Turkish υπότιτλους

← Her şeye evet dediğim bir yıl

Πάρτε τον Κωδικό ενσωμάτωσης
44 Γλώσσες

Showing Revision 15 created 03/29/2016 by Sancak Gülgen.

  1. Bir süre önce bir deney gerçekleştirdim.
  2. Bir yıl boyunca, beni korkutan her şeye
  3. Evet dedim, beni endişelendiren,
    konfor alanımın dışındaki şeylere
  4. Evet demek için kendimi zorladım.
  5. Toplum içinde konuşmayı istedim mi?
  6. Hayır, ama aslında Evet.
  7. Tv’de canlı yayında olmak istedim mi?
  8. Hayır, ama aslında Evet.
  9. Oyunculuğu denemek istedim mi?
  10. Hayır, ama Evet, Evet.
  11. Ve çılgınca bir şeyler oldu:
  12. beni korkutan şeyleri yapmak
  13. korkuyu yok etti.
  14. Korkunç olmaktan çıktılar.
  15. Benim toplum içinde konuşma yapma,
  16. sosyal anksiyete korkum
  17. bir anda yok oldu.
  18. Bu harika bir şey, tek bir kelimenin gücü.
  19. ‘Evet’ kelimesi hayatımı değiştirdi.
  20. ‘Evet’ kelimesi beni değiştirdi.
  21. Ancak belirli bir evet türü vardı ki,
  22. benim hayatımı en derin şekilde etkileyen
  23. hiç hayal etmediğim bir türde,
  24. her şey küçük çocuğumun
    bana sorduğu soru ile başladı.
  25. Üç tane harika kızım var,
    Harper, Beckett ve Emerson.

  26. Ve Emerson herkese açıklanamaz bir
    biçimde ‘tatlım’ diye hitap eder.
  27. Güney bölgesindeki bir garson misali.
  28. (Gülüşmeler)

  29. "Tatlım, bardağıma eklemek için
    biraz süte ihtiyacım var."

  30. (Gülüşmeler)

  31. Bir akşam güneyli garson
    onunla oynamamı istedi.

  32. Bir yere gitmek üzere olmama
    rağmen ona ''Evet.'' dedim.
  33. Bu evet benim ailem için yeni
    bir yolun ilk adımı sayılır.
  34. O andan itibaren kendime bir söz verdim.
  35. Çocuklarım benimle ne zaman
    oynamak isterse
  36. bir şeyler yapıyor ya da
    bir yere gidiyor olsam da
  37. her seferinde onlara evet diyorum.
  38. Elbette bu konuda mükemmel değilim,
    ama pratik yapmak için çok çabalıyorum.
  39. Bunun benim üzerimde
    sihirli bir etkisi var.
  40. Çocuklarım ile ailemi de
    etkileyen bir durum.
  41. Aynı zamanda çarpıcı bir yan etkisi var,
  42. bir bütün olarak onu anladığım yakın
    zamana dek, varlığı olmayan bir etki,
  43. çocuklarımla oyun oynamaya
    evet demenin aslında
  44. kariyerimi kurtardığını söylemek mümkündür.
  45. Bakın, birçok kişinin rüya gibi
    iş dediği işe sahibim.

  46. Ben hayal kuran, yaşamak
    için üreten bir yazarım.
  47. Rüya gibi bir iş.
  48. Hayır.
  49. Ben bir devim.
  50. Rüya gibi bir iş.
  51. Ben televizyonu, televizyon
    yapımcılığı yapıyorum.
  52. Ben televizyonu, televizyonun
    büyük anlaşmasını yapıyorum.
  53. Her şekilde, bu televizyon sezonu
  54. dünyaya 70 saatlik program sunmak
    benim sorumluluğumdur.
  55. 4 televizyon programı,
  56. 70 saatlik televizyon yayını,
  57. (Alkışları)

  58. Bazen tek bir seferde,
    3 şov bazen de

  59. 4 şov yapım kapsamında oluyor.
  60. Her bir şov daha önceleri var
    olmayan yüzlerce işi var ediyor.
  61. Bir televizyon ağının
    bir bölümüne ayrılan bütçe
  62. üç ile altı milyon
    dolarlık bütçe aralığında.
  63. Beş olduğunu farz edelim.
  64. Her bir bölüm 9 günde bir
    yapılıyor, dört şov için.
  65. Her 9 günde bir 20 milyon
    dolarlık bir televizyon değeri,
  66. 4 televizyon programı,
    70 saatlik televizyon yayını
  67. eş zamanlı üç şov yapımcılığı, bazen dört
  68. tüm zamanlarda 16 bölüm mevcut.
  69. "Grey's," 24 bölüm,
    "Scandal," 15 bölüm
  70. "How To Get Away With Murder," 15 bölüm
  71. "The Catch," 10 bölüm,
    toplamda 70 saatlik televizyon.
  72. Bir sezon için 350 milyon dolar.
  73. Amerika’da benim Tv şovlarım
  74. perşembe akşamı art arda yayınlanıyor.
  75. Dünya genelinde, yayınlarım
    256 bölgede, 67 dilde yayınlanmaktadır.
  76. İzleyici kitlemiz 30 milyon kişidir.
  77. Benim beynim evrensel bir beyin
  78. 70 saatlik Tv yayınlarının 45 saati
    benim tarafımdan oluşturulmuştur.
  79. Sadece yayıncılık değil, bu
    nedenle her şeyden önce,
  80. benim sakin ve gerçek zamana,
    yaratıcı zamanı bulmaya ihtiyacım var.
  81. Kamp ateşi etrafında
    hayranlarımla toplanıp
  82. hikayemi anlatmam lazım.
  83. 4 televizyon programı, 70 saatlik Tv.
  84. Eş zamanlı üç şov yapımcılığı,
  85. bazen dört, 350 milyon dolar, dünya
    genelinde yanan kamp ateşleri.
  86. Bunu başka kimin yaptığını
    biliyor musunuz?
  87. Hiç kimse, söylediğim gibi
    ben bir devim.
  88. Rüya gibi bir işe sahibim.
  89. (Alkışlar)

  90. Bunları sizi etkilemek için söylemiyorum.

  91. Bunları sana söylememin asıl nedeni,
    size ‘yazar’ dendiği anda
  92. neler düşündüğünüzü biliyorum.
  93. Bunları bir yerlerde sıkı çalışan
    kişilere söylüyorum.
  94. Bir şirketi yönetiyor olabilirsin,
    veya bir ülkeyi veya bir sınıfı
  95. ya da bir mağazayı, belki
    de bir evi yönetiyorsun.
  96. İş hakkında konuştuğum zaman
    sözlerimi ciddiye almalısın,
  97. şunu da bir gerçek, gün boyu bilgisayarın
    başında, gün boyu hayal kurmuyorum.
  98. Şu sözleri söylediğimi duyarsınız.
  99. Rüya gibi bir işin hayal kurmakla ilgisi
    olmadığını anlıyorum.
  100. Tamamı iş, hepsi iş, tamamı realite,
    tamamı kan, ter ancak gözyaşı barındırmaz.
  101. Ben çok çalışıyorum, çok çabalıyorum
    ve işimi seviyorum.
  102. İşimde sıkı çabaladığım, işte derinleşince

  103. o anda başka hiçbir duygu yoktur.
  104. İşim ince havadan oluşan, bir ulusu
    inşa etmekle geçen zamanlardır.
  105. Askerleri eğitmek misali,
    bir tuvali boyamak misali.
  106. Yüksek notayı çalmak gibi,
    maraton koşmak gibi.
  107. Yani Beyonce olmak gibi,
  108. Ve aslında bunların hepsinin aynı
    anda birleşimi demektir.
  109. Ben işimi seviyorum.
  110. İşim yaratıcı, mekanik, yorucu aynı
    zamanda heyecan verici.
  111. İşim harika aynı zamanda rahatsız edici
  112. klinik ve aynı zamanda
    anaç bir iştir.
  113. Acımasız ve aynı zamanda
    adaletli bir iş.
  114. Aslında her şeyi çok iyi
    yapan şey uğultudur.
  115. Çalıştığım zamanlarda
    içimde iyi hisseden
  116. bir vardiya türü bir şeyler var sanki.
  117. Beynimde bir uğultu başlıyor sanki.
  118. Sonra büyüyor ve bu uğultu açık
    bir yola dönüşüyor sanki.
  119. Onu sonsuza dek sürebilirim
  120. ve birçok kişiye uğultuyu
    açıklamaya çalıştığımda,
  121. onlara yazmak hakkında
    konuştuğumu varsayarlar.
  122. Yazmanın bana keyif
    verdiğini sananlar var.
  123. Beni yanlış anlamayın, elbette öyledir.
  124. Ancak bu uğultu --
  125. televizyon işlerimi gerçekleştirmeden
    önce var olmamıştı.
  126. Sonra çalışmaya başladığımda,
  127. çalıştım ve işler yaptım.
  128. Bir şeyleri inşa etmek,
    yaratmak ve iş birliği yapmak.
  129. Bunların ardından bu uğultuyu keşfettim.
    Bu acele, bu uğultu.
  130. Bu uğultu yazmanın da ötesinde.
  131. Bu uğultu eylem ve aktivite.
    Bu uğultu bir bağımlılık.
  132. Bu uğultu bir müzik.
    Bu uğultu bir ışık ve hava.
  133. Bu uğultu Tanrı’nın kulaklarıma
    doğrudan fısıldamasıdır.
  134. Ve bu türde bir uğultuya
    sahip olduğun zaman,
  135. mükemmellik için çabalamaya
    karşı koyamıyorsun.
  136. Bedeli ne olursa olsun,
    bu mükemmellik için
  137. çabalamayı tetikleyen bu duyguyu,
  138. işte bunu uğultu olarak
    adlandırıyorum.
  139. Belki de tamamı işkolik olmak sayılabilir.
  140. (Gülüşmeler)

  141. Belki deha sayılır.

  142. Belki ego sayılır.
  143. Belki de sadece başarısızlıktan korkudur.
  144. Bilemiyorum.
  145. Ancak şunu iyi biliyorum,
    başarısızlık için yaratılmadım.
  146. Şunu da iyi biliyorum,
    bu uğultuyu seviyorum
  147. Size şunu söylemek istiyorum, Ben bir devim.
  148. Şunu da biliyorum ki,
  149. bu hususu
    sorgulamak istemiyorum.
  150. Ama şu da bir gerçek ki:

  151. ben daha çok başarılı oldukça,
  152. daha çok şov yaptıkça,
    daha çok bölüm,
  153. daha çok engeli aştıkça,
  154. yapılması gereken daha da
    çok iş olduğunda,
  155. havada dolaşan
    cesaret var oldukça,
  156. bana bakan, beni izleyen
    gözler çoğaldıkça,
  157. tarih daha çok izledikçe,
  158. Daha çok beklenti oluştukça,
  159. başarılı olmak için daha çok çalıştıkça,
  160. benim daha çok çalışmaya ihtiyacım oluyor.
  161. İş konusunda ne demiştim?
  162. Ben çalışmayı seviyorum, değil mi?
  163. İnşa ettiğim ulus,
    koştuğum maraton,
  164. askerler, tuval,
    yüksek nota ve uğultu.
  165. Uğultu, uğultu,
  166. bu uğultuyu beğeniyorum,
    bu uğultuyu seviyorum.
  167. Bu uğultuya ihtiyacım var,
    ben bu uğultuyum.
  168. Bu uğultu benim.
  169. Sonra uğultu bir anda durdu.

  170. Çok çalışmaktan, çok kullanılmaktan.
  171. Çok uygulanmaktan,
    hepsi yandı.
  172. Ve uğultu bir anda durdu.
  173. Şimdi, üç kızım şu gerçeğe alışkınlar;

  174. anneleri çalışkan bir dev olduğu
    gerçeğine alışkınlar.
  175. Harper insanlara
    diyor ki;
  176. "Annem orada olmayacak
    ancak bakıcıya mesajını iletebilirsin."
  177. Emerson der ki, "Tatlım,
    ben ShondaLand’a gitmek istiyorum."
  178. Onlar bir devin çocukları.
  179. Onlar da bebek devin.
  180. Uğultunun durduğu zamanlarda
    yaşları 12, 3 ve 1 idi.
  181. Makinenin uğultusu ölmüştü.
  182. İşimi sevmeyi bırakmıştım.
    O sıralar makineyi tekrar çalıştıramadım.
  183. Uğultu da geri gelmek istemiyordu.
  184. Uğultu bozulmuş, kırılmıştı.
    Aynı işleri tekrarlıyordum o sırada,
  185. her zaman yaptığım işler,
    tamamı devin işleri,
  186. günde 15 saat çalışmak,
    hafta sonları dahil,
  187. pişmanlık yok, asla vazgeçmek yok,
    bir dev asla uyumaz
  188. ve bir dev asla pes etmez,
  189. tüm kalbi ile, berrak gözleri ile veya
  190. artık her gerekli ise yerine getirilirdi.
  191. Ancak artık uğultu yoktu.
  192. İçimde bir sessizlik vardı.
  193. Dört televizyon programı, 70 saatlik Tv yayını,
    eş zamanlı üç şov yapımcılığı,
  194. bazen de dört program
  195. Eş zamanlı dört Tv programı,
    70 saatlik Tv yayını,
  196. yapımcılık dahilinde olan üç adet şov...
  197. Ben mükemmel bir devdim.
  198. Annen ile tanışması için evine
    davet edebileceğin bir devdim.
  199. Tüm renkler aynıydı,
    ve ben artık eğlenemiyordum.
  200. Kısacası benim hayatım böyle idi.
  201. Yaptığım her şey
    bunlardan ibaretti.
  202. Ben uğultu idim ve uğultu ben idi.
  203. Sevdiğin işin, yaptığın şeylerin
  204. toz gibi bir tat bıraktığı anlarda
    sen ne yaparsın?
  205. Şimdi, biliyorum bazıları
    şunu düşünüyor şu anda

  206. ‘benim için nehirleri ağla
    seni aptal yazar Bayan dev’
  207. (Gülüşmeler)

  208. Ama sen de biliyorsun, sen de yapıyorsun,

  209. eğer sevdiğin şeyleri yapar, sevdiğin işi yapar
    ve yaptığın işleri seversen,
  210. bir öğretmen olmak, bir bankacı olmak,
    bir anne olmak, bir ressam olmak,
  211. bir Bill Gates olmak,
  212. sana bu uğultuyu ilham eden
    başka bir insanı sevmek,
  213. eğer sen de bu uğultuyu tanıyorsan
  214. eğer bu uğultunun nasıl
    hissettirdiğini biliyorsan,
  215. eğer uğultu ile tanışıyorsan,
  216. bu uğultu kesildiğinde,
    yok olduğunda, sen kim oluyorsun?
  217. Sen kimsin?
  218. Ben kimim?
  219. Hala bir dev sayılır mıyım?
  220. Kalbimde çalan şarkı kesilir ise,
    bu sessizlikte hayatta kalabilir miyim?
  221. Sonra güneyli garson bana bir soru soruyor.

  222. Kapıya doğru yönelmiş ve çıkıyordum,
    geç kalmıştım, bana diyor ki,
  223. ''Anne, oyun oynamak ister misin?''
  224. Tam hayır diyecektim ki,
    iki şeyi fark ettim.

  225. Birincisi, benim her şeye evet demem gerek,
  226. ikincisi ise, güneyli garson
    bana "tatlım" demedi.
  227. Artık herkese "tatlım" demiyor.
  228. Ne zaman oldu bu?
  229. Bir şeyleri gözden kaçırdım,
    bir dev olmak ve uğultunun yasını tutmak,
  230. gözlerimin önünde değişim
    yaşadığını gördüm.
  231. Sonra diyor ki, "Anne, oyun oynamak ister misin? "
  232. Ben de "Evet." diyorum.
  233. Aslında özel bir durum yok,
  234. oynuyoruz, kız kardeşleri de katılıyor,
  235. çok gülüyoruz,
  236. sonra onlara kitaptan dramatik
    bir okuma gerçekleştiriyorum.
  237. Sadece sıradanlık
  238. (Gülüşmeler)

  239. Aynı zamanda, aslında sıradışı sayılır,

  240. çünkü içimdeki acı ve panik,
  241. evsizlik ve uğultusuz olmaktan ötürü
  242. dikkatimi vermeliyim,
  243. Bu nedenle odaklanıyorum
  244. Hala da öyle.
  245. İnşa ettiğim ulus, koştuğum maraton,
  246. askerler, tuval, yüksek nota hiç biri yok.
  247. Var olan yapışkan bir kaç parmak,
  248. duygusal öpücükler ve minik sesler
    ile boyama kalemleri
  249. ve vazgeçmekle ilgili olan şarkı,
  250. Karlar Ülkesinin (Frozen Girl) vazgeçmesi
    ile ilgili olan her ne ise.
  251. (Gülüşmeler)

  252. Her şey barışçıl ve basit.

  253. Bu atmosfer benim için çok nadir sayılır,
    güçlükle nefes alıyorum.
  254. Nefes aldığıma güçlükle inanabiliyorum
  255. Oyun oynamak çalışmanın tam aksidir.
  256. Ve şu anda mutluyum.
  257. İçimde bir şeyler çözülüyor.
  258. Beynimde bir kapı açılıyor,
  259. bir enerji yığını oluşuyor.
  260. Ve bu anlık bir şey değil, ancak
    gerçekleşiyor, evet gerçekleşiyor.
  261. Onu hissediyorum.
  262. Bir uğultu beliriyor.
  263. Tam hacimli değil, neredeyse oluşacak,
  264. çok sakin, onu duymak için
    çok sessiz olmalıyım, ama o burada.
  265. Uğultu değil, ama bir uğultu.
  266. Bu sırada sanki bir sihirli sırrı
    biliyormuş gibi hissediyorum.

  267. Tamam, duygulara kapılmayalım.
  268. Bu sadece sevgidir. Hepsi o kadar.
  269. Sihir değil. Sır değil. Sadece sevgi.
  270. Unuttuğum bazı şeylerden biri.
  271. Uğultu, çalışan uğultu,
    devin uğultusu,
  272. sadece yer değiştiren.
  273. Sana kim olduğumu soracak olursam,
  274. sana kim olduğumu söylecek olursam,
  275. kendimi şov koşulları ile ifade edersem,
  276. ve televizyon saatleri ile, ve beynimin
    evrensel bir şekilde iş bitiren olduğunu,
  277. gerçek uğultunun ne olduğunu unuttum.
  278. Uğultu bir güç değildir,
    ve uğultu spesifik-iş değildir.
  279. Uğultu spesifik keyiftir
  280. Gerçek uğultu ise spesifik- sevgidir
  281. Uğultu yaşam heyecanından
    doğan bir elektriktir.
  282. Gerçek uğultu öz güven ve barıştır.
  283. Gerçek uğultu tarihi bakışı yok sayar,
  284. ve atmosferdeki cesaret,
    beklentiler ve baskı.
  285. Gerçek uğultu tekil ve özgündür
  286. Gerçek uğultu tanrının
    kulaklarıma fısıldamasıdır,
  287. belki de tanrı yanlış kelimeleri fısıldadı,
  288. peki bana dev olduğumu söyleyen
    tanrılardan hangisiydi?
  289. Bu sadece sevgi.

  290. Hepimiz birazcık daha sevgi alabiliriz,
  291. daha çok sevgi.
  292. Çocuklarım benimle oyun
    oynamak istediğinde,
  293. her zaman evet derim.
  294. Tek bir nedenle sıkı bir kural yaptım,
  295. kendime izin vermek için,
  296. kendimi tüm işkolik suçlu hissetme
    duygusundan kurtarmak için.
  297. Bu bir kural, başka seçenek yok,
  298. ve başka seçeneğim yok,
  299. uğultuyu hissetmek istiyorsam.
  300. Kolay olmasını ben de isterdim,

  301. fakat oynama konusunda iyi değilim.
  302. Oyun oynamayı sevmem.
  303. İşimi yapma konusundaki ilgime
    benzer bir ilgim yok o alanda.
  304. Gerçekler oldukça mütevazidir
    ve aşağılayıcıdır.
  305. Oynamayı sevmem.
  306. Her zaman çalışırım
    çünkü çalışmayı seviyorum.
  307. Çalışmayı evden oturmaktan
    daha çok seviyorum
  308. Bu gerçekle yüzleşmek
    benim için oldukça zor,
  309. çünkü kim işini evden
    olmaktan daha çok sever ki?
  310. Evet, ben.

  311. Yani, dürüst olmak gerekirse
    ben kendime dev derim.
  312. bazı sorunlarım var.
  313. (Gülüşmeler)

  314. Sorunlardan biri, çok rahat bir kişi olmam.

  315. (Gülüşmeler)

  316. Bahçede koşuyoruz; bir ileri bir geri.

  317. 30 saniyelik dans partilerimiz var.
  318. Şov melodilerini söylüyoruz,
    toplarla oynuyoruz.
  319. Baloncuklar yapıyorum, onlarda patlatıyor.
  320. Çoğu zaman katı,
    çılgın şaşkın hissediyorum.
  321. Gözüm hep cep telefonumda.
  322. Ama her şey yolunda.
  323. Küçük çocuklarım bana nasıl
    yaşanacağını gösteriyor, evrenin
  324. uğultusu içimi dolduruyor.
  325. Oyun oynuyorum, ve başta neden
  326. oyun oynamayı bıraktığımı
    merak edene kadar oynuyorum.
  327. Evet siz de yapabilirsiniz,

  328. çocuklarınız oyun istediğinde
    her seferinde evet demelisin.
  329. Elmas ayakkabılı bir aptal
    olduğumu düşünüyor musun?
  330. Haklısın, yine de sen de yapabilirsin.
  331. Zamanın var.
  332. Neden mi? Çünkü Rihanna değilsiniz
    ve kukla değilsiniz.
  333. Çocuğun senin o kadar ilginç
    olduğunu düşünmüyor.
  334. (Gülüşmeler)

  335. Sadece 15 dakikaya ihtiyacın var.

  336. 2 ve 4 yaşındaki çocuklarım
    bir kere oynamak istedi
  337. yaklaşık olarak 15 dakika
  338. kendilerine düşünmeden önce
    bir şeyler yapmak istiyorlar.
  339. harika geçen 15 dakika,
    ama sadece 15 dakika.
  340. Eğer ben bir şeker veya uğur böceği
    değilsem, 15 dakikadan sonra görülmezim.
  341. (Gülüşmeler)

  342. 13 yaşındaki kızımla
    15 dakika konuşabilirsem

  343. yılın ebeveyni sayılırım.
  344. (Gülüşmeler)

  345. İhtiyacın olan sadece 15 dakika.

  346. Günümden kesintisiz geçecek olan
    15 dakikayı koparabilirim.
  347. Kesintisizlik anahtar kelimedir.
  348. Cep telefonu olmadan, çamaşır
    yıkamadan, hiç birşey yok.
  349. Meşgul geçen bir hayatın var.
    Masaya akşam yemeğini hazırlamalısın.
  350. Banyo yapmaları için onları
    zorlaman gerek.
  351. Ama 15 dakikayı yaşayabilirsin.
  352. Çocuklarım huzurum, yerimdir,
    onlar benim dünyam,
  353. çocukların olmak zorunda değil,
  354. uğultunu besleyen yakıt,
  355. yaşamın iyi olmaktan öte
    olduğu her yerde olabilir.
  356. Sadece çocuklarınla oynamak değil,
  357. söz konusu keyif almak.
  358. Genel anlamda oyundan bahsediyorum.
  359. Kendine 15 dakika ver.
  360. Seni iyi hissettiren bir şeyler bul.
  361. Onu keşfet ve o alanda oyna.
  362. Bu konuda mükemmel değildim.
    Hatta bazen başarılı olduğum

  363. kadar başarısızım da,
  364. arkadaşlarını gör, kitap oku
    boşluğu izle.
  365. "Oynamak ister misin?" kendimi
    şımartmak için kısayol oldu
  366. ilk Tv şov sıralarında tam vazgeçecekken,
  367. eğitimde dev olduğum sıralarda,
  368. bilinmeyen yollarlar kendim ile
    yarıştığım sıralarda,
  369. Sadece 15 dakika? Kendime 15 dakikalığına
  370. tüm dikkatimi versem
    ne kaybederim?
  371. Sonuç, hiç bir şey.
  372. Çalışamamak uğultunun geri
    gelmesine olanak sağladı,
  373. sanki, uzakta olduğum sırada uğultunun
    makinesi yakıtını tazeledi.
  374. Oyun olmadan iş düzgün sayılmaz.
  375. Biraz zaman alıyor, ama bir kaç ay sonra

  376. bir gün bent kapakları açılıyor
  377. ve bir acele bir telaş, kendimi
    ofisimde buluyorum
  378. tanıdık olmayan bir melodi ile dolu,
    içimi dolduran harika hissiyat,
  379. etrafımda, bana fikirler gönderiyor,
  380. uğultunun kapısı açık, onu sürebilirim,
  381. ve ben işimi tekrar seviyorum.
  382. Ama şimdi, uğultuyu beğeniyorum,
    fakat o uğultuyu sevmiyorum.
  383. O uğultuya ihtiyacım yok.
  384. Ben o uğultu değildim, uğultu ben değil,
  385. artık değil.
  386. Ben baloncuk kabarcığı, yapışkan eller ve
    yemek masasındaki arkadaşlarım.
  387. Ben bu uğultuyum.
  388. Yaşam bir uğultu.
  389. Aşk, sevgi bir uğultu.
  390. İş uğultusu hala benim bir parçam,
    ama benim tamamım sayılmaz,
  391. ve çok minnettarım.
  392. Ve benim için dev olmak
    çokta önem ifade etmiyor,
  393. çünkü daha önceleri Red Rover
    oynayan bir dev görmedim.
  394. Daha az işe, daha çok oyuna evet dedim
    ilginçtir ki; dünyam hala dönüyor.

  395. Beynim hala evrensel
    kamp ateşlerim hala yanıyor.
  396. Daha çok oynadıkça daha çok mutluyum
    ve çocuklar da daha çok mutlu.
  397. Daha çok oynadıkça
    kendimi iyi bir anne gibi hissediyorum.
  398. Daha çok oynadıkça
    zihnim o kadar özgür oluyor.
  399. Daha çok oynadıkça
    daha iyi çalışıyorum.
  400. Daha çok oynadıkça, uğultuyu
    daha çok hissediyorum.
  401. İnşa ettiğim ulus
    koştuğum maraton,
  402. askerler, tuvaller
    yüksek nota ve uğultu, uğultu,
  403. diğer uğultu, gerçek uğultu,
  404. yaşam bir uğultudur.
  405. Uğultuyu hissettikçe
  406. bu titrek, garip, kozalaşmamış olan
  407. ilginçtir ki; yepyeni oluyor.
  408. Canlı dev olmayanlar
    benim gibi hissediyor.
  409. Uğultuyu hissettikçe,
    kendimi daha iyi tanıyorum.
  410. Ben bir yazarım, bir şeyler
    hayal eder ve yaratırım.
  411. İşin bir parçası
    rüyayı yaşamaktır.
  412. Rüya gibi iş buna denir.
  413. Çünkü rüya gibi işin bir miktar
    rüya içermesi gerekir.
  414. Daha az işe ve daha çok oyuna evet dedim.

  415. Devin gereksinimleri uygulanmaz
  416. Oynamak ister misin?

  417. Teşekkür ederim.

  418. (Alkışlar)