YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← Sevgiye dair konuşmanın daha güzel yolu

Get Embed Code
39 Languages

Showing Revision 14 created 01/16/2017 by Dilara Ün.

  1. Bugün aşkı konuşma şeklimizden
    söz etmek istiyorum.
  2. Özellikle de
  3. aşkı konuşma şeklimizde
    yanlış olan şeyleri konuşmak istiyorum.
  4. Muhtemelen bir çoğumuz hayatı boyunca

  5. birkaç kez aşık olur
  6. ve İngiliz dilindeki
    bu "düşmek" benzetmesi
  7. gerçekten bu tecrübemizi anlatmanın
    esas yoludur.
  8. Sizi bilmem ama,
  9. bu mecazı canlandırdığımda
  10. hayalimdeki resim bir karikatürden
    çıkma gibi;
  11. sanki bir adam var,
  12. kaldırımda yürüyor,
  13. farkında olmadan açık
    bir rögarın üstünden geçiyor
  14. ve altındaki kanalizasyona düşüyor.
  15. Bunu böyle resmediyorum çünkü,
    düşmek atlamak değil.
  16. Düşmek kazara olur,
  17. önlenemez.
  18. Rızamız dışında başımıza gelir.
  19. Ve bu,
  20. yeni bir ilişkiye başlama konusunda
    ilk konuşma şeklimizdir.
  21. Ben bir yazarım,
    ayrıca İngilizce öğretmeniyim,

  22. yani kelimeleri düşünmek benim mesleğim.
  23. Kullandığımız dilin önemini savunmaktan
    para kazandığımı söyleyebilirsiniz.
  24. Ben de aşkla ilgili
    kullandığımız mecazların,
  25. üztelik bir çoğunun
  26. problemli olduğunu
  27. savunmak istiyorum.
  28. Aşıkken, düşeriz.

  29. Vuruluruz.
  30. Çarpılırız.
  31. Bayılırız.
  32. Tutkuyla yanıp tutuşuruz.
  33. Aşk bizi çılgınlaştırır
  34. ve hasta eder.
  35. Kalplerimiz ağrır,
  36. sonra da kırılırlar.
  37. Yani kullandığımız mecazlar,
    birini sevmeyi
  38. aşırı şiddet veya hastalıkla bir tutuyor.
  39. (Gülüşmeler)

  40. Öyle.

  41. Aynı zamanda, bizi beklenmeyen ve
  42. tamamen önlenemez durumların
    mağduru konumuna koyuyor.
  43. Bunlardan en sevdiğim "tutulmuş",
  44. yani "tutulmak" fiilinin
    geçmiş zamanı.
  45. Bu kelimeye sözlükten bakarsanız,
  46. (Gülüşmeler)

  47. hem "ızdıraplı hastalık"
    hem de "çok aşık olmak"

  48. olarak tanımlandığını görürsünüz.
  49. "Tutulmak" kelimesini özel bir kaynakla
    ilişkilendiririm;
  50. yani Eski Ahit'le.
  51. Sadece Mısır'dan Çıkış bölümünde
    tutulmaya 16 gönderme var,
  52. yani İncil'de kızgın Tanrının intikamı
    için kullanılan kelimedir.
  53. (Gülüşmeler)

  54. Bugün çekirge istilasını
    tarif etmek için kullandığımız kelimeyi

  55. aynı zamanda aşkı
    konuşurken de kullanıyoruz.
  56. (Gülüşmeler)

  57. Öyle değil mi?

  58. Peki nasıl böyle oldu?

  59. Nasıl oldu da aşkı derin acı ve
    ızdırapla bağdaştırır olduk?
  60. Neden görünüşte güzel olan
    bu tecrübe hakkında
  61. mağdurmuş gibi konuşuyoruz?
  62. Bunlar zor sorular,
  63. ama bazı teorilerim var.
  64. Bunları düşünürken
  65. özellikle bir benzetmeye
    odaklanmak istiyorum;
  66. -aşk deliliktir- düşüncesi.
  67. Romantik aşkı
    ilk araştırmaya başladığımda,

  68. her yerde bu delilik benzetmeleriyle
    karşılaşıyordum.
  69. Batı kültürünün tarihi,
  70. aşkı zihinsel hastalıkla bir tutan
    kullanımlarla doludur.
  71. Sadece birkaç örnek:
  72. William Shakespeare:
  73. "Aşk sadece deliliktir.",
  74. "Nasıl Hoşunuza Giderse"den.
  75. Friedrich Nietzsche:
  76. "Aşkta her zaman biraz delilik vardır."
  77. "Aşkın beni çılgına çeviriyor.."
  78. (Gülüşmeler)

  79. Meşhur filozof Beyoncé Knowles'den.

  80. (Gülüşmeler)

  81. İlk defa 20 yaşında aşık oldum,

  82. baştan sona
    oldukça çalkantılı bir ilişkiydi.
  83. İlk birkaç yıl uzun mesafe ilişkisiydi,
  84. yani bu benim için derin iniş ve
    çıkışlar demekti.
  85. Bir ânı özellikle hatırlıyorum.
  86. Güney Amerika'da bir otelde
    yatakta oturmuş,
  87. sevdiğim insanın
    kapıdan çıkışını izliyorum.
  88. Geç bir saatti.
  89. Neredeyse gece yarısıydı,
  90. yemekten sonra tartışmıştık
  91. ve odamıza geçtiğimizde,
  92. eşyalarını çantaya attı ve
    çekip gitti.
  93. Tartışma konusunu şimdi
    hatırlayamıyorum ama
  94. o giderken nasıl hissettiğimi
    çok net hatırlıyorum.
  95. 22 yaşındaydım, gelişen dünyada
    ilk zamanlarımdı

  96. ve tamamen yalnızdım.
  97. Eve dönmeme bir hafta daha vardı,
  98. bulunduğum yerin
  99. ve gitmem gereken şehrin adını biliyordum,
  100. fakat nasıl gideceğime dair
    bir fikrim yoktu.
  101. Rehberim yoktu ve çok az param vardı.
  102. İspanyolca da bimiyordum.
  103. Benden daha maceracı olan biri,

  104. bunu bir fırsat anı olarak görebilirdi.
  105. Fakat ben donup kaldım.
  106. Sadece oturdum.
  107. Sonra göz yaşlarına boğuldum.
  108. Ancak paniklememe rağmen,
  109. kafamda bir ses düşünüyordu:
  110. "Vay be. Çok dramatikti.
  111. Bu aşk işinde bir şeyleri gerçekten
    doğru yapıyorum."
  112. (Gülüşmeler)

  113. Çünkü bir yanım aşıkken
    acı çekmek istiyordu.

  114. Şimdi çok garip geliyor, ama 22 yaşında
  115. dramatik tecrübeler yaşamak istiyordum.
  116. Ve o zaman mantıksız, öfkeli, mahvolmuş
  117. ve yeterince tuhaftım.
  118. Bunun bir şekilde beni henüz
    terk eden adamla ilgili hislerimi
  119. temize çıkardığını düşündüm.
  120. Sanırım biraz çılgınlık istiyordum,

  121. çünkü aşkın işleyiş şeklinin
    böyle olduğunu düşünüyordum.
  122. Bu gerçekten şaşırtıcı değildi,
  123. bunu Wikipedia'ya göre düşününce,
  124. sekiz film,
  125. 14 şarkı,
  126. iki albüm ve
    "Çılgın Aşk" adlı bir roman vardı.
  127. Yaklaşık bir saat sonra
    odamıza geri döndü.

  128. Barıştık.
  129. Beraber gezerek
    mutlu bir hafta daha geçirdik.
  130. Sonra eve döndüğümde,
  131. "Çok müthiş ve harikaydı.
    Gerçek romantizm bu olmalı."
  132. diye düşündüm.
  133. İlk aşkımı delilik gibi
    hissetmeyi umuyordum
  134. ve tabii ki bu beklentimi
    çok güzel karşılamıştı.
  135. Fakat birini böyle sevmek,
  136. -sanki bütün varlığım onun da beni
    sevmesine bağlıymış gibi-
  137. benim ya da onun için
  138. pek de iyi değildi.
  139. Fakat sanırım bu aşk deneyimi
    o kadar olağandışı değil.

  140. Çoğumuz romantik aşkın ilk evrelerinde
    biraz deli hissederiz.
  141. Aslında bunun normal olduğunu doğrulayan
    bir araştırma var.
  142. Nörokimyasal olarak söylemek gerekirse,
  143. romantik aşk ve zihinsel hastalığı
    ayrıştırmak o kadar kolay değil.
  144. Bu doğru.
  145. 1999 yılında yapılan bu araştırmada,

  146. yeni aşık olan kişilerin
    serotonin düzeyiyle
  147. obsesif kompulsif bozukluk teşhisi konulan
    kişilerin serotonin düzeyinin
  148. çok benzediğini doğrulamak için
    kan testleri kullandılar.
  149. (Gülüşmeler)

  150. Evet, düşük serotonin düzeyleri de

  151. dönemsel duygusal bozukluk ve depresyonla
  152. bağlantılıydı.
  153. Dolayısıyla aşkın ruhsal durumumuz ve
  154. davranışlarımızdaki değişimlerle bağlantılı
    olduğuna dair bazı kanıtlar var.
  155. Çoğu ilişkinin
    böyle başladığını doğrulayan
  156. başka araştırmalar da var.
  157. Araştırmacılar, düşük serotonin düzeyinin
    aşık olunan kişi hakkında

  158. obsesif düşünmekle ilişkili
    olduğuna inanıyor,
  159. bu ise birinin beyninizde kamp kurduğunu
    hissetmek gibi bir şey.
  160. Pek çoğumuz ilk aşık olduğunda
    böyle hisseder.
  161. Fakat güzel haber şu;
    bu her zaman çok uzun sürmez,
  162. genellikle birkaç ay ile
    birkaç yıl arasıdır.
  163. Güney Amerika seyahatimden döndüğümde,

  164. odamda çok yalnız vakit geçirdim.
  165. Sevdiğim adamdan çaresizce
    haber almayı bekleyerek
  166. e-postalarımı kontrol ettim.
  167. Arkadaşlarım cidden aşık olduğumu
    anlamıyorsa o zaman arkadaşlıklarına
  168. ihtiyacım olmadığına karar verdim.
  169. Böylece bir çoğuyla görüşmeyi kestim.
  170. Belki de hayatımın en mutsuz yılıydı.
  171. Sanırım acı çekmenin
    benim işim olduğunu hissediyordum.
  172. Çünkü acı çekersem,
  173. onu ne kadar çok sevdiğimi
    kanıtlayacaktım.
  174. Kanıtlayabilirsem de
  175. sonunda beraber olacaktık.
  176. Esas delilik bu,

  177. çünkü büyük acılar,
  178. büyük mükafatlara eşittir diye
    evrensel bir kural yok.
  179. Ancak aşk konusunda sanki bu doğruymuş
    gibi konuşuyoruz.
  180. Yaşadığımız aşklar hem biyolojik
    hem de kültüreldir.

  181. Biyolojimiz beynimizde
  182. bu mükafat döngüsünü başlatarak
    bize aşkın güzel olduğunu söyler.
  183. Aşkın bir tartışma veya ayrılık
    sonrasında ızdıraplı olduğunu söyler,
  184. böylece nörokimyasal ödül geri çekilir.
  185. Aslında, -belki duymuşsunuzdur-
  186. nörokimyasal olarak söylenirse,
  187. bir ayrılık yaşamak
    kokainden uzaklaşmaya çok benzer,
  188. ki bunu rahatlatıcı buluyorum.
  189. (Gülüşmeler)

  190. Sonra kültürümüz dili,
    aşkla ilgili bu düşünceleri

  191. şekillendirmek ve
    kuvvetlendirmek için kullanır.
  192. Bu durumda acı, bağımlılık ve
    delilikle ilgili
  193. mecazlardan bahsediyoruz.
  194. Bir çeşit geri bildirim döngüsü.
  195. Aşk, güçlü ve bazen acı vericidir,
  196. bunu kelimelerimiz ve
    hikayelerimizle ifade ederiz,
  197. ancak sonra kelimeler ve hikayeler bizi
  198. aşkın güçlü ve acı verici olduğunu
    beklemeye hazırlar.
  199. Bana ilginç gelen, bütün bunların

  200. ömür boyu tek eşliliğe değer veren
    bir kültürde olmasıdır.
  201. Bunu iki açıdan istiyoruz gibi:
  202. Deli gibi hissetmek ve
  203. tüm hayat boyu sürmesi için
    aşık olmak istiyoruz.
  204. Korkunç geliyor.
  205. (Gülüşmeler)

  206. Bunu çözmek için,

  207. ya kültürümüzü ya da beklentilerimizi
    değiştirmemiz gerekiyor.
  208. Hepimiz aşıkken daha az pasif
    olsaydık nasıl olurdu düşünün.
  209. Daha özgüvenli,
    daha açık fikirli, daha cömert olsaydık
  210. ve aşık olmak yerine,
  211. aşka dahil olsaydık.
  212. Bunun çok şey istemek olduğunu biliyorum
  213. ama bunu öneren ilk insan değilim.
  214. "Metaforlar, Hayat, Anlam ve Dil"
  215. adlı kitaplarında dil bilimci Mark Johnson
    ve George Lakoff bu ikileme çok ilginç
  216. bir çözüm sunuyor;
  217. kullandığımız mecazları değiştirmek.
  218. Benzetmelerimizin dünyayı deneyimleme
    şeklimizi etkilediğini iddia ediyorlar.
  219. Hatta yapacağımız eylemlere rehber
    olarak hareket ediyorlar,
  220. kendini gerçekleştiren kehanetler gibi.
  221. Johnson ve Lakoff aşk için
    yeni bir mecaz öneriyor:

  222. Ortak yapılan bir sanat eseri olarak aşk.
  223. Aşkı böyle düşünme şeklini çok beğendim.
  224. Dil bilimciler mecazlardan
    gereklilik olarak bahseder;
  225. temel olarak, içinde barındırdığı
    tüm çağrışımları ve düşünceleri
  226. belli bir mecazla düşünme şekli.
  227. Johnson ve Lakoff, ortak yapılan
    bir sanat eserinin içerdiği
  228. her şeye değinir:
  229. Çaba, anlaşma, sabır, ortak amaçlar.
  230. Bu fikirler uzun,romantik
    ilişkilerde kültürel yatırımımızla
  231. güzel bir şekilde düzene girer.
  232. Ayrıca başka ilişki türleri için de
    işe yarar;
  233. -kısa süreli, geçici, çok aşklı,
    tek eşli olmayan, aseksüel-
  234. çünkü bu benzetmeler
    başkasını sevme deneyimini
  235. daha karmaşık fikirlere dönüştürür.
  236. Yani, aşk ortak yapılan bir sanat eseriyse

  237. aynı zamanda estetik bir deneyimdir.
  238. Aşk öngörülemez,
  239. aşk yaratıcıdır,
  240. aşk iletişim ve disiplin gerektirir,
  241. sinir bozucu ve
    duygusal olarak talep edicidir.
  242. Aşk hem neşeyi hem de acıyı barındırır.
  243. Sonuç olarak, yaşanılan her aşk farklıdır.
  244. Gençken,

  245. aşktan daha fazlasını talep etmek
    hiç aklıma gelmemişti.
  246. Oysa aşk ne sunarsa hemen
    kabul etmek zorunda değildim.
  247. 14 yaşındaki Juliet ilk aşık olduğunda,
  248. ya da 14 yaşındaki Juliet,
    daha dört gün önce tanıştığı
  249. Romeo'dan ayrı kalamazken
  250. üzgün ya da endişeli hissetmiyordu.
  251. Ne haldeydi?
  252. Ölmek istiyordu.
  253. Değil mi?
  254. Küçük bir dipnot, oyunun üçüncü perde,
  255. beşinci sahnesinde,
  256. Romeo ölmemiş.
  257. Yaşıyor,
  258. sağlıklı,
  259. şehirden yeni sürülmüş.
  260. 16. yy Verona'sının günümüz Kuzey
    Amerika'sının tersi olduğunu anlıyorum.
  261. Bu oyunu ilk okuduğumda,
  262. 14 yaşındayken
  263. Juliet'in acı çekmesini anlıyordum.
  264. Aşkı sadece kendi kontrolüm ve
    rızam dışında başıma gelen bir şeydense,

  265. hayran olduğum biriyle ulaşacağım
    bir şeymiş gibi,
  266. farklı bir çerçeveye oturtmak,
  267. bana güç veriyor.
  268. Hâlâ zor.
  269. Aşk hâlâ bütünüyle çıldırtıcı,
    bazı günler ezici,
  270. çok üzgün hissettiğim zamanlarda,
  271. kendime hatırlatmam gerekiyor:
  272. Bu ilişkide benim görevim,
    partnerimle beraber yapmak istediğim şeyi
  273. konuşmak.
  274. Kolay da değil.
  275. Ancak delillik hissine
    kapılma alternatifinden
  276. daha iyidir.
  277. Aşkı böyle yorumlamak, birinin sevgisini
    kaybetme ya da kazanma konusu değil.

  278. Bunun yerine,partnerinize güvenmeyi
  279. ve güvenmenin zor olduğu zamanlarda
    bunları konuşmayı gerektirir,
  280. ki bu çok basit geliyor.
  281. Fakat gerçekten devrim niteliğinde,
    radikal bir tutum.
  282. Çünkü, kendinizi ve
    ilişkinizde kazandığınız veya
  283. kaybettiğiniz şeyi düşünmeyi bırakmaya
  284. ve ne vereceğinizi düşünmeye başlarsınız.
  285. Aşkı böyle yorumlamak, "Hey,
    biz pek de iyi ortaklar değiliz.
  286. Belki de bu bize göre değil." gibi şeyler
    söylememizi mümkün kılar.
  287. Ya da "Bu ilişki tahminimden
    daha kısa sürdü,
  288. ama yine de güzeldi." deriz.
  289. Ortak sanat eserinin güzel yanı;

  290. kendi kendini boyamayacak, çizmeyecek
    ya da yontmayacak olmasıdır.
  291. Aşkı böyle yorumlamak, nasıl görüneceğine
    karar vermemizi mümkün kılar.
  292. Teşekkür ederim.

  293. (Alkışlar)