Turkish subtitles

← En sert eleştirmenlerinizle birlikte çalışma durumu

Get Embed Code
24 Languages

Showing Revision 16 created 09/17/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. Bu kötü şöhretli strafor kutuyu
    kimler hatırlıyor?
  2. (Alkışlar)

  3. Pekâlâ şüphesiz ki bu kutu
    beni ve şirketimi değiştirdi

  4. ve rakiplerinizin nasıl en iyi
    müttefikleriniz olabileceğini gösteren
  5. bir serüven başlattı.
  6. Biliyorsunuz ki seksenlerin sonunda
    bu büyük Big Mac kutusu
  7. bir çöp krizinin sembolüydü.
  8. İnsanlar çok kızgındı bu duruma.
  9. Örneğin dünya etrafından
    binlerce genç öğrenci
  10. mektuplar gönderip
    McDonald's'ı suçluyordu.
  11. Çünkü o zamanlar bunlardan
    milyonlarca adet kullanıyorduk.
  12. Tabii ki ben de dahil
    McDonald's'taki hiç kimse
  13. çevre dostu paketleme hakkında
    bir şey bilmiyordu.
  14. Son 10 yılda ise lojistikten
    ve kamyon şoförlerinden sorumluydum.
  15. Sonra birdenbire patronum yanıma geldi
  16. ve "Hey, senden bu kutuyu
    şirket için korumanı
  17. ve McDonald's'taki çöpü azaltma çabasına
    önderlik etmeni istiyoruz." dedi.
  18. Ona baktım ve şunu sordum,
  19. "Polistiren nedir?"
  20. Fakat bu tamamıyla bana ilgi çekici geldi
  21. çünkü beni geçmişime götürüyordu.
  22. Göreceğiniz üzere altmışların sonunda,
    yetmişlerin başında,

  23. Amerika'da büyük bir ayaklanmanın
    olduğu bir dönemde büyüdüm.
  24. Protestolarla, oturma eylemleriyle,
  25. Vietnam karşıtlığı hissiyle
    gerçekten iç içeydim
  26. ve otoriteyi sorgulama
    gereği olduğunu çokça hissettim.
  27. Fakat üniversiteye gittiğimde anladım ki
    hayatımı bu şekilde kazanamazdım.
  28. O bütün zihniyet durulmuş,
  29. aktivist ruhum sönmüştü.
  30. Bir geçim kaynağı bulmalıydım,
  31. ben de iş dünyasına atıldım.
  32. Şu McDonald's'a protesto mektubu gönderen
    çevre kirliliği karşıtı öğrenciler,
  33. bana yirmi yıl önceki kendimi hatırlattı.
  34. Otoriteyi sorguluyorlar.
  35. Ama artık patron benim.
  36. (Gülüşmeler)

  37. Kurumsal takım elbiseyim.

  38. Otoriteyi temsil eden kişiyim.
  39. Başta kurumsal sosyal sorumluluk,
  40. sonrasında ise kurumsal sürdürülebilirlik
    denilen bu yeni şey ortaya çıkıyordu
  41. ve artık bir farklılık yaratmak için
    bir fırsatım vardı.
  42. Bu serüvenin başlangıcı
  43. McDonald's'ın ABD Çevre Savunma Fonu ile
    ortaklığa varmasıyla oldu.
  44. ÇSF, "veletleri dava edin"
    felsefesiyle kurulmuş
  45. bir sivil toplum örgütüydü.
  46. Bu yüzden benim ve ekibimin hakkında
    ne düşündüklerini merak ediyordum.
  47. Richard Denison ile ilk tanıştığımda

  48. kendisi ÇSF'de
    kıdemli bir bilim insanıydı,
  49. çok endişeliydim.
  50. Onun bir çevreci olduğunu
  51. ve tüm umurumda olan şeyin para olduğunu
    düşündüğünü düşünüyordum.
  52. Konumuza dönecek olursak ÇSF ekibinden
    bize gerçekçi çözümler üretmesini istedik.
  53. Ve de mantıklı olan şeyi yaptık.
  54. Onlara restoranlarımızda
    flip hamburger yaptırdık.
  55. Hayal edin ki Richard,
  56. aynı zamanda fizik alanında
    doktora da yapmıştı,
  57. sıra ona gelmişti, bir çeyrek pounder
    hazırlamaya çalışıyordu.
  58. Normalde içine iki damla ketçap,
    bir damla hardal, üç turşu
  59. ve soğan koyarsınız, diğerine geçersiniz,
    çok hızlı olmalısınız.
  60. Ve biliyor musunuz
    tüm gün boyunca doğru düzgün yapamadı.
  61. Hüsrana uğramıştı.
  62. Ben ise çok etkilenmiştim
    çünkü yaptığımız işi anlamaya çalışıyordu.
  63. Sonrasında ÇSF ekibi düşündü ki
    yeniden kullanılabilir malzemeler

  64. işimizdeki zirve noktasıydı.
  65. Ben ve ekibim düşündük ki
    yeniden kullanılabilir malzemeler mi?
  66. Çok yer kaplayacak, dağınıklık olacak,
    bizi yavaşlatacaktı.
  67. Ama bu bu fikirlerini reddetmedik.
  68. DC dışında seçtikleri
    bir restorana gittik, arka odasına girdik.
  69. Bulaşık makinesi düzgün çalışmıyordu,
  70. kirli tabakları etrafa saçıyordu.
  71. Mutfak bölgesi kirli ve kötüydü.
  72. Onların McDonald's'taki
    deneyimlerine nazaran temiz ve düzenliydi,
  73. bariz farkı görebiliyorlardı.
  74. Ayrıca tüm gün boyunca
    McDonald's'taki bir restoranda oturduk
  75. ve müşterilerin
    yemek yiyişlerini seyrettik.
  76. Davranışlarını izledik.
  77. Görünen oydu ki çoğu müşteri
    yiyeceğini ve içeceğini alıp gidiyordu.
  78. ÇŞF, yeniden kullanılabilir malzemelerin
    bize uygun olmadığı kanısına vardı.
  79. Fakat onların işe yarar
    bir sürü fikri vardı.

  80. ÇSF ekibi olmadan kendi kendimize
    o fikirleri asla düşünemezdik.
  81. Benim favori fikrim beyaz torbadan
    kahverengi torbaya geçmekti.
  82. Beyaz torbayı kullanıyorduk.
  83. El değmemiş bir madde.
  84. Klor içerikli ağartıcı
    kimyasallardan yapılıyor.
  85. Onlar dediler ki ağırtılmamış,
    kimyasal barındırmayan torbalar kullanın.
  86. Bu torba geri dönüştürülebilir
    maddelerden yapılıyor,
  87. genellikle karton kolilerden.
  88. Velhasıl, torba daha sağlam oluyor,
    yapısı daha sağlam oluyor
  89. ve bize çok masraf ettirmiyordu.
  90. Tam bir kazan-kazan durumuydu.
  91. Düşündükleri başka bir fikir ise
    peçetelerimizi iki buçuk cm küçültebilir

  92. ve onları geri dönüştürülmüş
    ofis kağıtlarından yapabilirdik.
  93. Düşünüyordum da
    iki buçuk cm pek de bir şey değildi.
  94. Bunu yaptık ve yıllık yaklaşık
    bin 400 tonluk israftan kaçınıldı.
  95. 16 bin ağaç kurtarıldı.
  96. (Alkışlar)

  97. En güzel kısmı ise parlak,
    beyaz peçeteleri değiştirmemiz oldu.

  98. Geri dönüştürülebilir malzemeden dolayı
    gri ve benekli olmuştu.
  99. Bu stil, müşterilerimiz arasında
    moda hâline gelmişti.
  100. Zaman geçtikçe ÇSF ekibiyle çalıştığım
    zamanlardan keyif almaya başladım.
  101. Birçok akşam yemeği yedik,
    fikir alışverişi yaptık, maça gittik.
  102. Arkadaş olduk.
  103. İşte o zaman bir hayat dersi öğrendim.

  104. Şu sivil toplum örgütü işçileri,
  105. onların benden hiçbir farkı yoktu.
  106. İnsanları umursuyorlar, tutkuları var,
  107. birbirimizden farksızız.
  108. Sonuç olarak altı ay süren
  109. ve 42 bölümlük bir atık azaltma,
    yeniden kullanmak
  110. ve geri dönüşüm için yapılan bir planla
    sonuçlanan bir ortaklık yaşadık.
  111. 90'lar boyunca ölçtük
  112. ve on yılda yaklaşık yüz kırk bin ton
    değerinde israfı azaltmıştık.
  113. Pekâlâ eğer şu polisitren kutuyu
    merak ediyorsanız söyleyeyim,
  114. evet, ondan kurtulmuştuk.
  115. Çok şükür, hâlâ bir işim vardı.
  116. Bu ortaklık o kadar başarılıydı ki

  117. eleştirmenler eşliğinde
    çalışma fikrini tekrarladık.
  118. Toplumda ve iş ortamında
  119. işe yarayabilecek fikirler üstünde
    birlikte çalıştık.
  120. Ama bu iş birliği fikri acaba
  121. aşırı muhalif gruplar arasında
    yürüyebiliyor muydu?
  122. Ayrıca biliyorsunuz, bazı direkt olarak
    elimizde olmayan sorunlar var.
  123. Hayvan hakları gibi.
  124. Hayvan hakları, bariz olarak, etleri için
    hayvanların kullanılmasını istemiyor.

  125. McDonald's büyük ihtimalle yiyecek hizmeti
    endüstrisinin en büyük et alımcısı.
  126. Burada doğal bir çatışma var.
  127. Fakat yapılabilecek en iyi şeyin
  128. o zamanki en gürültülü
    ve en aktif eleştirmenlerine gidip
  129. onlardan bir şeyler
    öğrenmek olacağını düşündüm
  130. ki onlar, Uluslararası Hayvan Hakları'nın
    yöneticisi Henry Spira
  131. ve hayvan haklarının
    modern tezi olarak görülen
  132. "Hayvan Özgürleşmesi"
    kitabının yazarı Peter Singer'dı.
  133. Hazırlanmak için
    Peter'ın kitabını okuyordum.
  134. Zihniyetini anlamaya çalışıyordum
  135. ve kabul etmeliyim ki çok katıydı.
  136. Vegan olmuyordum,
    şirketim oraya doğru yönelmiyordu.
  137. Fakat cidden düşündüm ki
    buradan çok şey öğrenebilirdik.
  138. Bu yüzden de New York'ta
    bir kahvaltı buluşması ayarladım.

  139. Masaya oturuşumu,
    hazırlanışımı hatırlıyorum
  140. ve favori kahvaltımı istememeye
    karar vermiştim,
  141. pastırma, sosis ve yumurta.
  142. (Gülüşmeler)

  143. Sadece hamur işleriyle yetinecektim.

  144. Fakat itiraf etmek gerekirse düşmanca bir
    tartışmanın olmasını bekliyordum.
  145. Ama hiç olmadı.
  146. Henry ve Peter sadece nezaket doluydu,
  147. bizi umursuyorlardı, oldukça akıllıydılar,
    iyi sorular soruyorlardı.
  148. Onlara, hayvan hakları üzerinde çalışmanın
  149. McDonald's için
    ne kadar zor olduğunu söyledim
  150. çünkü tedarikçilerimiz
    sadece köfte üretir.
  151. Hayvanlar nüfuz alanımızdan
    üç veya dört basamak uzaktır.
  152. Çok empatiklerdi.
  153. Kurumlarımızın görevleri bakımından
    birbirimize direkt olarak karşı çıkarken
  154. hissettim ki çok şey öğrenmiştim.
  155. En iyisi de bana
    muazzam bir tavsiye vermeleriydi.

  156. O da şuydu, bana "Dr. Temple Grandin ile
    birlikte çalışmalısın." dediler.
  157. O zamanlar onu tanımıyordum.
  158. Size bir şey söyleyeyim,
  159. kendisi hayvan davranışları alanında
    önceden ve şu anki en ünlü uzmandır.
  160. Hayvanların hareketlerini ve tesislerde
    nasıl davranmaları gerektiğini biliyor.
  161. Sonuç olarak onunla buluştum
  162. ve kendisi en iyi türden bir eleştirmendi.
  163. Bir bakıma sadece hayvanları seviyor,
    onları korumak istiyordu
  164. fakat aynı zamanda et endüstrisi
    gerçeğini de kavrayabiliyordu.
  165. Her zaman hatırlayacağım,
    hayatımda hiç mezbahaya gitmemiştim
  166. ve böylece ilk kez
    onunla birlikte gitmiş olacaktım.
  167. Ne ummalıyım bilmiyordum.
  168. Gördük ki hayvan bakıcılarının
    ellerinde elektrikli sopalar vardı
  169. ve basitçe tesisteki neredeyse
    bütün hayvanları şokluyorlardı.
  170. İkimiz de dehteşe düşmüştük,
    o yukarı ve aşağı zıplıyordu,
  171. onu görmeliydiniz.
  172. "Olamaz, bu doğru değil,
  173. bayrakları, plastik torbaları
    kullanabiliriz,
  174. doğal davranışları için ağılları
    yeniden tasarlayabiliriz." diyordu.
  175. Sonrasında standartları
    ve prensipleri ayarlamak için

  176. Temple ve tedarikçilerimizi
    bir araya getirdim.
  177. Hayvan refahı sağlama fikirlerini
    gerçekleştirmek için.
  178. Bunu gelecek iki ile beş yıllık
    süre içerisinde yaptık.
  179. Hepsi birbirine entegre oldu, güçlendi.
  180. Bu arada, McDonald's'ın
    tedarikçilerinden ikisi iflas etti
  181. çünkü standartlarımızı karşılayamadılar.
  182. En iyisi, bütün bu standartlar
    en sonunda tüm endüstriye yayılmıştı.
  183. Artık hayvanları şoklamak yoktu.
  184. Peki, başka alanlarda
    suçlandığımız konulara ne oldu?

  185. Ormansızlaştırma gibi.
  186. Bu sorun hakkında hep düşünürdüm ki
  187. siyasetçiler ve hükûmet,
    bu onların görevi.
  188. Hiç bize yansıyacağını düşünmemiştim.
  189. Fakat hatırlıyorum,
    2006 yılı Nisan ayının başlarında
  190. Blackberry'mi açmıştım
    ve İngiltere'de düzinelerce ortaya çıkmış,
  191. tavuk gibi giyinip
    McDonald's'ta kahvaltı eden
  192. ve kendilerini masa
    ve sandalyelere zincirleyen
  193. Greenpeace katılımcılarını okuyordum.
  194. Ben de dahil birçok kişinin
    dikkatini çekmişlerdi.
  195. Daha yeni yayınladıkları
  196. "Eating Up the Amazon"
    adlı raporu merak ediyordum.
  197. Bu arada soya, tavuk yemi için
    anahtar bileşendir
  198. ve işte McDonald's ile olan bağı buydu.
  199. Sonra, Dünya Vahşi Yaşamı Koruma
    Vakfı'ndaki güvenilir dostlarımı aradım.

  200. Conversation International'ı aradım.
  201. Kısa süre sonra öğrendim ki
    Greenpeace raporu doğru söylüyordu.
  202. Sonra içimden destek aldım
  203. ve hep hatırlayacağım, ertesi gün,
    kampanya sonrası onları aradım
  204. ve "Size katılıyoruz." dedim,
  205. "Birlikte çalışmaya ne dersiniz?"
  206. Üç gün sonra,
  207. mucizevi bir şekilde,
    McDonald's'tan dört kişi,
  208. Greenpeace'den dört kişi
  209. Londra Heathrow Havaalanı'nda
    görüşüyorduk.
  210. Söylemem gerek ki
    ilk dört saat öyle böyleydi,
  211. aramızda pek güven yoktu.
  212. Fakat öyle görünüyordu ki
    taşlar yerine oturuyordu
  213. çünkü her birimiz
    Amazon'u kurtarmak istiyorduk.
  214. Görüşmemiz sırasında, hiç sanmıyorum,
  215. kimin Greenpeace'den ve kimin
    McDonald's'tan olduğunu söyleyemezdiniz.
  216. Yaptığımız en iyi şeylerden biri
    onlarla birlikte Greenpeace uçağında,

  217. Greenpeace botunda, Amazon'u
    dokuz gün boyunca gezmemiz oldu.
  218. Ve hep hatırlayacağım,
  219. Manaus'un, Amazon'un başkentinin, yüzlerce
    km batısına seyahat ettiğinizi düşünün.
  220. Çok saf bir güzellikte ki
    bir tane bile insan yapımı yapı yok,
  221. yol yok, tek bir tane kablo,
    tek bir tane ev yok.
  222. Manaus'un doğusuna seyahat ettiğinizdeyse
    bariz yağmur ormanı yıkımını görürsünüz.
  223. Velhasıl, bu pek olması beklenmeyen
    iş birliği olağanüstü sonuçlar üretmişti.
  224. Beraber çalışarak
  225. aynı sebep için bir düzineden fazla
    perakendeci ve tedarikçi topladık.
  226. Bu arada üç ay içinde
  227. orman tıraşlama uygulamaları üzerine
  228. endüstri tarafından
    bir moratoryum duyuruldu.
  229. Ve Greenpeace'in kendisi bunu
  230. ormansızlaşmada
    muhteşem bir azalış olarak açıkladı
  231. ve o zamandan beri
    hâlâ etkisini sürdürmekte.
  232. Anlattığım bütün bu iş birliği türlerinin

  233. bugün olağan olacağını düşünüyorsunuz.
  234. Ama öyle değiller.
  235. Şirketler hırpalandığında
  236. genel yanıt reddetmek ve ertelemektir.
  237. Bazı yavan türde sözler söylenir
  238. ve hiçbir aşama kaydedilmez.
  239. Bence alternatif çözüm gerçekten kuvvetli.
  240. Demek istediğim, her sorunu çözmeyecek,
  241. tabii ki daha yapılacak
    bir sürü şey olacak
  242. fakat bu eleştirmenlerle çalışma fikri
  243. ve toplum için
    daha çok iyilik yapma çabası
  244. iş için aslında iyi bir şey.
  245. İnanın bana, mümkün.
  246. Fakat bu, eleştirmenlerinizin
  247. en iyi niyette olduklarını varsayma
    düşüncesi ile başlar.
  248. Tıpkı sizin en iyi niyette olmanız gibi.
  249. Sonra ikinci olarak,
  250. geçmişteki birçok taktiğe
    bakmanız gerekiyor.
  251. Kabul ediyorum, şirketimde kullanılan
    taktiklerin çoğunu sevmiyordum.
  252. Fakat bunun yerine,
    gerçek olan neyse ona odaklanın.
  253. Yapılması doğru olan ne ise ona,
  254. bilim ne diyorsa ona,
    bilimsel yasalar ne diyorsa ona.
  255. Son olarak söyleyeceğim şu,
  256. anahtarları eleştirmenlere verin.
  257. Onlara arka odayı gösterin.
  258. Götürün onları oraya, detayları saklamayın
  259. çünkü eğer müttefik ve destek istiyorsanız
  260. açık ve şeffaf olmalısınız.
  261. İster bir kurumsal takım elbise

  262. ister bir çevreci olun,
  263. Diyeceğim şu, bir dahaki sefer
    eleştirildiğinizde
  264. elinizi uzatın, dinleyin, öğrenin.
  265. Daha iyi olacaksınız,
    şirketiniz daha iyi olacak
  266. ve belki de bu sırada
    iyi arkadaşlar da edineceksiniz.
  267. Teşekkürler.

  268. (Alkışlar)