YouTube

Got a YouTube account?

New: enable viewer-created translations and captions on your YouTube channel!

Turkish subtitles

← Pinpon ve zafer bilmecesi

Get Embed Code
27 Languages

Showing Revision 26 created 02/03/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. Japonya'da iki günde bir
  2. dairemden çıkıp
  3. 15 dakika bir tepeye tırmanırım
  4. ve sonra bir stüdyoda kurulmuş
    üç pinpon masası olan
  5. sağlık kulübüme giderim.
  6. Yer kısıtlı,
  7. bu yüzden her masada
  8. bir çift oyuncu elin iç taraf vuruşu
    egzersizi yaparken
  9. diğeri dış taraf vuruşu egzersizi yapar
  10. ve arada bir toplar havada çarpışır
  11. ve herkes "Vay be!" der.
  12. Daha sonra, takımları seçerken
    eşlerimizi seçer ve çift oynarız.
  13. Ama dürüstçe size
    kimin kazandığını söyleyemem
  14. çünkü her beş dakikada bir
    eş değiştiririz.
  15. Herkes puan kazanmak için
  16. gerçekten çok çabalar
  17. ama kimse kimlerin oyunları
    kazandığını takip etmez.
  18. Bir saat kadar öfkeli bir çabadan sonra,
  19. içtenlikle söyleyebilirim ki
  20. kimin kazandığını bilmemek
  21. nihai bir zafer gibi hissettiriyor.
  22. Japonya'da denir ki

  23. rekabet etmeden
    rekabetçi bir ruh yaratıldı.
  24. Şimdi, hepiniz biliyorsunuz ki jeopolitik
    en iyi pinpon izlenerek takip ediliyor.

  25. (Gülüşmeler)

  26. Dünyadaki en güçlü iki güç,
    en ateşli düşmandılar.

  27. Ancak 1972'de Amerikan pinpon takımının
  28. Komünist Çin'i ziyaret etmesine
    izin verilinceye kadar.
  29. Eski rakipler,
  30. küçük yeşil masaların etrafında
    bir araya gelir gelmez
  31. her biri zafer iddia etti
  32. ve tüm dünya daha kolay nefes alabildi.
  33. Çin'in lideri Mao Zedong,
  34. pinpon üzerine tam bir kılavuz yazdı
  35. ve bu sporu "manevi bir nükleer silah"
    olarak adlandırdı.
  36. ABD Masa Tenisi Birliği'nin
  37. tek fahri hayat boyu üyesi olduğu söylenen
  38. o zamanki başkan Richard Nixon,
  39. masa tenisi diplomasisiyle
  40. bu kazan-kazan durumunun
    oluşturulmasına yardım etti.
  41. Fakat bundan çok önce,
  42. modern dünyanın tarihi
  43. zıplayan beyaz topla
    en iyi şekilde anlatılıyordu.
  44. "Pinpon" "sing-song" gibi,
    Doğu'ya ait bir şeyler gibi geliyor

  45. ama aslında, Viktorya döneminde,
    akşam yemeğinden sonra
  46. kitapların çeperleri üstüne
    şarap mantarları vurmaya başlayan
  47. üst sınıf İngilizler tarafından
  48. bulunduğuna inanılıyor.
  49. (Gülüşmeler)

  50. Abartmıyorum.

  51. (Gülüşmeler)

  52. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar

  53. spora eski Avusturya-Macaristan
    İmparatorluğu oyuncuları hükmetti.
  54. İlk dünya şampiyonalarından
    dokuzundan sekizi
  55. Macarlar tarafından alındı.
  56. Neredeyse tüm sporu
    durma noktasına getiren
  57. Doğu Avrupalılar onlara atılan her şeyi
    geri atma konusunda çok uzmanlaştı.
  58. 1936'da Prag'da bir şampiyona maçında
  59. ilk sayının iki saat on iki dakika
    sürdüğü söyleniyor.
  60. İlk sayı!
  61. "Çılgın Max" filminden daha uzun.
  62. Oyunculardan birine göre hakem,
    sayı sonuçlanmadan boyun tutulmasıyla
  63. emekli olmak zorunda kaldı.
  64. (Kahkahalar)

  65. O oyuncu topu sol eliyle karşılamaya

  66. ve atışlar arasında
    satranç hamleleri dikte etmeye başladı.
  67. (Gülüşmeler)

  68. Seyircilerin çoğu, tek sayı
    belki on iki bin atış sürdüğünden dolayı

  69. tabii ki çıkmaya başladı.
  70. Uluslararası Masa Tenisi Birliği
    hemen oracıkta bir acil durum toplantısı
  71. düzenlemek zorunda kaldı
  72. ve kısa süre içinde kurallar değiştirildi,
  73. böylece hiçbir oyun
    20 dakikadan daha fazla sürmedi.
  74. (Gülüşmeler)

  75. 16 yıl sonra, Japonya oyuna girdi,

  76. Hiroji Satoh diye az tanınan bir saatçi
  77. Bombay'da 1952'de
    dünya şampiyonalarında boy gösterdi.
  78. Satoh, gözlük takan
  79. çok önemli ve değerli olmayan biriydi
  80. ama diğer pütürlü raketlerin aksine
  81. kalın delikli kauçukla kaplanmış
  82. pütürsüz bir raketle silahlanmıştı.
  83. Bu susturucu gizli silah sayesinde
  84. az tanınan Satoh altın madalya kazandı.
  85. Tokyo sokaklarına onun
    dönüşünü karşılamak için
  86. bir milyon insan çıktı.
  87. Gerçekten Japonya'nın savaş sonrası
    dirilişi harekete geçti.
  88. Buna rağmen Japonya'da
    düzenli oyunlardan öğrendiğim şey,

  89. küresel hâkimiyetin manevi sporu
    denebilecek bir şey,
  90. bu bazen hayat olarak da biliniyor.
  91. Kulüpte asla tekli oynamayız,
  92. sadece eşli oynarız.
  93. Söylediğim gibi beş dakikada bir
    eşlerimizi değiştirdiğimiz için
  94. eğer kaybederseniz altı dakika sonra
    kazanma ihtimaliniz çok yüksek.
  95. Aynı zamanda iki setin en iyileri oynarız,
  96. bu yüzden genellikle hiç kaybeden olmaz.
  97. Masa tenisi diplomasisi.
  98. İngiltere'de büyümüş bir çocuk olarak

  99. oyunun asıl olayının kazanmak olduğunun
    öğretildiğini hep hatırlarım.
  100. Ancak Japonya'da, asıl oyunun olayının
    çevrendeki insanlara mümkün olduğu kadar
  101. galip olduklarını hissettirmek
    olduğuna inanmaya teşvik edildim.
  102. Bu yüzden bireysel olarak kazanmak
    ve kaybetmekten etkilenmiyorsun
  103. ancak muntazam ve istikrarlı
    bir koronun parçasısın.
  104. Kulübümüzdeki en yetenekli oyuncular
  105. yeteneklerini herkesin
    yoğun bir şekilde katıldığı 9-1'lik oyunu
  106. 9-9'luk bir oyuna dönüştürmek için
    öncülük etmede kullanıyorlar.
  107. Topları yükseğe atan arkadaşım,
  108. havaya atılan toplar daha başarısız
    oyuncular tarafından karşılanamıyor--
  109. pekâlâ, birçok sayı alıyor
    ama bence o bir mağlup gibi düşünülüyor.
  110. Japonya'da, pinpon oyunu
    gerçek bir sevgi eylemi gibidir.
  111. Birine karşı oynamak yerine
  112. onunla beraber nasıl oynayacağınızı
    öğreniyorsunuz.
  113. İtiraf etmek gerekirse

  114. başta bu durum oyunun
    tüm eğlencesini kaçırmış gibi gelmişti.
  115. Altı dakika sonra, yeni bir partnerle
    yeniden kaybettiğimden dolayı
  116. en güçlü oyuncumuza karşı alınmış
    beklenmedik büyük bir zafer sonrasında
  117. çok fazla sevinemedim.
  118. Diğer bir yandan, hiçbir zaman
    çok üzgün de hissetmedim.
  119. Japonya'dan geri dönüp
    İngiliz ezelî rakiplerimle
  120. tekli oynamaya başladığımda
  121. her yenilgiden sonra
    gerçekten kalbimin kırıldığını fark ettim.
  122. Ancak her zaferden sonra da uyuyamıyordum
  123. çünkü gitmek için yalnızca
    bir yol olduğunu biliyordum,
  124. o da yenilmekti.
  125. Şimdi, eğer Japonya'da
    bir iş yapmaya çalışıyor olsaydım

  126. bu sonsuz bir hayal kırıklığı olurdu.
  127. Japonya'da diğer yerlerin aksine
  128. eğer dört saat sonra skor hâlen eşitse
  129. beyzbol oyunu beraberlikle sonuçlanır,
  130. bu yüzden lig sıralamaları
    kazanma yüzdelerine dayandırılır,
  131. birçok beraberliği olan takım
  132. daha fazla zaferi olan takımın
    önünde bitirebilir.
  133. İlk kez bir Amerikan vatandaşı,
    Bobby Valentine, 1995'te

  134. profesyonel Japon beyzbol takımının
    başına Japonya'ya getirildi,
  135. gerçekten vasat bu takımı aldı,
  136. onlara şaşırtıcı bir şekilde
  137. ikinci sırada bitirmelerine öncülük etti
  138. ve o aniden kovuldu.
  139. Neden?
  140. Takım sözcüsü "Evet, kazanmayı
    çok vurguladığından dolayı." dedi.
  141. (Gülüşmeler)

  142. Japon takımı tam da

  143. iki saat on iki dakika sürdüğü söylenen
    o maçtaki gibi hissedebilir,
  144. ayrıca kaybetmemek adına oynamak
  145. birçok şeyin yanında, hayal gücünü,
    cesareti ve heyecanı alıp götürebilir.
  146. Aynı zamanda, Japonya'da pinpon oynama

  147. bana koroların solistlerden
  148. neden daha çok eğlendiğini anımsatır.
  149. Bir koroda tek göreviniz size ait küçük
    kısmı mükemmel bir şekilde çalmaktır,
  150. notalarına duyguyla basmaktır
  151. ve bunu yaparak güzel bir ahengin
    oluşmasına yardım etmek
  152. o kısmın tamamından daha harikadır.
  153. Evet, her koro bir şefe ihtiyaç duyar.
  154. Ama bence bir koro basit
    bir çocuk ikileminden kurtarır.
  155. Kazanmanın aksinin
    kaybetme olmadığını anlarsınız--
  156. kazanmanın aksi, daha büyük resmi
    görmede sorun yaşamaktır.
  157. Hayatım devam edip giderken

  158. açığa çıktıktan yıllar sonra
  159. hiçbir olayın tam olarak
    açıklanamaması beni şaşırtıyor.
  160. Bir keresinde kontrol
    edilemeyen bir yangında
  161. dünyada sahip olduğum her şeyimi
    kaybettim, son şeye kadar.
  162. Ama zamanla, görünüşte
    kayıp gibi gelen şey
  163. hayatı daha nazikçe yaşamamı,
  164. notsuz yazmayı
  165. ve aslında pinpon masası olarak bilinen
  166. manevi sağlık kulübüne
    ve Japonya'ya gitmemi sağladı.
  167. Aksine, bir keresinde
    mükemmel bir işte tökezledim
  168. ve gerçek sevincin yolunda durabilen
  169. mutluluk görünümünün sefaletin yaptığından
  170. çok daha fazlasını yapabildiğini anladım.
  171. Japonya'da ikili oynama gerçekten
    benim tüm gerginliğimi alıyor

  172. ve akşamın sonunda,
  173. herkesin aşağı yukarı aynı hazla
    ayrıldığını fark ediyorum.
  174. İlerlememenin,
    gerilemekle aynı şey olmadığını,
  175. hayat dolu olmamanın
    ölü olmakla aynı şey olmadığını
  176. her gece kendime hatırlatırım.
  177. Neden Çin üniversitelerinin
  178. pinponda lisans teklif ettiklerini
  179. ve araştırmacıların pinponun
    hafif zekâ bozuklukları
  180. ve otizme bile gerçekten
    biraz yardımı olabildiğini anlıyorum.
  181. Fakat Tokyo'da
    2020 Olimpiyatlarını izlerken
  182. uzun bir süre kimin kazanıp
    kimin kaybettiğini
  183. söylemenin mümkün olmayacağını
  184. çok iyi biliyorum.
  185. İki saat on iki dakika sürdüğü söylenen

  186. daha önce bahsettiğim
    sayıyı hatırlıyorsunuz, değil mi?
  187. Peki, bu oyundaki oyunculardan biri
  188. altı yıl sonra, Auschwitz and Dachau'nın
    toplama kampındaydı.
  189. Ama oradan canlı olarak çıktı.
  190. Neden?
  191. Sırf gaz halkasındaki nöbetçi
  192. onu pinpon oynadığı
    günlerinden hatırladığı için.
  193. O destansı maçın kazananı mıydı?
  194. Önemli değildi.
  195. Hatırladığınız üzere birçok insan
    ilk sayı sonuçlanmadan oradan ayrılmıştı.
  196. Onu kurtaran tek şey,
  197. maçın parçası olduğu gerçeğiydi.
  198. Herhangi bir oyunu kazanmanın en iyi yolu,

  199. Japonların bana
    her iki gecede bir söylediği şey:
  200. asla ve asla skoru düşünmemek.
  201. Teşekkürler.

  202. (Alkışlar)