Turkish subtítols

← İklim değişikliğinin sağlık ve yoksulluk ile ilişkisi

Obtén el codi d'incrustació
41 llengües

Showing Revision 17 created 07/24/2020 by Cihan Ekmekçi.

  1. ABD'ye Kingston, Jamaika'dan
    1968 yazında geldim.
  2. Altı kişilik ailem, Brooklyn'deki
    üç katlı asansörsüz bir binada
  3. küçük, iki yatak odalı bir
    bir apartmana tıkışmıştı.
  4. Apartmanda birçok çocuk vardı,
  5. bazıları İspanyolca,
    bazıları İngilizce konuşuyordu.
  6. Başta, onlarla oynamama izin yoktu
  7. çünkü ebeveynlerimin de dediği gibi,
    ''Onlar çok gürültücü''.
  8. (Gülüşler)

  9. Dolayısıyla onları sadece
    penceremden izleyebiliyordum.

  10. Patenle kaymak en sevdikleri
    aktivitelerden birisiydi.
  11. Şehrin gerisindeki bir otobüse
    iple bağlanıp
  12. sitenin alt tarafına,
  13. benim apartmanımın önüne gelince
  14. arka tamponu bırakmayı severlerdi.
  15. Bir gün yanlarında
    yeni bir kız vardı.
  16. Her zamanki kahkahalı
    bağrışmaları duydum,
  17. araya ''Mira, mira! Mira, mira!''
  18. yani İspanyolca ''Bak, bak!''
    sözleri karışmıştı.
  19. Grup, sitenin üst tarafında
    bir otobüsü yakalayıp
  20. gülerek ve ''Mira, mira, mira, mira!''
    diye çığlık atarak aşağı kaydı.
  21. Otobüs aniden durdu.
  22. Tecrübeli biniciler uyum sağladı
    ve hızlıca otobüsü bıraktılar
  23. ama yeni kız geriye sendeledi
    ve kaldırıma düştü.
  24. Hareket etmiyordu.
  25. Yetişkinler ona yardım etmek
    için koştular.

  26. Otobüs sürücüsü ne olduğunu görmek
  27. ve ambulans çağırmak için dışarı çıktı.
  28. Kızın kafasından kan geliyordu.
  29. Gözlerini açmadı.
  30. Ambulansı bekledik ve bekledik.
  31. Herkes, ''Ambulans nerede?
    Ambulans nerede?'' diyordu.
  32. Nihayet polis geldi.
  33. Yaşlı siyahi Amerikali bir adam
    ''Hiç ambulans gelmiyor.'' dedi.
  34. Tekrardan bunu yüksek sesle
    polise söyledi.
  35. ''Hiç ambulans gelmiyor
    biliyorsun değil mi?
  36. Buraya hiçbir zaman
    ambulans göndermezler.''
  37. Polis sinirlenen komşularıma baktı,
  38. kızı polis arabasına koydu ve gitti.
  39. O zaman 10 yaşındaydım.

  40. Bunun doğru olmadığını biliyordum.
  41. Yapabileceğimiz daha çok
    şey olduğunu biliyordum.
  42. Benim yapabildiğim bir doktor olmaktı.
  43. Bir dahiliyeci oldum
  44. ve Amerika'ya ilk göç ettiğimde
    sahip olduğum komşularım gibi
  45. genelde ''az hizmet alan''
    olarak nitelendirdiğimiz
  46. savunmasız kişilerle
    ilgilenmeye adadım.
  47. 80'lerde Harlem'deki ilk yıllarımda

  48. HIV'e yakalanmış genç erkeklerde
    şok edici bir artış gördüm.
  49. Daha sonra Miami'ye taşındım,
  50. HIV'in kadınlar ve çocukları da
    kapsadığını fark ettim.
  51. En çok da yoksul, siyahi
    ve esmer insanları.
  52. Belirli bir kesimde görülen bir
    enfeksiyon, birkaç yıl içerisinde
  53. dünya çapında bir salgına dönüştü.
  54. Yine, bir şeyler yapma dürtüsü hissettim.
  55. Neyse ki aktivistler,
    yandaşlar, eğitimciler
  56. ve benim gibi hastalığı tedavi eden
    hekimlerin yardımıyla bir yol bulduk.
  57. HIV yayılmasını azaltmak
    ve hastalığa yakalanmış olanlara
  58. yasal koruma sağlamak için
    muazzam bir eğitim çabası vardı.
  59. Ödeme gücüne bakılmaksızın
  60. dünyadaki mümkün
    olduğunca çok hastanın
  61. ilaç tedavisine eriştiğinden
    emin olmak için
  62. siyasi bir istek vardı.
  63. Yirmi yıl içerisinde
    bu ölümcül enfeksiyonu
  64. diyabet gibi kronik bir hastalığa
    dönüştüren tedaviler ortaya çıktı.
  65. Şimdi ufukta bir aşı var.
  66. Son 5-7 yıl içerisinde,
    Florida'daki hastalar arasında

  67. yeni bir salgın hastalık fark ettim
  68. ve bunun gibi bir şeye benziyor.
  69. Opa-locka'da yaşayan ve
    emekli bir sekreterlik çalışanı olan
  70. Bayan Anna Mae ilaçlarını
    yeniletmek için gelmişti.
  71. Kendisinde tansiyon,
    diyabet, kalp hastalığı gibi
  72. yaygın kronik hastalıklar
  73. ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı
    ile birlikte astım vardı.
  74. Bayan Anna Mae benim
    uyumlu hastalarımdan biriydi,
  75. bu yüzden solunum ilaçlarını yeniletmeye
  76. normalden daha erken geldiğinde
    şaşırmıştım.
  77. Muayanenin sonuna doğru bana
  78. bir Florida Elektrik formu
    uzattı ve imzalamamı istedi.
  79. Elektrik faturasında borç vardı.
  80. Bu form, hekimlerin
    hastanın elektriği kesilirse
  81. etkilenebilecek araçları gerektiren
  82. ciddi sağlık durumlarını
    belgelemelerini sağlıyordu.
  83. ''Ama Bayan Anna Mae,'' dedim,
  84. ''solunum için herhangi bir
    tıbbi cihaz kullanmıyorsunuz.
  85. Bu şekilde sınıflandırılabileceğinizi
    düşünmüyorum.''
  86. Biraz sorgulama ortaya çıkardı ki
    sıcaktan ötürü nefes alabilmek için
  87. sabah akşam klima kullanıyordu.
  88. Çok astım ilacı aldığı için
    az parası kalmıştı,
  89. bu yüzden faturasını ödeyememiş
    ve borçları birikmişti.
  90. Formu doldurdum
  91. ama reddedilebileceğini bilerek
  92. onu aynı zamanda sosyal
    hizmet görevlisine gönderdim.
  93. Ondan sonra, Jorge vardı:

  94. Miami sokaklarında sattığı
    meyvelerin bazılarını
  95. zaman zaman kliniğimize hediye eden
    çok tatlı ve kibar bir adam.
  96. Ne zaman gün boyu o
    sıcak sokaklarda çalışsa
  97. sıvı kaybı ve böbreklerine yeterli
    kan ulaşamaması nedeniyle
  98. böbreklerinin işlevinde
    kötüleşme belirtileri görülürdü.
  99. Ne zaman birkaç gün izin alsa
    böbrekleri çok daha iyi çalışırdı.
  100. Ama başka hiçbir geçim kaynağı
    olmadan, ne yapabilirdi ki?
  101. Kendisinin de dediği gibi, ''Hava iyi de
    olsa kötü de olsa, çalışmak zorundayım.''
  102. Ama vakaların en tahrip edicisi

  103. Fort Laurderdale'dan KOAH'lı
    Bayan Sandra Faye Twiggs olabilir.
  104. Kızıyla vantilatör üzerine ettiği bir
    kavga ardından tutuklanmıştı.
  105. Hapisten tahliyesinden sonra
  106. apartmanına döndü,
  107. sürekli öksürdü
  108. ve üç gün sonra öldü.
  109. Fark ettiğim bir başka şey de şuydu:

  110. Veriler alerji sezonlarının
    haftalarca erkenden başladığını,
  111. gece vakti sıcaklığının arttığını,
  112. ağaçların daha hızlı büyüdüğünü
  113. ve Zika ve deng humması gibi tehlikeli
    hastalıkları taşıyan sivrisineklerin
  114. daha önce var olmadıkları
    bölgelerde ortaya çıktığını gösteriyor.
  115. Ayrıca iklimsel nezihleştirmenin
    yaklaştığı işaretlerini görüyorum.

  116. Bu, zengin insanlar
    daha yüksek rakımdaki
  117. ve iklim değişikliğinden
    doğan sel tahribatından
  118. daha az etkilenen fakir bölgelere
    taşındığında oluyor.
  119. Miami’nin Little Haiti semtindeki
    evinden çıkartıldığı için
  120. stresli ve gergin bir şekilde gelen
    hastam Bayan Marie gibi.
  121. Oraya lüks bir apartman yapılacaktı
    çünkü apartmanın geliştiricileri
  122. Little Haiti deniz seviyesinden
    üç metre yüksekte olduğu için
  123. selden etkilenmeyeceğini fark etmişlerdi.
  124. İnkar edilemez, bariz ve istikrarlı
    bir ısınma eğilimi yolda.

  125. HIV/AIDS'ten bile büyük olan
    bir sağlık tehlikesi gelişmekte
  126. ve bu tehlikenin nasıl görüneceğine
    dair ipuçları verenler
  127. benim dar gelirli hastalarımdı.
  128. Bu yeni salgın iklim değişikliği
  129. ve sağlığa çeşitli etkileri var.
  130. İklim değişikliği bizi dört
    başlıca şekilde etkiliyor.
  131. Doğrudan ısı, ağır hava şartları
    ve kirlilikle;
  132. hastalıkların yayılmasıyla;
  133. yemek ve su miktarının bozulmasıyla
  134. ve duygusal sağlığımızın bozulmasıyla.
  135. Tıpta, hafızamıza yardımcı olmak
    için ipucular kullanıyoruz
  136. ve ısı dalgası anlamına gelen
    ''heatwave'' ipucusu
  137. bize iklim değişikliğinin sağlığa
    sekiz önemli etkisini gösteriyor.
  138. H: Sıcaklık hastalıkları.

  139. E: Kalp ve akciğer
    hastalıklarının şiddetlenmesi.

  140. A: Astımın kötüleşmesi.

  141. T: Travmatik yaralar,

  142. özellikle ağır hava şartlarında olanlar.
  143. W: Su ve yemekten kaynaklı hastalıklar.

  144. A: Alerjilerin kötüye gitmesi.

  145. V: Vektör aracılı Zika, dang humması
    ve Laym gibi hastalıkların yayılması.

  146. E: Duygusal stresin artması.

  147. Fakir, savunmasız insanlar

  148. şimdiden iklim değişikliğinin
    etkilerini hissediyorlar.
  149. Onlar deyimdeki gibi
    ''felaket habercileri''.
  150. Gerçekten, deneyimleri vahiyler
    veya kehanetler gibi.
  151. Dünyamıza, ilk olarak onlara
    zarar veren,
  152. yanlış bir şey yaptığımıza dikkat
    çeken bir yol gösterici.
  153. Ama bizim sıradaki olmamız
    an meselesi.
  154. Eğer birlikte hareket edersek,

  155. doktorlar, hastalar
    ve diğer sağlık çalışanları olarak
  156. çözümler bulacağız.
  157. Bunu HIV krizinde yaptık.
  158. Orada, ilaç tedavisi
    ve daha iyi araştırma talep eden
  159. aktivist HIV hastaları ile doktorlar
    ve bilim insanlarının işbirliği sayesinde
  160. salgını kontrol altına alabildik.
  161. Uluslararası sağlık kuruluşları,
    STK'lar, siyasetçiler
  162. ve HIV ilaçlarını düşük gelirli ülkelerde
    ulaşılabilir hale getiren
  163. ilaç şirketleri sayesindeydi.
  164. Bu işbirliği modelini, çok geç olmadan
    iklim değişikliğinin
  165. sağlık üzerindeki etkilerine de
    uygulayamamamız için bir sebep yok.
  166. İklim değişikliği burada.

  167. Çoktan yoksul insanların
    sağlığına ve evlerine zarar veriyor.
  168. Hastam Jorge'nin yaptığı gibi,
  169. soğuk sıcak demeden
  170. her halükarda,
  171. çoğumuz çalışmak zorunda kalacağız.
  172. Ama hastalar ve doktorlar
    el ele vererek
  173. bazı basit aletlerle
  174. hepimiz için iklim geçişini
    daha az şiddetli hale getirecek
  175. birçok şey yapabilirler.
  176. Bu hastalar bana iklim
    değişikliğiyle savaşmak için

  177. bir klinisyen kuruluşu
    kurma ilhamı verdi.
  178. İklim değişikliğinin sağlığa
    olan etkilerini anlamaya,
  179. iklimle alakalı hastalığı olanları
    korumayı öğrenmeye
  180. ve gerçek dünya çözümlerini
    desteklemeye odaklanıyoruz
  181. Yakın zamandaki bir Gallup araştırması,
    en çok saygı duyulan üç mesleğin

  182. hemşireler, doktorlar ve eczacılar
    olduğunu gösterdi.
  183. Bu yüzden toplumun
    saygı duyulan üyeleri olarak,
  184. iklim değişikliği politikasını
    ve siyaseti etkilemek için
  185. sesimizi yükseltiyoruz.
  186. Yapabileceğimiz çok fazla şey var.
  187. Klinisyenler olarak, hastalarımızla
    olan iletişimimiz
  188. olanları diğerlerinden
    önce görmemizi sağlıyor.
  189. Bu bizi değişimin önde gelenleri
    olmak için uygun bir pozisyona koyuyor.
  190. Sağlık meslek okullarımızda iklimle
    ilgili hastalıkları öğretebiliriz.

  191. Onları tanımlayacak faturalama
    kodlarının olduğundan emin olarak
  192. hastalarımızın iklimle alakalı
    durumlarından bilgi toplayabiliriz.
  193. İklimle alakalı sağlık
    araştırmaları yapabiliriz.
  194. Evlerde nasıl yeşil uygulamalar
    olabileceğini öğretebiliriz.
  195. Hastamızın enerji ihtiyacını
    savunabiliriz.
  196. Daha güvenli evlere sahip olmaları
    için yardım edebiliriz.
  197. O evlerde durumlar kötüleşirse
    gerekli ekipmanı almalarında
  198. yardımcı olabiliriz.
  199. Bulgular konusunda meclis üyelerinin
    önünde tanıklık edebiliriz
  200. ve hastalarımızın iklimle ilgili
    rahatsızlıklarını tedavi edebiliriz.
  201. En önemlisi,
  202. ekonomik ve sosyal adaleti içeren
  203. bir sağlık modeli kullanarak
  204. hastalarımızı karşılacakları zihinsel
    ve fiziksel zorluklara hazırlayabiliriz.
  205. Bu, hapisten çıktıktan sonra

  206. kızı ile bir vantilatör üzerine kavga edip
    ölen KOAH Bayan Sandra Faye Twiggs,
  207. apartmanındaki sıcaklığın onu
    hasta ve sinirli yaptığını bilir
  208. ve serinlemek için daha iyi
    bir yere giderdi anlamına geliyor.
  209. Hatta daha iyisi, apartmanı
    asla çok sıcak olmazdı.
  210. Yoksullardan, hayatlarımızın sadece
    hassas olmadığını ama aynı zamanda

  211. direnç, yenilik ve hayatta kalma
    hikayeleri olduğunu öğrendim.
  212. Tıpkı o yaz gecesi yüksek sesle
    polise gerçeği söyleyen
  213. yaşlı bilge adam gibi:
  214. ''Hiç ambulans gelmiyor,''
  215. ve onun yerine polisi küçük kızı
    hastaneye götürmesi için zorlamıştı.
  216. Bakın ne diyeceğim.

  217. Hepiniz dinleyin.
  218. Eğer iklim değişikliğine karşı
    tıp bir cevap verecekse
  219. bu sadece bir ambulansı
    bekleyerek olmayacak.
  220. Biz klinisyenler ilk adımı
    attığımız için olacak.
  221. O kadar ses çıkaracağız ki,
  222. mesele ihmal edilemeyecek
    veya yanlış anlaşılamayacak.
  223. Hastalarımızın anlattığı hikayelerle
  224. ve bizim onların adına
    anlattığımız hikayelerle başlayacak.
  225. Her zamanki gibi hastalarımız için
    doğrusu neyse onu yapacağız;
  226. ama aynı zamanda çevremiz için,
  227. kendimiz için,
  228. bu gezegendeki tüm insanlar için,
  229. hepsi için doğrusu neyse
    onu yapacağız.
  230. Teşekkürler.

  231. (Alkış ve tezahüratlar)