    Ya geliţmekte olan ülkeler için
  624. özgürleţtirdiyse? Bu ihtimale
    baktýđýmýzda, yargý organýnýn farklý bir
  625. yaklaţým oluţturmasý gerekirdi. Devletse
    davayý yalnýzca ticari istismar
  626. kapsamýnda deđerlendirmekteydi, kredi
    kartý numarasý çalmýţ gibiydi.
  627. Veritabanýyla ne yapacaktý bilmiyorum.
    Fakat Aaron'ýn bir arkadaţýnýn
  628. anlattýđý kadarýyla, verileri analiz
    edecekti. Böylece ţirketlerin fon
  629. sađladýđý taraflý araţtýrmalarýn Ýklim
    Deđiţimi konusunda çarpýk sonuçlar
  630. çýkardýđýna dair kanýtlar elde edecekti.
    Buna kesinlikle inandým.
  631. Steve'in benimle konuţmak istediđini
    söylediler. Beni bu durumdan kurtaracak bir
  632. ţeydir diye düţündüm. Bilgisayarýma el
    konulacak korkusuyla yaţamak istemiyordum.
  633. Bilgisayarýmýn ţifresini çözmeye ikna
    ettikten sonra beni hapse atmalarýndan
  634. korkuyordum. Steve'in benimle konuţmak istediđini
    söylediklerinde kulađa makul gelmiţti.
  635. Norton'a Bir Günlük Kraliçe
    mektubu teklif ettiler.
  636. Bu, davacýlarýn dava
    hakkýnda soru sormalarýna
  637. imkan sađlýyordu; Norton'ýn bu esnada verdiđi
    bilgilere dair dokunulmazlýđý olacaktý.
  638. Sevmedim. Bir bit yeniđi varmýţ gibiydi.
    Dokunulmazlýk
  639. istemiyordum, ihtiyacým da yoktu.
    Bir ţey
  640. yapmamýţtým. Ama avukatlarým
    dokunulmazlýđý kabul
  641. etmeden onlarla görüţmemem
    konusunda çok katýydýlar.
  642. -Emin olmak için soruyorum, bu Bir
    Günlük Kraliçe teklifiydi deđil mi?
  643. - Evet -Yani dokunulmazlýk
    karţýlýđýnda bilgi verdin. -Bilgi
  644. vermek deđildi, en azýndan ben öyle
    görmüyordum. Söyleţi, tartýţma
  645. kývamýnda bir ţeydi.-Sonra sana
    sorular sormaya baţladýlar. -Evet
  646. -Ve ne öđrendikleri ţeylerle seni
    yargýlayamayacaklardý. -Öyle.
  647. Ben de inatla çýplak girmeye çalýţtým.
    Defalarca teklifi
  648. reddetmeye çalýţtým. Hastaydým,
    avukatlarýmýn baskýsý altýndaydým,
  649. kafam karýţýktý. Bu noktada
    kendimi pek iyi hissetmiyordum.
  650. Karamsardým, korkmuţtum. Neyin içinde
    olduđumu anlayamamýţtým. Niye bu durumda
  651. olduđumu da anlayamamýţtým. Býrakýn
    hatalýyý, ilginç bir ţey bile yapmamýţtým.
  652. Aklýmýzý kaybettik. Aaron buna çok ţaţýrmýţtý,
    avukatlarý çok ţaţýrmýţtý, hepimiz
  653. çok ţaţýrmýţtýk. Quinn'i avukatlarýný
    deđiţtirmeye ikna etmeye çalýţtýk.
  654. Silahlý, kocaman adamlarla bir dolu bir odada
    tutulmaya alýţkýn deđildim. Sürekli "Yalan
  655. söylüyorsun" diyorlardý, bir ţeyler yapmýţ
    olmalýydým. Yargýladýklarý ţeyin suç olmadýđýný,
  656. tarihin yanlýţ tarafýnda durduklarýný söyledim.
    Aynen bu kelimeleri kullandým, "Tarihin
  657. yanlýţ tarafýndasýnýz." Sýkýlmýţlardý. Kýzgýn
    falan deđillerdi, bildiđin canlarý sýkýlmýţtý.
  658. Sonradan anladým ki ayný diyalođu
    sürdürmüyormuţuz. Onlara
  659. insanlarýn neden akademik
    makale indirebileceklerini
  660. açýklýyordum, arada ne olduđunu
    anýmsamýyorum ama bir notkada
  661. O'nun bir blog yazýsýndan
    bahsettim, "Gerilla Açýk Eriţim Manifestosu"
  662. Bu, Gerilla Açýk Eriţim Manifestosu, Temmuz 2008'de
    Ýtalya'da yazýlmýţ. [I.Barýţ Fidaner'in çevirisidir] Bilgi güçtür. Fakat her
  663. zaman olduđu gibi bu gücü kendine saklamak
    isteyenler var. Yüzyýllarca dünyanýn her yanýnda,
  664. kitaplar ve dergilerde yayýnlanmýţ bütün bilimsel
    ve kültürel mirasýn giderek daha fazlasý
  665. sayýsallaţtýrýyor ve bir avuç özel ţirket tarafýndan
    kilit altýna alýnýyor. Dýţarýda býrakýlanlar, bu
  666. sýrada siz de boţ durmuyordunuz.
    Çatlaklardan
  667. gözlüyordunuz, çitlerden
    týrmanýyordunuz ve yayýncýlarýn
  668. kilit altýna aldýđý
    bilgileri özgürleţtirerek
  669. arkadaţlarýnýzla paylaţýyordunuz.
    Ama bütün bu
  670. eylemler karanlýkta,
    yeraltýnda gizlenerek
  671. ilerliyordu.Hýrsýzlýk veya
    korsanlýk denildi, sanki bir
  672. bilgi hazinesini paylaţmak
    bir gemiyi soyup
  673. mürettebatý öldürmek ile
    ahlaken eţdeđermiţ gibi.
  674. Fakat paylaţmak ahlaken yanlýţ deđildir, aksine
    ahlaki bir buyruktur. Yalnýz açgözlülükten
  675. gözü dönmüţ birisi arkadaţýna istediđi
    kopyayý vermez. Adil olmayan yasalarý
  676. izlemek adaletli olamaz. Aydýnlýđa çýkmanýn,
    büyük sivil itaatsizlik geleneđimizle,
  677. kamusal kültürümüzün ţahsi gaspýna karţý
    olduđumuzu ilan etmenin zamaný gelmiţtir.
  678. Ýddialara göre, manifesto aslýnda dört
    farklý kiţi tarafýndan yazýlmýţtý
  679. ve Norton tarafýndan düzenlenmiţti.
    Fakat altýna Swartz imza atmýţtý.
  680. Bittiđinde hemen Aaron'ýn
    yanýna koţtum ve olan
  681. biten ne hatýrlýyorsam anlattým.
    Çok sinirlenmiţti.
  682. Yaptýklarýmýn toplamý böyle
    çýkmamalýydý. Yanlýţ
  683. bir ţey yapmamýţtým, ama
    her ţey yanlýţ gitti.
  684. Ama hiç...
  685. Hala kýzgýným. Bu insanlarla dođru muhattap
    olmak için elinden geleni yaparsýn,
  686. ama onlar herţeyi aleyhine çevirirler ve
    incitebilecekleri her ţeyi kullanýrlar.
  687. Ve o anda, söylediđim
    ţeyden dolayý piţman oldum.
  688. Ama en büyük piţmanlýđým
    buna razý olmamýzdý.
  689. Kabul etmemizdi. Ýnsanlara
    tuzak kurup hayatlarýný
  690. mahveden bu adalet
    sistemini kabul etmemizdi.
  691. Bu yüzden, evet, keţke söylememiţ olsaydým.
    Ama asýl öfkem
  692. olduđum yeredir. Buna razý
    olan bir halk olmamýzdýr.
  693. Aaron'ý zor durumda býrakacak
    bilgiler edinebilmek için kýzcađýza
  694. hayal edebildikleri bütün fenalýklarý
    yaptýklarýný düţünüyorum.
  695. Ama, devlete koz verebilecek bir bilgiye sahip olduđunu düţünmüyorum.
  696. Swartz'ýn ailesi ve arkadaţlarý, korkunç
    iddianameyi beklerken aylar geçer. Bu
  697. esnada, Swartz internetle ilgili sorunlarda
    aranan bir uzman haline gelmiţti.
  698. ... siz internetin bir insan hakký olduđunu
    ve devletin buna engel olmamasý gerektiđini
  699. düţünüyor musunuz? - Evet, kesinlikle.
    Ulusal güvenlik, interneti kapatmak için
  700. bahane edilemez. Mýsýr, Suriye ve diđer
    ülkelerde duyduđumuzla ayný ţey. Dođru,
  701. Wikileaks gibi siteler Amerika'nýn yaptýđý
    utanç verici ţeyleri internete koyacaktýr,
  702. insanlar protesto etmek için
    toplanacaklardýr. Ama bu güzel bir ţey.
  703. Anayasanýn birinci
    maddesindeki ifade
  704. özgürlüđünün esprisi de budur zaten.
    Bunlarý engellemek
  705. ve kapatmak Amerika'nýn temel
    prensiplerine aykýrýdýr.
  706. Kurucu atalarýmýzýn zamanýnda
    internet olsaydý, anayasaya posta
  707. teţkilatý yerine internet servis
    sađlayýcýlarý koyarlardý.
  708. Swartz, aktivist Taren Stinebrickner-Kauffman
    ile tanýţýr ve çýkmaya baţlarlar.
  709. [Online Organizatörlerin
    Ađzýndan Çýkanlar videosundan]
  710. -Küresel çapta yaygara
    koparmamýz lazým. -Böyle
  711. bir ţeye gerek yok, bir
    ţey deđiţtirmeyecek ki.
  712. -Bence bu ţehirden dört kiţi
    küresel yaygarayý tetiklemeli.
  713. -Bence dilekçe
    imzalatacak biri lazým.
  714. Ne olduđunu çaktýrmadan, bazý olaylara karýţtýđýndan "Kötü Olay" ţeklinde bahsetmiţti.
  715. Benim aklýma da delice
    tahminler geliyordu, Elizabeth
  716. Warren ile gayrýmeţru iliţki gibi ţeyler.
    Ya Hillary
  717. Clinton idi ya da Elizabeth Warren.
    Temmuz'un sonu
  718. gibi bana telefon açtý ve
    "Kötü Olay" yarýn haberlere
  719. çýkabilir dedi. "Ben mi
    anlatayým yoksa haberlerde
  720. mi izlersin?" diye sordu.
    Tabiki ondan dinlemek
  721. istedim. Çok fazla sayýda
    akademik makale indirdiđini
  722. söyledi, ve O'nu ibret
    olsun diye yakacaklardý.
  723. "Bu mu yani?" dedim, "bunca
    keţmekeţ sýrf bunun için miydi?".
  724. Büyütülecek bir ţey yok gibiydi.
  725. 14 Temmuz 2011'de makamlar, Swartz'ý
    dört farklý maddeyle suçlarlar.
  726. Davanýn açýldýđý gün,
    Ýngiltere'de lulzsec üyesi iki
  727. kiţi ve bir kaç ciddi hacker tutuklanýr.
    Aaron da hacker gibi
  728. gözüktüđünden kellesini mýzrađa
    geçirip surlara dikeceklerdir.
  729. Aaron teslim olmaya gittiđinde O'nu
    tutukladýlar. Çýplak arama yaptýlar, ayakkabý
  730. bađcýklarýna el koydular, kemerini de
    aldýlar ve tecrit hücresine kapattýlar.
  731. Massachusetts Savcýlýđý'nýn
    basýn açýklamasýnda, Swartz'ýn
  732. 35 yýl hapis cezasý, üzerine
    üç yýllýk gözetimli
  733. salýverilme, zararýn karţýlanmasý,
    haciz ve bir milyon
  734. dolara kadar para cezasý istemiyle
    yargýlandýđýný bildirdi.
  735. 100.000 dolarlýk bir kefaletle serbest
    býrakýlýr. Ayný gün, davacý JSTOR resmi
  736. olarak bütün suçlamalardan vazgeçtiđini
    açýklar ve dava takibini reddeder.
  737. JSTOR bizim arkadaţýmýz deđildi,
    yardýmcý olduđu bir konu da yoktu.
  738. Sadece bu konuyla alakadar
    olmak istemiyorlardý.
  739. JSTOR ve ait olduđu ţirket ITHAKA, belgeselde
    temsil edilmekten kaçýndý. Ama o sýralarda
  740. dava açmanýn kendilerine deđil devlete
    ait bir karar olduđunu açýklamýţlardý.
  741. Hal böyle olunca, dava düţer sanmýţtýk.
    Steve Heymann davayý býrakýr
  742. ya da makul bir çözüme ulaţýrýz zannettik.
    Ama devlet reddetti.
  743. -Neden?
  744. Çünkü Aaron'ý ibret olsun diye
    cezalandýrmak istiyorlardý. Hatta
  745. sabýkasý olmamasýna rađmen hapis
    cezasýndan vazgeçmemelerinin
  746. sebebinin bu davanýn caydýrýcýlýk
    teţkil etmesi için olduđunu söylediler.
  747. -Bunu mu söylediler?
    -Evet -Ýbretlikti yani?
  748. -Evet
    -O'ndan ibret aldýracaklardý?
    -Evet
  749. Steve Heymann aynen bunu söyledi.
  750. Kimi caydýrýyorlardý? Etrafta
    JSTOR'a girip makaleleri indirip
  751. politik duruţ sergileyen insanlar mý vardý?
    Kimi caydýrdýlar?
  752. Wall Street ekonomik krizine sebep olan, yüz
    yýlýn en büyük ekonomi suçunu iţleyenleri
  753. yargýlamýţ olsaydý, Obama yönetiminin
    caydýrýcýlýk duruţu makul olabilirdi.
  754. Caydýrýcýlýk yöntemini seçici kullandýđýnýzda,
    hukuki yaptýrýmlarý sýrf siyasi ideolojilere
  755. uyguladýđýnýzda, sadece
    demokrasiye aykýrý olmaz,
  756. Amerika'lýlýđa da aykýrý
    davranmýţ olursunuz.
  757. Anlatýlana göre, Steve
    Heymann, MIT danýţmanýna
  758. bardađý taţýran son
    damlanýn Demand Progress
  759. adlý oluţumun basýn açýklamasý olduđunu
    söylemiţti. Aaron bu oluţumun kurucularýndandý.
  760. MIT dedikodusuna göre, Heymann
    bu ufak destek yazýsýna
  761. tepki göstermiţti. "Vahţi
    Ýnternet Kampanyasý" ve "ahmakça
  762. bir hamle" olarak nitelemiţti.
    Davayý insancýl, birebir
  763. halinden koparýp kurumsal bir
    mücadeleye dönüţtürmüţtü.
  764. Bu, zehirli bir karýţýmdý. Önünde siyasi
    bir kariyer olan ve çehresini yitirmek
  765. istemeyen bir savcý, böyle bir davanýn
    yoluna taţ koymasýný istemezdi.
  766. Kütüphaneden çok fazla kitap aldý diye
    yüksek miktarda vergiyi bir çocuđu
  767. tutuklamak için harcadýktan sonra, mahkemede
    eline vermeleri? Buna müsade etmezdi.
  768. Ben de MIT'nin bu yargýlamaya engel olmasý için harekete geçtim.
  769. -MIT'nin tepkisi ne oldu?
    - O noktada MIT'den hiç bir tepki yok gibiydi.
  770. MIT, Aaron'ý savunmadý. MIT içerisindeki
    topluluklarý öfkeye bođmuţtu bu durum.
  771. Çünkü MIT bu tarz hacker
    aktivitelerini teţvik eden bir yerdi.
  772. Girmenin yasak olduđu odalarda ve tünellerde
    gezinmek, MIT'de sadece bir geçiţ ayini
  773. deđildi, MIT turunun da bir parçasýydý bu.
    Kilitleri açmak için ders bile vardý.
  774. MIT'nin bu duruma engel olmak için ahlaki bir yükümlülüđü vardý.
  775. MIT olay boyunca hiç ayađa kalkýp saf
    tutmadý. Federallere aţýrý tepki
  776. veriyorsunuz, çok sert yükleniyorsunuz
    bi' durun demedi. Ben böyle biliyorum.
  777. Bir ţirket nasýl davranýrsa öyle
    davrandýlar. Devlete yardým ettiler,
  778. mecbur kalmadýkça bize etmediler.
    Ve durdurmaya çalýţmadýlar.
  779. Defalarca rica etmemize rađmen
    MIT yorum yapmayý reddetti.
  780. Fakat daha sonra yayýnladýklarý
    açýklamada, tarafsýz kalmaya
  781. çabaladýklarýný söylediler.
    Savcýlýk ve Heymann'ýn MIT'nin
  782. davayla ilgili düţüncelerini
    umursamadýklarýný belirttiler.
  783. MIT'nin davranýţlarý, kendi ahlaki deđerleriyle
    çeliţiyordu. Olan biteni görmezden geldiler
  784. diyebiliriz. Ve aslýnda "tarafsýz" duruţlarý,
    savcýlýđýn yanýnda olmaktan farksýzdý.
  785. Baktýđýnýz zaman Steve Jobs ve Steve
    Wozniak iţlerine Blue Box satarak
  786. baţlamýţlardý. Bu cihaz telefon
    ţirketini dolandýran bir ţeydi.
  787. Bill Gates ve Paul Allen'a
    baktýđýnýzda iţe Harvard'ýn
  788. bilgisayarlarýný kullanarak
    baţlamýţlardý, ki bu yasaktý. Bahsettiđim
  789. insanlarla Aaron arasýndaki tek
    fark Aaron'ýn para kazanmak
  790. yerine dünyayý daha iyi bir yer
    haline getirmek istemesiydi.
  791. Swartz, internetle ilgili çeţitli
    sorunlarda dobra olmaya devam etti.
  792. "...internetin iţlevselliđinin nedeni
    rekabet dolu bir fikir pazarý olmasý.
  793. Odaklanmamýz gereken ţey
    devletimize dair daha fazla
  794. bilgi edinebilmek, daha fazla
    eriţebilirlik ve daha fazla tartýţma.
  795. Oysa meclis bir ţeylere engel
    olmaya odaklanmýţ gibi gözüküyor."
  796. Aaron, insanlara olan biteni
    açýk ve anlaţýlýr biçimde
  797. izah ederek dünyayý
    deđiţtirebileceđini düţünmüţtü.
  798. "...FLAME tam anlamýyla bilgisayarýnýza
    hükmedip sizi izlemesini
  799. sađlayabilir. Programa tekrar
    hoţgeldin Aaron." "...týpký
  800. casuslarýn eski günlerde mikrofon vb.
    kullandýđý gibi,
  801. fakat bilgisayarýnýzý kullanarak
    ayný ţeyleri yapýyorlar."
  802. Swartz'ýn siyasi faaliyetleri devam eder.
    Dikkatini, internet
  803. korsanlýđýna engel olmak için hazýrlanan
    yasa tasarýsý SOPA'ya yöneltir.
  804. Peter Eckersley gibi aktivistler
    bunu ulaţýlabilir olmayan,
  805. internetin teknik bütünlüđünü bozacak
    bir hareket olarak gördüler.
  806. Yaptýđým ilk ţey Aaron'ý aramak oldu.
    Buna karţý büyük
  807. bir online kampanya yapabilir
    miyiz diye sordum.
  808. "Bu yasa tasarýsýnýn telif haklarýyla
    alakasý yok" dedi. "Yok mu?" dedim. "Hayýr"
  809. dedi, "bu bađlanma özgürlüđü ile ilgili
    bir ţey." O an dinlemeye baţladým.
  810. Üzerinde biraz düţündü ve evet dedi. Gidip Demand Progress'i (Ýlerleme Talep et) kurdu.
  811. Demand Progress bir online
    aktivizm topluluđudur. Ţu an bir
  812. buçuk milyon üyemiz var. 2010
    sonbaharýnda kuruldu. Aaron
  813. örgütlenmedeki en etkin
    kiţilerden biriydi, sosyal adalet
  814. kapsamýndaki konulara federal
    seviyede önderlik ediyordu.
  815. SOPA internet üzerindeki film, müzik gibi
    yapýtlarýn korsan kullanýmýný azaltma amacý
  816. güden bir yasa tasarýsýydý. Yaptýđý ţey ise
    neţterlik probleme balyozla vurmak gibiydi.
  817. Yasa geçseydi, firmalara yargý süreci
    olmaksýzýn sitelere finansal engel koyma imkaný
  818. verecekti. Hatta Google'a ilgili sitelerin
    linkini silmeye zorlayabileceklerdi.
  819. Tek ihtiyaçlarý telif hakký ihlali
    olduđunu iddia etmekti. Geleneksel medya
  820. titanlarýný, yeni ve çok daha sofistike
    remiks kültürüyle ayný çukura sokuyordu.
  821. ...Web sitesi iţleten herkesi polis
    memuruna konumuna düţürüyor.
  822. Eđer siteyi kullanan
    herkesi takip edip
  823. yasadýţý olma ihtimali bile
    olan ţeylere engel olmazlarsa,
  824. sitenin tamamý dava bile
    açýlmadan kapatýlabiliyor.
  825. Haddini aţan bir ţeydi, bir felaketti.
  826. Bu yasa tasarýsý, internet
    kullanan her bireyin ifade
  827. ve medeni haklarýna ciddi
    tehdit oluţturmaktadýr.
  828. [Oregon Senatörü] "Bakýn, biz de korsan yanlýsý
    deđiliz.Fakat korsanla mücadele uđruna
  829. interneti açýk ve özgür
    kýlan mimarisini yoketmenin
  830. bir manasý yok" diyebilen
    çok az kiţiydik.
  831. Ve Aaron bunu hemen anlamýţtý.
  832. Anayasa güvencesindeki özgürlükler,
    ülkemizi üzerine inţaa ettiđimiz bu
  833. özgürlükler; birden bire silinecek.
    Bize daha fazla özgürlük getirmesi
  834. gereken teknolojiler, kazanmýţ
    olduđumuz haklarý elimizden alacaklar.
  835. Ve o gün Peter ile konuţurken,
    buna müsade edemeyeceđimi anladým.
  836. SOPA, 2011 Ekim'inde duyurulduđunda
    kaçýnýlmaz gözüküyordu.
  837. O esnadaki stratejimiz
    yasalaţmasýný biraz
  838. geciktirmek ve belki biraz
    deđiţtirtmekti. Biz
  839. bile, bu yasayý durdurabileceđimizi
    düţünmüyorduk.
  840. Washington'da çalýţtýđýnda ţunu
    öđreniyorsun; yasama üzerine yapýlan
  841. kavgalar, farklý ţirketlerin maddi
    çýkarlarý üzerine kavgalardýr.
  842. En zorlu kavgalar, ayný seviyede maddi
    kaynaklara, lobi faaliyetlerine
  843. sahip iki firmanýn çýkar
    çatýţmasýnýn olduđu kavgalardýr.
  844. Bütün paranýn ve ţirketlerin
    ayný safta, karţýlarýnda ise
  845. milyonlarca insanýn olduđu
    kavgalarsa kavgadan sayýlmaz bile.
  846. Kamu hizmetinde geçirdiđim uzun
    yýllar boyunca PIPA ve SOPA
  847. benzeri ţeyler görmedim bile.
    Yasa tasarý halindeyken bile
  848. hali hazýrda destek veren 40 senatör vardý.
    Prosedürleri
  849. halletmek için gereken 60 oyun
    çođuna ulaţmýţlardý bile.
  850. Zor bir dönemdi, ben bile kendimden ţüphe etmiţtim.
  851. Swartz ve Demand Progress, devasa
    bir destek oluţturmuţtu bile.
  852. Geleneksel toplumsal
    öfke ve VoIP'yi
  853. (Internet Üzerinden Ses
    Protokolü) kullanmýţlardý.
  854. Ýnsanlar çok basit bir ţekilde
    meclisi arayabiliyorlardý.
  855. Hem hareket stratejisti hem
    de teknoloji yönünde O'nun
  856. seviyesinde uđraţ veren
    kimseyle tanýţmamýţtým.
  857. Milyonlarca insan meclisle
    iletiţime geçti ve SOPA
  858. karţýtý dilekçeler imzaladý.
    Meclis gafil aflanmýţtý.
  859. Tasarýyý tartýţan bihaber
    milletvekillerinin ilginç bir hali vardý.
  860. Bir avuç inek onlarýn interneti
    düzenlemesine engel olamazdý.
  861. -Ýnek deđilim. -...
    yeterince inek deđilim. -Bu
  862. ţeyin ne iţe yaradýđýný bi'
    kaç ineđe sormak lazým.
  863. -Bi'kaç inek çađýrýp soralým derim.
  864. Cidden mi? Ýnekler? Galiba aradýđýn kelime
    uzman olacaktý. Sizi bilgilendirip,
  865. çýkardýđýnýz yasanýn geri tepmemesini,
    interneti bozmamanýzý sađlayacak olan kiţiler.
  866. Biz "geek" terimini kullanýrýz. Kullanabiliriz, çünkü biz geekiz.
  867. Uzmanlara danýţmadan bu
    noktaya kadar gelmesi,
  868. kasabamýzda bir sýkýntý
    olduđu gerçeđini kanýtlar.
  869. Yaptýđýmýz ţeyin hatalý
    olduđunu, bu kurulun önüne
  870. geçip açýklayabilecek
    birilerini bekliyorum.
  871. Eskiden bilimsel ve teknolojik
    danýţmanlýk yapan bir daire vardý.
  872. Üyeler gidip x, y,
    z'yi anlamamý sađlayýn
  873. diyebiliyorlardý. Fakat para
    israfý diyerek orayý kapattýlar.
  874. O vakitten beri meclis
    Orta Çađ'a geri döndü.
  875. Aaron dahil kimse SOPA'yý
    yeneceđimizi düţünmüyordu.
  876. Denemeye deđerdi, ama
    kazanýlabilir gibi gözükmüyordu.
  877. Fakat bir kaç ay sonra
    bana "galiba kazanacađýz"
  878. dediđini anýmsýyorum. Müthiţ
    olur diye yanýtladým.
  879. Meclise yapýlan çađrýlar devam eder.
    GoDaddy adlý alan adý
  880. sunucusu, SOPA'ya destek verenler
    kervanýna katýlýnca onbinlerce
  881. müţterisi protesto amacýyla baţka
    servislere geçer. Bir hafta
  882. sonrasýnda, daha mütevazý bir
    GoDaddy duruţunu deđiţtirir.
  883. Plak ve film endüstrisine
    destekçi vekiller, ters
  884. tepkiyi gördüklerinde
    tasarýyý biraz törpülediler.
  885. Kývýrmayý görebiliyorduk, iddialarýmýz yankýlanmaya baţlamýţtý.
  886. Sanki Aaron her kibrit çaktýđýnda
    birisi söndürüyordu. Fakat o
  887. çaktýkça çýkan kývýlcýmlar alev aldý
    ve koca bir ateţ topuna dönüţtü.
  888. 16 Ocak 2012'de Beyaz Saray, tasarýyý
    desteklemediđine dair bir açýklama yaptý.
  889. Sonra da ţu oldu:
  890. Korsanla mücadeleye deđer veren,
    buna gerçekten inanan biriyim.
  891. Ama bu tasarý, dođru
    tasarý deđil.
  892. Jimmy Wales, desteđini Wikipedia'yý
    karartarak gösterdi. Dünyanýn en popüler 5.
  893. web sitesiydi, internetteki tüm
    týklamalarýn yüzde birkaçý bu sitedeydi.
  894. Wikipedia karardý, reddit
    karardý, Craigslist kardý.
  895. Meclis ile aramýzdaki uçurum eridi.
    Meclis üyeleri
  896. bir kaç gün evvel pohpohladýklarý
    tasarýdan desteklerini
  897. çektiđini açýklamak
    için yarýţmaya baţladý.
  898. 24 saat içerisinde, tasarýya karţý çýkanlarýn sayýsý 31'den 101'e çýktý.
  899. Meclis üyeleri ve senatörlerin sitelerin
    karartýldýđý gün içerisinde yavaţça taraf
  900. deđiţtirmelerini izlemek mükemmeldi. 100
    kadar temsilci taraf deđiţtirmiţti.
  901. Ýnanmasý her ne kadar güç olsa da, her ţeye
    rađmen kazanmýţtýk. Herkesin imkansýz olduđunu,
  902. dünyanýn en büyük ţirketlerinin
    boţ hayal olarak
  903. gördüđü ţey, gerçekleţmiţti.
    Baţardýk. Kazandýk.
  904. [SOPA öldü, ...]
  905. Ýnternet siyasetinde, hatta Amerikan
    siyasetinde tarihi bir haftadayýz.
  906. Washington D.C.'de mecliste
    çalýţanlardan duyduđumuza
  907. göre karartma günkü mail ve
    telefon trafiđi hiç bu kadar
  908. yođun olmamýţtý. Bence çok
    heyecanlý bir andý. Bu,
  909. internetin siyasi anlamda
    yetiţkinliđe eriţtiđi gündü.
  910. Çok neţeli bir zamandý, zira gerçekten
    olduđuna hala inanamýyorduk.
  911. Arkasýnda bu kadar maddi destek olan bir
    tasarý geçememiţti, hatta dibi boylamýţtý.
  912. Zaman zaman güçsüz hissetmek normaldir.
    Yürüyüţ yapar, bađýrýsýn ve
  913. kimse seni duymaz. Ama bugün size
    güçlü olduđunuzu söylemeye geldim.
  914. Zaman zaman kulak
    asmadýklarýný düţünürsünüz,
  915. ama bugün size sizi
    dinlediklerini söylüyorum.
  916. Bir fark yaratýyorsunuz. Mücadele etmeye devam
    ederseniz, bu tasarýyý durduracaksýnýz.
  917. PIPA'yý dur de, SOPA'ya dur de!
  918. Dev internet ţirketleri, açýk söylemek
    gerekirse, rekabetin olmadýđý,
  919. sansürlenen bir ortamdan fayda sađlarlar.
    Buna müsaade edemeyiz.
  920. Büyük bir deđiţimin bir parçasý olmaktansa,
    küçük bir deđiţimi kesinleţtirmeyi
  921. yeđlerdi. Ama SOPA, devasa bir
    deđiţimde devasa bir rol oldu.
  922. Bu, onun için kavram ispatý oldu. Yaţamýný
    dünyayý deđiţtirerek geçirmek istiyordu.
  923. Bilimsel bir tadda incelediđinde, ne derece
    etkisi olduđunu ölçtü ve mümkün olduđunu gördü.
  924. "Sürdürmek istediđim hayat
    tarzý mümkün, bunu ispatladým.
  925. Ben, Aaron Swartz, dünyayý
    deđiţtirebilirim"
  926. Çok da bir ţey yapamadýđýný
    düţünen bir adama göre,
  927. ki Aaron böyle biriydi,
    iyi bir ţeyler yaptýđýný
  928. hissettiđi ender anlardandý;
    bunu görebiliyordunuz.
  929. Hayatýnda zaferini kutladýđý
    tek an diyebiliriz.
  930. Herkes SOPA'yý durduramazsýnýz diyordu.
    Durdurduk. Manyak derece güzel üç tane
  931. zafer elde ettik, ve daha yýl bitmedi bile.
    Ýyimser olma zamaný bu zamandýr.
  932. Tutuklandýktan bir yýl
    sonra SOPA zaferini tattý,
  933. mutluluđuna ţaţýrmamak gerek.
    Bir çok olay vardý.
  934. Siyasi sürece o kadar uyum sađlamýţtýki, engellemek mümkün deđildi.
  935. Swartz'ýn kurduđu veya
    kurucularýndan biri olduđu
  936. organizasyonlarýn listesi devasaydý.
    Edward
  937. Snowden'ýn internet gözetlemelerini ifţasýndan
    yýllar önce Swartz bu konuda endiţeliydi.
  938. Hesap verme yükümlülüđünün bu kadar
    rahat ele alýnmasý ţoke edici.
  939. Casusluk programýnýn ne
    çapta olduđunu açýklayan
  940. istatistik bile yok. Cevap "Yea
    o kadar çok insaný gözetliyoruz
  941. ki saymanýn mümkünatý yok."
    ise, bu çok ciddi bir rakam.
  942. "Dinlediđimiz telefon
    sayýsýný biliyoruz, ama
  943. kaç kiţiye tekabül ettiđini
    bilemeyiz." deseler
  944. anlarým, ama yanýtlarda hiç bir zaman sayý
    vermiyorlar. Bu, bayađý korkutucu bir ţey.
  945. O'na inanýlmaz baský uyguluyorlardý.
    Bütün parasýný
  946. aldýlar, fiziksel özgürlüđünü
    almakla tehdit ettiler. Neden
  947. yaptýlar? Neden gerçeđi gün ýţýđýna
    çýkaranlarýn peţine düţüyorlar?
  948. Bankalardan savaţlara, bu
    devletin ţeffaflýđý...
  949. Yani, gizlilik; hali hazýrda
    gücü elinde bulunduranlarýn
  950. iţine yarýyor. Her nasýlsa
    ayný gizlilik, devletin
  951. muhtemelen yasadýţý ve anayasaya
    aykýrý ţeyler yaptýđý
  952. zamana denk geliyor. Yani,
    bu iki ţey rastlantý deđil.
  953. Açýkça ortadadýrki, bu teknoloji deniz
    aţýrý ufak ülkelere karţý deđil, ABD
  954. devleti tarafýndan kendi sýnýrlarý içerisinde
    kullanýlmak üzere geliţtirilmiţtir.
  955. Gözetleme programýyla ilgili
    problem, ta Nixon yönetiminden bu
  956. yana yavaţ yavaţ geniţlemesidir.
    11 Eylül sonrasýnda G.W.Bush
  957. zamanýnda devasa bir hale gelmiţtir,
    Obama da geniţletmeye devam etmektedir.
  958. Sorun gittikçe daha da
    kötü bir hale gelmiţtir.
  959. Hiç bir zaman "Gün
    bugündür, ţimdi duruţumuzu
  960. keskinleţtirmemiz gerek."
    dediđimiz bir an olmamýţtý...
  961. Aaron'ýn hukuki süreci, tahminimce, lazer
    kadar keskin bir mesaj yollamaktý.
  962. Obama yönetiminin siyasi tehdit olarak
    gördüđü bir grup insana bir mesaj.
  963. Bu grup; hackerlar, bilgi ve demokrasi
    aktivistleriydi. Ve Obama yönetiminin
  964. göndermek istediđi mesaj, tahminimce,
    "Bize dert açacak yetilerinizin
  965. olduđunu biliyoruz. Ve Aaron Swartz'ý
    size ibret olsun diye cezalandýrýyoruz.
  966. Böylece korkacak ve o derdi
    baţýmýza açamayacaksýnýz."
  967. ...ve devlet de dedi
    ki "Gözetim programýný
  968. yasallaţtýrmak için
    kullandýđýmýz hukuki görüţler
  969. de gizli belgelerdir, bu yüzden sizi gözetlerken
    kullandýđýmýz yasalarý söyleyemeyiz."
  970. ... her seferinde "siber savaţ
    halindeyiz, siber suçlular
  971. bize yine saldýrýyor.
    Hepimiz tehdit altýndayýz,
  972. tehlikedeyiz" diyorlar. Bunlarý
    da gittikçe daha tehlikeli
  973. hale gelen yasalarý çýkartmak
    için bahane ediyorlar.
  974. -Mücadelenin gidiţatý hakkýndaki görüţlerin ne?
    -Sana bađlý!
  975. Ýki farklý kutupta bakýţ açýsý var.
    Biri, her ţey süper;
  976. internet bize özgürlük
    verdi ve muhteţem bir ţey.
  977. Diđeri, her ţey felaket
    durumda, internet bizi
  978. gözetlemeleri ve baský kurmalarý
    için bir çok aygýt sundu.
  979. Ve ikisi de dođru. Ýnternet her ikisine
    de sebep oldu. Her ikiside ţaţýrtýcý
  980. ve hayret verici. Uzun vadede
    hangisinin kazanacađý bize kalmýţ. Biri
  981. diđerinden daha dođru demek gereksiz;
    ikisi de dođru. Hangisine yođunlaţýp
  982. faydalanacađýmýz ise bize kalmýţ; çünkü
    her ikisi de hep etrafta kalacak.
  983. 12 Eylül 2012'de, federal
    savcýlýk, eskisini
  984. geçersiz kýlan yeni bir
    iddianame hazýrladý. Üç
  985. yeni suçlama eklendi;
    elektronik sahtekarlýk,
  986. korunmuţ bir bilgisayardan
    hukuksuz bilgi edinimi
  987. ve bilgisayar sahtekarlýđý.
    Böylece Swartz, dört
  988. yerine on üç maddeden suçlanýyordu.
    Savcýlýđýn
  989. elindeki kozlar bi hayli çođalmýţtý, Swartz'ýn
    potansiyel hapis süresi ve cezasý da...
  990. Ayrý bir iddianame ile daha
    fazla suçlama yönelttiler.
  991. Eyleminin bir kaç tane
    federal suça neden tabi
  992. olduđuna dair bir teori ürettiler.
    Yasalara göre
  993. oldukça ciddi bir ceza
    gerektirebileceđini söylediler.
  994. Bu teori ve savcýlýđýn dava dosyasýndaki
    bir çok diđer madde, 1986 yýlýnda çýkan
  995. bir yasaya dayalýydý. Adý Bilgisayar
    Sahtekarlýđý ve Ýstismarý Yasasý idi.
  996. Bu yasa, baţrolünde Matthew
    Broderick'in olduđu 83 yapýmý
  997. WarGames (SavaţOyunlarý) filminden
    esinlenmiţti. Güzel filmdi.
  998. "Ţimdi yakaladým."
  999. Filmde, genç bir çocuk sihirli bilgisayar ađlarýný kurcalayarak nükleer saldýrý baţlatma yetisi ediniyor.
  1000. Tabiki böyle bir ţey mümkün deđil, 80lerde de
    deđildi. Fakat meclis üyeleri için yeterince
  1001. inandýrýcýymýţ ki Bilgisayar Sahtekarlýđý
    ve Ýstismarý Yasasý'ný geçirmiţlerdi.
  1002. Zamanýmýzýn gerisinde kalmýţ bir yasadýr.
    "Kullaným Koţullarý"
  1003. gibi anlaţmalarýn maddeleri
    üzerinden ceza verilebilir. Mesela
  1004. eHarmony gibi bir sitede kendinizi
    abartýrsanýz, bađlý bulunduđunuz
  1005. yetkili makama göre, baţýnýz
    yasalarla derde girebilir.
  1006. Hepimiz Kullaným Koţullarý'ndan
    haberdarýzdýr, fakat çok azýmýz koţullarýn
  1007. ne olduđunu inceler. Bu koţullara
    uymayarak suç iţliyor olabilirsiniz.
  1008. Web sitelerindeki Kullaným
    Koţullarý, genellikle
  1009. birbirinize nazik davranýn,
    uygunsuz davranýţlarda
  1010. bulunmayýn gibi ţeyler söyler.
    Yetkili makamlarýn bu
  1011. durumda söz sahibi olmasý, bir
    çok insana aptalca gelir.
  1012. Örnekler, daha da aptallaţmaya baţlar.
    Mart 2013'te
  1013. deđiţene kadar, seventeen
    (17) dergisine ait
  1014. internet sitesinin kullaným
    koţullarýnda "Okumak
  1015. için 18 yaţýndan büyük
    olmalýsýnýz." yazýyordu.
  1016. Adalet bakanlýđýnýn B.S.Ý.Y yorumuna göre, hepimiz yasalarý çiđniyoruz diyebilirim.
  1017. Belirsiz ve suistimale açýk yapýsýndan
    ötürü, B.S.Ý.Y, bilgisayarlarla
  1018. alakadar bir çok ihtilafta
    kullanýlan bir çekiç haline geldi.
  1019. Ýddianamedeki tek etken
    olmasa da, Swartz'a yönelik
  1020. 13 suçlamadan 11'inin
    dayanađý bu yasaydý.
  1021. "Neden?" sorusu, Aaron Swartz'ýn
    hikayesinin çođunda asýlýdýr.
  1022. Devlet bunlarý neden yapýyordui? Nasýl bir
    dava ile karţýmýza çýkacaklardý?
  1023. Adalet Bakanlýđý cevap
    istemlerimizi geri çevirdi. Fakat
  1024. Profesör Orin Kerr davayý
    incelemiţ eski bir savcýdýr.
  1025. [Hukuk Profesörü] Bu davaya diđerlerine
    göre daha deđiţik yaklaţmamýn bir
  1026. kaç sebebi var. Üç yýl boyunca Adalet
    Bakanlýđý'nda savcýlýk görevi yaptým.
  1027. Eđitmenliđe baţlamadan önce,
    devlet, hangi suçlarýn iţlendiđine
  1028. dair düţüncelerine dayanan bir
    iddianame ile geldi. Sadece avukat
  1029. gözünden bakýldýđýnda, önceki
    davalarla kýyaslayarak, eldekileri
  1030. inceleyerek baktýđýmda, adil bir
    iddianame olduđunu düţünüyorum.
  1031. Suçlama yapmalýlar mýydý, tartýţmaya açýk.
    Çok fazla ihtilaf var.
  1032. Bazý insanlar açýk eriţimden
    yana, bazýlarý da deđil.
  1033. Bana kalýrsa, devlet, Swartz'ýn
    Açýk Eriţim Manifestosu'nu
  1034. çok ama çok ciddiye aldý.
    O'nu davasýna sýmsýký
  1035. bađlý, ahlaki zorunluluk
    hissetmesinden ötürü adil
  1036. görmediđi yasalarý çiđnemeye
    kararlý biri olarak gördü.
  1037. Ve demokrasilerde bir yasanýn
    adil olmadýđýný düţünüyorsan,
  1038. onu deđiţtirmenin pek çok yolu vardýr.
    Swartz'ýn
  1039. SOPA'da ustalýkla uyguladýđý
    gibi meclise baţvurmak örneđin.
  1040. Ya da o yasayý iţlevsiz
    kýlmak için ihlal edersin.
  1041. Savcýlýđý böylesine dürten de bu
    hissiyattý; Swartz bu yasayý sadece
  1042. ihlal etmeye deđil, tamamen yok
    etmeye kendini adamýţ gibiydi.
  1043. Herkesin bu veritabanýna açýk eriţimi
    olacaktý. Diţ macununun tüpe geri
  1044. sokulamadýđý gibi, sona erecekti.
    Ve Swartz'ýn tarafý kazanacaktý.
  1045. Toplumda yasanýn adil olup olmadýđýna
    dair büyük bir anlaţmazlýk mevcut. Ve
  1046. nihayetinde, meclis yoluyla, bu Amerikan
    halkýnýn verebileceđi bir karar.
  1047. Ýkinci sorun da ţu; hangi suçlar
    az ciddi, hangileri çok ciddi.
  1048. Artýk bilgisayarlarýn ve onlarýn
    suistimalinin olduđu yeni
  1049. bir çevreye adým atýyoruz, ve
    bu çizgilerin tam olarak nerede
  1050. durmasý gerektiđini bilemiyoruz.
    Hala üzerinde uđraţýyoruz.
  1051. Bu olay, savcýlýđýn sađduyusunun
    yetersiz bir kullanýmýdýr.
  1052. Adalet Bakanlýđý'nýn
    insanlarý korkutma için
  1053. kullandýđý çekiç her geçen gün
    daha da büyüyor. Bu yüzden
  1054. bir çok insan hayatýný böyle
    kumarda yitirmek istemiyor.
  1055. Birisinin telefonunu dinlemeli miyiz?
    Görüntülerini
  1056. kaydetmeli miyiz?
    Birbirine karţý kýţkýrtýp
  1057. ifade verdirtmeli miyiz?
    Federal ajanlar ve
  1058. savcýlarýn düţünce tarzý bu.
    Davalarý inţa ederler.
  1059. Swartz, geri vitesi olmayan zalim bir
    adalet sisteminin diţlilerine sýkýţmýţtý.
  1060. Amerika'yý dünyadaki en yüksek mahkum
    oranýna sahip bir makina haline getirdi.
  1061. Kendimizi ülkece korku ve
    öfke siyasetine teslim ettik.
  1062. Ve korktuđumuz her ţey,
    mesela internetin geleceđi ve
  1063. eriţimi gibi, öfke duyduđumuz
    herhangi bir ţey, iç
  1064. güdüsel olarak müdahaleci bir
    adalet sistemi dođuruyor.
  1065. Tarihte adalet sisteminin ilgilenmesine
    hiç gerek görülmeyen bir çok
  1066. sorunu çözmek için bugün hapishaner,
    cezalar gibi ţeyleri kullanýyoruz.
  1067. Tehdit, itham, yargýlama gibi dürtüler,
    bilgiye internet üzerinden eriţmekteki
  1068. ihtilaf ve tartýţmalarýn temel sebebi oldu.
    Diđer konularda yaţadýđýmýzi
  1069. sýkýntýlara bir hayli benziyor aslýnda;
    tek farký bu tarz adil olmayan
  1070. mahkumiyetlerde genelde fakir ve
    azýnlýk mensubu insanlarýn olmasý.
  1071. Swartz ailesinden ve arkadaţlarýndan daha fazla soyutlanmaya baţladý.
  1072. Baţka bir ţeyle uđraţmaz oldu. Dava bütün hayatýný ele geçirmiţti.
  1073. Aaron'ýn avukatlarýndan biri, savcýlara,
    Aaron'ýn duygusal anlamda savunmasýz
  1074. olduđunu, buna göre hareket etmelerini
    söylemiţti. Yani bunu biliyorlardý.
  1075. Gerçekten büyük bir yük altýndaydý.
    Yapacaklarýnýn ve hareketinin kýsýtlanmasýndan
  1076. nefret ederdi. Sürekli kafasýna kaktýklarý
    hapis tehditi onun için dehţet vericiydi.
  1077. Maddi kaynaklarýný tamamen tüketmiţti. Bize
    de çok pahalýya mal olmuţtu. Yüksek bir
  1078. miktarda yardým toplamýţtý.
    Milyonlarca dolar harcanmýţtý.
  1079. -Hukuki savunma için mi? -Evet.
    -Milyonlar? -Evet.
  1080. Sanýrým insanlara yük olmak
    istemiyordu, bu da bir etkendi. Bir
  1081. yanda normal hayatý, öbür yanda
    uđraţmasý gereken boktan bir
  1082. durum. Elinden geldiđince sýnýrý
    korumaya çalýţmýţtý. Ama hepsi
  1083. bir araya bulanmaya baţladý ve
    herţey boktan bir hale geldi.
  1084. Her geçen zaman daha da güçleţen bir
    kararla karţý karţýyaydý. Suçu kabul
  1085. edip hayatýna devam etmek mi, yoksa
    bozuk bir sistemle mücadele etmek mi?
  1086. Hukuki dava için cevap basitti; anlaţma yoluna gitmedi ve bir dava tarihi belirlendi.
  1087. Aaron, adil olmadýđýna inandýđý bu
    durumla mücadele etmekte kararlýydý.
  1088. Bir yandan da
    korkuyordu.
  1089. Aaron'ý mahkum edeceklerini düţünmüyorum. Mahkemeden ayrýldýđýmýzda O'na sarýlacaktým. Boston'daki o köprünün üzerinde yürüyüp bir kaç bira devirecektik.
  1090. Haklý olduđumuzu düţünüyordum. Davayý kazanabilirdik, kazanacaktýk.
  1091. Pek bahsetmezdi, fakat çok acý çektiđini görebiliyorduk.
  1092. Aaron çocukluđunda ani ruh
    hali deđiţimi, depresif
  1093. nöbetler gibi ađýr
    depresyon sayýlabilecek
  1094. ţeyler yaţamadý. O sýrada depresif olabilir,
    normaldir, herkes zaman zaman depresif olur.
  1095. Ýliţkimiz henüz iki üç
    haftalýkken, "Sen benden
  1096. daha güçlüsün." dediđini anýmsýyorum.
    Bir çok
  1097. konuda gaddardý, hayat
    O'na ve bir çok insana
  1098. sert davranmýţtý. Bu,
    dehasýnýn bir parçasýydý.
  1099. Galiba 20'li yaţlarýnda klinik depresyon
    geçirmiţti. Fakat bir birlikteyken böyle
  1100. deđildi. Çok mutlu bir insandý diyemem, fakat
    bu depresif olduđu anlamýna da gelmiyor.
  1101. Ýki yýl boyunca çok çok ađýr baský altýnda kalmýţtý. Daha fazla uđraţmak istemedi.
  1102. Galiba, çok ađýr gelmiţti.
  1103. Gecenin bir vakti arkadaţým aramýţ.
    Bir ţeylerin yolunda
  1104. gitmediđini anlamýţtým. Aradým,
    ve ne olduđunu anladým.
  1105. Sosyal haber ve eđlence sitesi reddit'in
    kurucularýndan biri, evinde ölü bulundu.
  1106. Polise göre, 26 yaţýndaki Aaron Swartz
    Brooklyn'deki dairesine intihar etti.
  1107. Neslimizin en yaratýcý beyinlerinden birini kaybettik diye düţündüm.
  1108. O an dünya baţýma yýkýldý.
  1109. Hayatýmdaki en zor gecelerden biriydi.
  1110. Çýđlýk atýyordu, "Ne dediđini anlayamýyorum" dedim...
    Yeter. Daha fazla devam edemeyeceđim.
  1111. Olan biteni anlamlandýramadým. Hala anlayamýyorum.
  1112. Hüsran içindeydim, öfkeliydim.
  1113. Çocuklarýma açýklamaya çalýţtým.
  1114. Üç yaţýndaki çocuđum, doktorlarýn düzelteceđini söyledi.
  1115. Tanýdýđým pek çok insan
    öldü, fakat hiç birini bu
  1116. ţekilde kaybetmedim. Ben
    dahil çođu kiţi bir ţeyler
  1117. yapabilirdik diye düţünüyordu.
    Ama görememiţtik, böyle
  1118. olduđunu bilmiyorduk, bu
    kadar acý çektiđini...
  1119. Benim bir parçamdý. Gerçek
    olmamasýný diledim. Sonra
  1120. Wikipedia sayfasýna baktým
    ve ölüm tarihini gördüm.
  1121. "... ile 2013 arasýnda yaţadý."
  1122. Aaron öldü. Çivisi çýkmýţ
    dünyanýn gezginleri, akýl
  1123. hocalarýmýzdan birini, yaţlý
    bir bilgini kaybettik.
  1124. Dođrunun yolundaki hackerlar, bir eksildik,
    bizden birini yitirdik.
  1125. Anaçlar, ilgililer, dinleyenler,
    besleyenler, tüm aileler,
    çocuklarýmýzdan birini kaybettik.
  1126. Hepimiz ađlayalým.
  1127. Aklýma gelen ilk ţey, ya kimse
    farketmezse endiţesiydi.
  1128. Çünkü ne kadar dikkat çekici
    olduđunu bilmiyordum.
  1129. Daha önce hiç bu kadar duygusal taţmaya tanýk olmamýţtým.
  1130. Ýnternet alev aldý.
  1131. Herkesin kendine göre bir izah etmeye
    çabalýyordu, fakat daha önce hiç kimsenin
  1132. twitter'da yas tuttuđunu görmemiţtim.
    Ýnsanlar basbayađý internette yas tutuyordu.
  1133. O, internetin öz evladýydý. Ve eski dünya onu katletmiţti.
  1134. Korkunç adaletsizliđe el atýlmayan bir zamanýn ortasýndayýz.
  1135. Ekonomik krizin mimarlarý, baţkanla rahat
    rahat akţam yemeđi yiyorlar. Böyle
  1136. bir ortamda, devletin böyle bir ţeyi
    yargýlamýţ olmasý absürdden öte, trajik.
  1137. Asýl soru, baţýmýzdan geçen bunca ţeyden sonra,
    dünyayý daha iyi bir yer haline getirmek
  1138. bir ţeyler yapabilir miyiz? Bu mirasý nasýl
    daha ileriye taţýrýz, bu soruyu sormalýyýz.
  1139. Dünyanýn her yerinde hackathonlar, toplanmalar
    baţladý. Bir anlamda, Aaron Swartz
  1140. içimizdeki iyiyi çýkarttý, "Bu durumu
    nasýl düzeltiriz?" sorusunu sordurttu.
  1141. Nacizhane görüţüm, O'nun bu ülkenin yetiţtirdiđi en sýradýţý devrimcilerden olduđudur.
  1142. Aaron kazandý mý, kaybetti mi bilemiyorum.
    Fakat ţu açýktýr ki,
  1143. O'nun mücadelesinde kullandýđý
    ellerle ţekillenenleriz biz.
  1144. Kolluk kuvvetlerini,
    bilgiye eriţimi çoađaltmak
  1145. isteyen yurttaţlarýn üzerine
    saldýđýmýzda, hukukun
  1146. üstünlüđünü bozarýz ve adalet
    mabedimizi iđfal etmiţ oluruz.
  1147. Aaron Swartz bir suçlu deđildi.
  1148. Deđiţim, kendiliđinden kaçýnýlmaz
    olarak gelen bir ţey deđildir.
  1149. Sürekli mücadele
    sayesinde gelir.
  1150. Aaron, hakikaten de sihir yapabiliyordu.
    Ve kendimi
  1151. yaptýđý sihrin O'nunla birlikte
    ölmemesine için adadým.
  1152. Dünyayý deđiţtirebileceđine
    inanýyordu, ve haklýydý.
  1153. Geçen haftadan bu yana, bugün de, fonumuz artmakta.
  1154. Swartz'ýn ölümünden sonra, temsilci
    Zoe Lofgren ve senatör Ron Wyden,
  1155. Bilgisayar Sahtekarlýđý ve Ýstismarý
    Yasasý'ný reforme edecek bir
  1156. yönetmelik gündeme getirdiler.
    Swartz'a yönelik suçlamalarýn çođunun
  1157. dayandýđý eskimiţ yasa buydu.
    Adýna da, Aaron'ýn Yasasý dendi.
  1158. Aaron, insanýn kendine sürekli
    "ţu an üzerinde çalýţabileceđim
  1159. dünyanýn en önemli ţeyi nedir" sorusunu
    sormasý gerektiđine inanýyodu.
  1160. "Eđer onun üzerinde çalýţmýyorsan, neden çalýţmýyorsun?"
  1161. Keţke geçmiţi deđiţtirebilsek, ama
    deđiţtiremeyiz. Ama geleceđi deđiţtirebiliriz
  1162. ve deđiţtirmeliyiz. Aaron'ýn
    hatýrasý için yapmalýyýz. Kendimiz
  1163. için yapmalýyýz. Dünyayý daha iyi ve insani
    bir yer haline getirmek için yapmalýyýz.
  1164. Hukukun iţlediđi ve bilgiye
    eriţimin insan hakký olduđu bir dünya.
  1165. Geçtiđimiz ţubat ayýnda,
    Baltimore'lu bir çocuk vardý.
  1166. 14 yaţýndaydý. JSTOR'a eriţimi vardý.
    Bir ţey okuduktan
  1167. sonra JSTOR'u kurcalamaya baţlamýţtý.
    Ve pankreas
  1168. kanserini erken teţhis
    edebilen bir test geliţtirdi.
  1169. Pankreas kanseri, çatýr
    çutur öldürür; çünkü çok
  1170. geç tespit edilir ve
    tespit edildiđinde bir
  1171. ţeyler yapmak için çok geçtir. Johns Hopkins'in
    Onkoloji departmanýnýn tamamýna mail atar.
  1172. Çocuk 14 yaţýnda mý?
  1173. Evet 14 yaţýnda bir çocuk. Çođu
    aldýrmaz bile. Fakat bir tanesi
  1174. beđenir ve "Çok da aptalca bir fikir
    deđil, gel bir görüţelim" der.
  1175. Çocuk, akţamlarý ve haftasonlarý bu araţtýrmacýyla
    çalýţmaya devam eder. Aaron öldükten bir
  1176. kaç hafta sonra ţubat ayýnda haberlerde gördüm
    - o ara sýk sýk Aaron vardý haberlerde-.
  1177. Pardon.
  1178. Ve haberlerde olmasýnýn sebebini açýklýyordu,
    baţarmýţlardý, pankreas kanserini
  1179. erkenden saptayabilen bu hayat kurtaran
    testin dađýtýmýna baţlamýţlardý.
  1180. Ve dedi ki, "Aaron'ýn yaptýđý
    ţey iţte bu yüzden çok önemli."
  1181. [Aaron Swartz, Jack Andraka'nýn
    devrimsel kanser testininin önünü nasýl açtý]
  1182. Çünkü, geleceđi göremezsiniz deđil mi?
    Evrenin bu gerçeđi, sadece hýz limitini
  1183. saptayan yetkililerin kullandýđý bir
    gerçek deđil. Evladýnýn pankreas
  1184. kanserinden ölmesini engelleyen ţey de
    ayný yerden gelir. Eriţim olmadýđý zaman,
  1185. senin ihtiyaç duyduđun soruna çözüm
    bulacak kiţi, cevabý asla bulamayabilir.
  1186. o kadav iyi sývýţtýki, ..., uzay gemisine gevi döndüvünde bile...
  1187. -Afferin Aaron! Çok iyiydi.
    -Tam-mam, ţimdi ţarký vakti!