-
Konuşmak için, bize faydası olacak şeyler göndermesi için
Şeyhimizin himmetini diliyoruz.
-
Öncesinde de söylediğimiz gibi...
-
Otur bir yere. Sohbet başlıyor.
Otur, otur.
-
Gayemiz, Sırat-ı Müstakim'de kalmak.
Bu çok büyük bir şey.
-
Çoğunluk bunu aramıyor.
Müslümansan, zaten Sırat-ı Müstakim'desin, diyorlar.
-
Zaten Müslümansın, Cennete gideceksin.
-
Bunu garantilediğimizi kim söylemiş bize?
-
Kesin garanti mi edilmiş?
Kim söylüyor böyle olduğunu?
-
Eğer kendine bunu garantiliyorsan, o zaman sen kendini, kendi sözlerini, kendi fikirlerini
Allah'ın koyduklarının üzerinde tutuyorsun demektir.
-
O imandan çıkmayacağını sana garantileyen ne?
-
Eğer tabii gerçek bir imanın varsa.
-
İslam'a sahip olduğunu düşünebilirsin. İslam nedir?
Sadece Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhemmeden Abduhu ve Resuluhu mu demektir?
-
Bu kadar mı?
-
Kalbine koymadan, sadece bunu söylemekse eğer,
o zaman bir kuşu da bunu söylesin diye eğitebiliriz.
-
Daha iyi bir Müslüman olur kuş.
-
Namaz kılmak sadece yukarı aşağı eğilip kalkmaksa,
böyle eğilip kalkacak bir robot da yapabilirsin.
-
Yani mümin olmak, bundan çok daha derin bir şey.
-
Aslında mümin kişi ne derece inandığına bakmaz;
onu inançsızlığa, şüpheye götüren şeylerin ne olduğuna bakar.
-
Sorunlar neler? Onları ortadan kaldırır.
-
O yüzden manevi yolda, Tasavvuf yolunda,
çeşitli açılımların olduğu dönemlerden geçersin.
-
Açılır. Bu demek oluyor ki, sen kapalıydın.
Perdeler vardı orada.
-
Ne yapman gerekiyor? Örtüyü kaldırman gerekiyor.
Açman gerekiyor.
-
Önümüzde kaldırmamız gereken şeyin ne olduğunu bilmiyorsak
nasıl açacağız peki?
-
Hiçbir zaman açmazsın. Ondan sonra da,
"Hepsi bu kadar," diye düşünürsün.
-
O zaman kimsenin dediğine inanmazsın. "O örtünün ardında, hiçbir zaman hayal dahi edemeyeceğin
başka bir anlayış, başka bir ufuk, başka bir rahmet var."
-
"Hayır, yok öyle bir şey!"
O zaman aynen Vahhabi gibi olursun.
-
Sadece ne olduğunu anladığın bir şeyi kaldırıp atabilirsin.
Ne olduğunu anlamıyorsan, kaldıramazsın ki.
-
Bizler müminiz, birer mümin olmaya çalışıyoruz.
Yoldan bazı şeyleri kaldırıyoruz.
-
Neleri kaldırıyoruz?
Size zarar verecek olan şeyleri kaldırıyoruz.
-
İmanınıza zarar verecek şeyleri kaldırıyoruz.
-
Anlayın, imanın 73 şubesi vardır.
İlki ne? La illallah demek.
-
73 şube içerisinden en küçük olanı nedir?
Yoldan zararlı bir şeyi kaldırmaktır.
-
Bu imanımızın bir parçası.
Fiziksel anlayışa göre yolda yürürken bir taş görürsün,
-
bir ağaç, bir şey görürsün ve onu yoldan kaldırırsın.
Hayır ama bundan daha derin bir anlayış da var.
-
Yolundan, kendi yolculuğundan bir şeyi kaldırmaktır.
Kaldır onu.
-
Bir kere kaldırmaya başladın mı, o zaman hiçbir sorun yaşamadan yolda kalırsın.
-
Bu çok büyük bir şey. Çünkü Allah (svt)'nın kendisi söylüyor.
Bunu günde 40 defa tekrar edin, diyor:
-
İhdinâs sırâtel mustakîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim
gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn.
-
Sadakallahül Azim.
-
Fatiha'nın bu kısmı, Allah'ı hamdetmekten,
söz vermekten sonra geliyor.
-
"İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn" diyoruz, söz veriyoruz.
"Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz."
-
Bu sözü nasıl tutacağız?
Yalnız Allah'a ibadet etmeyi ve yalnız O'ndan istemeyi nasıl yapacağız?
-
Allah yolu gösteriyor bize. Yapmanız gereken bu, diyor.
-
"Sırat-ı Müstakim'de kalmanız için, sapmış yolda değil de doğru yolda olmak için,
Bana doğru şekilde ibadet edip Ben'den doğru şekilde yardım dilemeniz için böyle yapmanız gerekiyor."
-
"Doğru yoldasınız diye, kabul gördüğünü zannetmeyin.
Nimet verdiklerimin yolunun olması gerekiyor."
-
"Ve herhangi bir kişiye ya da herkese nimet vermem.
Nimetlendirdiklerimin yolunu takip edin."
-
"İzleyin."
Bir kere izlemeye başladık mı, o zaman yolculuğumuza başlarız.
-
Tasavvuf size örtüleri nasıl aralayacağınızı, bu yolculuğunuzda yolunuzda duran
zararlı şeyleri nasıl kaldıracağınızı öğretecek.
-
Nefsiniz en zararlı şeydir. Şeytandan bile daha zararlıdır.
Ve yüzlerce binlerce hile ve tuzak kurarak gelir nefs.
-
Şeytan da orada. Onu da kaldırın.
Arzularınız orada. İlk önce onların ne olduklarını anlayın. Kaldırın
-
Bu dünya- ki çoğunluk bu dünyanın insanın düşman olduğuna inanmıyor.
-
Müslümanı, gayrimüslimi, "Dünya muhteşem," diyorlar.
"Daha fazlasını alın bu dünyadan. Dünya sizin dostunuz, arkadaşınız."
-
"Allah bu dünya sizin düşmanınızdır diye buyurur," diye söyleyen kim kaldı?
Özellikle de Müslüman ülkelerde.
-
"Oyalanma yeri. Hileli bir yer," diye kim söylüyor?
Kur'an ayetlerini gizliyorlar.
-
Nerede yapacaklar ki bunu? Arap ülkelerinde mi?
Klozetlerini altından yapanlar mı böyle diyecek?
-
Nerede? Diğer Müslüman ülkeler de
sadece patronlarını memnun etmenin peşinde koşuyor.
-
Halklarına, "Dininize bakmayın. Dünyaya bakın. Çünkü ehl-i dünya ile yarışmamız gerek," diyorlar.
-
Denge kalmadı artık.
-
Eğer yolunuzda size zarar veren şeyin ne olduğuna bakmıyorsanız,
sırat-ı müstakim'de olduğunuzu zannedebilirsiniz ama çoktan yoldan sapmışsındır. Kayboldun.
-
Ya da yoldasındır ama sana çoktan zarar vermiştir.
Zarar verdi sana.
-
O zaman Allah'a ibadet edebileceğini mi zannediyorsun? Hayır.
O'ndan mı yardım diliyorsun? Hayır.
-
Belki şeytandan yardım diliyorsun. Ya da nefsinden.
Ya da dünyadan, veya arzularından.
-
Ama Allah'tan ve O'nun nimet verdiklerinden değil.
-
Bugünler, her yerde çok fazla fitnenin dolaştığı zamanlar.
-
İmanınızı sade tutun. Bizler sade müminler olmak istiyoruz.
Sade müminler olmak istiyoruz.
-
Allah'a kul olmak istiyoruz.
-
"Hizmet edilmek için buradayım," diye düşünerek gelmeyin. Hayır.
-
Bizler hizmet etmek istiyoruz.
Çünkü bir müminin vazifesi ve işlevi budur.
-
(Yoldaki engelin) ne olduğunu anlayana kadar, bize hiçbir şey emanet etmezler.
-
Bu kadarı yeterli.
Allah beni bağışlasın.
-
El Fatiha.